ÖLÜMDEN ÖNCEKİ YAŞAM...
Kendinle tüm dünya arasında uçurumlar
ve alevden cehennemler kaynatan
bir yalnızlık içinde,
aslında herkes gibi yaşıyorsun,
karanlıkta,
bir derinin temasına muhtaç çıplaklık
ve kendi kaderinden bir ayna uzaklıkta...

Oysa ki var olan her insan sensin,
tüm toplum, tüm uygarlık, dinler, tanrı...
Kendinin en iyi arkadaşı,
en büyük düşmanı,
güvenilmez sırdaşı...

Bunun dışında kalan tüm insanlar,
dağlar, bulutlar, yağmur tanesini yaratan toz, kozalak çıtırtısı,
dairenin düz kenarı, alevin mavi nefesi
ve akan dere üzerinde süzülen kız böceği
manzaradan ibaret...
Kendini düşmeye bırakmayı dene o halde;
Kendini düşmeye bırakmayı dene o halde;
belirsizlik çukuru da denilen
zamanı büken bir tavşan deliğine örneğin,
tüm güvencelerini,
tüm bildiklerin ve yaşanmışlıklarını bırakıp
yeni bir adımla...
Ola ki.
Gösterebilirsen bu özgüveni,
özgürlüğe kavuşmuşsun demektir, kutlu olsun.
Yeryüzünün maddi manevi
hiçbir yasasına uymam gerekmez artık.
Düşeceğini sandığın karanlık
aslında evrenin rahmidir.
Yıldızlarla birlikte düşer
galaksilerle dans edebilirsin artık...

Velhasıl vakit geceye yakın ve
birazdan uzanacağın,
düştükçe içine çekileceğin
ve uykuda öleceğin için bu sevinç.
Sonra sabah olacak elbet bir yerde
ve yeniden bir yaşam karşılayacak seni
yani belirsizlik güzel,
uyumak güzel,
sonunda uyanacağın için...
Sabahın gelmesi istiyorsan
en kestirme yolu uyumak...

Peki ölüler hayata dönebilirler mi yeniden?
Kitapların kutsal sayılanları hayır dese de bu türlü
sen geceyi dinle yine:
o evet diye haykıracak sana
kapanırken gözlerin...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder