15 Ağustos 2017 Salı

DİNLE KÜÇÜK KIZ...

Elinde kitabın,
heyecanla
tekrar yürüyecek ve 
"Acaba nerede okumuştum?"
diye düşüneceksin bir yandan da...
Fotoğraf
idam mahkumunun biri
ölümünden bir saat evvel,
yüksek bir dağın tepesinde,
ancak iki ayağının sığabileceği kadar
daracık bir yerde yaşaması gerekse,
Çevresindeyse uçurumlar,
Fotoğraf
okyanuslar,
sonsuz karanlıklar,
fırtınalar ve
sonsuz bir yalnızlık olsa
yine de o bir avuç yerde
ömrü boyunca, 
binlerce yıl,
sonsuza dek yaşamayı 
o anda ölmeye yeğleyeceğini söylemiş...
Fotoğraf
Yeter ki yaşasın!
Yalnızca yaşasın!
Kafanı kaldırıp kitaptan
"Aman Tanrım!"
diyeceksin dehşet içinde,
"bu nasıl bir gerçek böyle?
İnsan ne alçak bir yaratık..." 
Fotoğraf
Bir dakika kadar düşüneceksin ardından... 
Sonra, 
"Bunun için insana alçak diyen de alçaktır!"
diye ekleyeceksin,
kaldığın sayfaya, 
bir yaprağına kan sıçramış
kuru bir papatya koyup,
Suç ve Ceza'yı kapatırken...

DİNLE KÜÇÜK KIZ...

Yalnızlığının
gölgede kalmış girintilerine
nefes aldırmak için
ve ılık bir rüzgarın estiği yönde
doğduğun harabenin bulunduğu
eski sokağından geçiyorsun bir tesadüf...

Fotoğraf
Eskiden yaşadığın bir evin
önünden geçmek ve
evin hâlâ var olduğu gerçeği,
o zamandan bu yana
yani oradan başka yerlerde
yaşadığın tüm zamanı
bir şekilde gerçek dışı kılıyor... 

Fotoğraf
Evdeki her şeyin
mutluluğun ve güneşin
ama aynı zamanda
damarlarında dolaşan deliliğin de rengi olan
sarıya boyalı olduğunu hatırlıyorsun.
Ama yıkıntılar içinde
görünen gökyüzünün zihin açıcı maviliği
bir zamanlar seni koruyan duvarları
huzur verici bir Nil Yeşiline dönüştürmüş... 

Fotoğraf
Gerçekliğin
zaman sisi içinde bulandığı kaldırımda
ona rastlıyorsun bir tesadüf... 
Hatırlayabildiğin
ve 'ilk aşkın?' diye sorduklarında
cevap olarak içselleştirdiğin...
Konuşmaya çalışmak;
sözcüklerden bir ağa takılmak gibi,
ipler ve düğümlere dolanıyorsunuz
ve her ikiniz de nihayet
özgürlüğünüzü sağlayacak
bir şeyler söyleyebileceğinizi düşünüyor, 
ama konuştukça dolaşıklık
ve düğümleriniz çoğalıyor... 

Fotoğraf
Bir fırtınanın merkezindeki
durgun ve bomboş noktada
gözlerinin içine bakarak belki ve;
Birden bire değil de
yolarak, acıtarak ve kanatarak
''Neden kanatlarınızı kopardığını''
soruyor... 

Fotoğraf
Hâlâ konuşurken duyulmaz notalarla
ölü duvarlara takılıyor gözlerin
bir zamanlar en çok kendin olduğun
o dört duvar içine.
Dört bir yanımızı çeviren bu şehir
ve tüm bu duvarlarının,
aslında yaşayanların
mezar taşları olduğunu fark ediyorsun
eski aşkların yaz yağmurlarıyla suladıkları...
Arkanı dönüp eski yaşamın
ve mezarından usulca uzaklaşıyorsun sonra
güneş açan ve yağmur görmemiş uzak düzlüklere...

14 Ağustos 2017 Pazartesi

DİNLE KÜÇÜK KIZ...

Saman yolunda döllenmiş,
Pegasus kanatlı yıldızların
nehir diplerinden aktığı
ve hiçbir şeyin hiçbir şeyle
turkuaz kristalleri içinde karıştığı
birbirinden aslında çok uzak
iki hiçliğin suretleri gibi olacaksınız...
Fotoğraf
Biri, 'sen' dediğin
ve diğeri çok uzaklardan geldiğini sandığın 
ve halbuki kaderin kör kuyusundaki
gümüş okyanusa yansıyan,
farkında olmadığı
görünmez bir zincirle sana bağlanmış O;
bir aynanın kavuşmaz sınırında... 
Fotoğraf
Bir ayna elbet,
kalbi görünmeyen,
sen varsan var olan,
sen görürsen gören,
öldüğünde ölen...
Fotoğraf
Pek çok yalana şahit olacaksın bu uğurda,
sözle, yazı ve resimle.
Fakat en çok da
susarak yalan söyleyecekler sana
gözlerinin en derinine bakıp... 
Fotoğraf
Geçecek elbet
ve bir gün
soluk mavi bir nokta olmayı dileyeceksin artık...
Yani şu anki varoluşun gibi
boşlukta
kızıl yapraklar misali süzülen bir şey değil,
basit ve tüm bu anlamsız eylemi bitiren,
tanımsız, boyutsuz,
zamansız bir nokta...
Fotoğraf
yaşam,
yalan
ya da en güzeli
artık aşkı düşünmeyecek kadara
içindeki sonsuzluğa tomurcuk salmış,
uçsuz bucaksız bir dev kadar güçlü,
boyutsuz küçücük bir nokta... 
Fotoğraf
Sen küçük insan,
belki bu yüzden bu büyük alemin,
ya da her ne diyorlarsa;
evrenin, kosmozun bir minyatürü sayılmaktasın.
Bilinen tüm bu evrende 
küçük bir nokta olsan da
büyük alemin tüm hakikatleri üzerinde yani... 
Bu sebeple belki
büyük düşünürler
aynadaki büyük yansıman olan
bu büyük aleme
insan-ı kebir
yani büyük insan diyecekler...
Fotoğraf
Velhasıl evrenin
ve Tanrının bir sureti,
küçücük bir noktasın sen 
kimseye ihtiyacı olmayan,
yalnızlık ona mahsus denilen...

12 Ağustos 2017 Cumartesi

PAZARLARI KAPALI...
Yine de karanlık ve çoğu zaman zorlayıcı tüm  bu şeyleri okuma zahmetin için teşekkürler...
her ne kadar senin için yazılmamış olsalar
ve sesini duyamıyor olsam da...
Belki en derinde, Jung'un ortak bilinç dediği garip seviyede aynıyız. bu yüzden ilgimiz birbirimize...CLOSED ile ilgili görsel sonucu

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar

11 Ağustos 2017 Cuma

DİNLE KÜÇÜK KIZ...

Yaşamak, 
'şimdi' ve 'burada' 
olmaktır... 
Fotoğraf
Yaşadığın ana, 
dikkatini daha fazla verebilmek için
günleri ve saatleri düşünmekten
vazgeçeceksin ve
kaldıracaksın tüm saatlerini nihayet
bir tavan arasına... 

Fotoğraf
İşte tam da bunu yaptığın an,
sorunların
daha ortaya çıkmadan
çözüldüğünü hissedeceksin
mucize misali... 
Ve yaşadığın anın
'basit veya küçük' dedikleri
ayrıntılarına odaklanacaksın
büyük dertlerin arefesinde ve
büyük dediğin felaketler
uzak kalıverecek senden
fersah fersah...
Fotoğraf
Yani bir yasam felsefesi olacak
bu senin için;
içgüdüsel olarak
yaptığın
ne kadar önemsiz görünse de
ona odaklanacaksın artık.
Soluk alırken
soluk almanın nasıl bir şey olduğunu
yaşayacaksın ağır ağır ve
gözünü kırparken örneğin
çalışan onlarca kası hissedecek ve
hayran kalacaksın
bir mucize olan sana... 

Fotoğraf
Demek istediğim
olup bitene bakıp
şimdi ve burada, 
çevrende
gerçekten sana ait, 
gerçek manada yaşayabileceğin
tek zaman dilimini
 fark edeceksin bir gün... 

Fotoğraf
Bu şekilde kurtulacaksın
gerilimlerden
ve korkuların başka bir zamanda
asılı ıslak çamaşırlar gibi
kuruyup ferahlayacak
serbest kalınca sezgilerin... 

Fotoğraf
Böylece çözülecek
çözümsüz dediğin sorunların ve
böylece kurtulacaksın
kurtulamayacağın acılarından... 

Fotoğraf
Velhasıl
hayatın
tüm ayrıntılarıyla
göz kamaştırıcı bir Güneş 
olduğunu fark edeceksin
'şu anı' yasayabilirsen eğer;
Sayısız güneş ışığının bir toplamı olan
Buz sarısı bir güneş...

10 Ağustos 2017 Perşembe

DİNLE KÜÇÜK KIZ...

Dilbilimcilerden bir gün,
tüm dillerdeki
en çok kullanılan ve
en önemli sözcüklerin
hep kısa sözcükler
olduğunu öğreneceksin;
Evet,Tanrı, Sevgi... 

Fotoğraf
Bir başka kısa sözcüğün ise
seni tuzağa düşürdüğüne tanık olacaksın
pek çok zaman
ve onlar,
'Hayır'
demenin kaba, bencil ve
sosyalliğe aykırı olduğunu iddia edecekler
her fırsatta... 
Oysa ki, öyle istedikleri için
'evet' demenin; 
aslında bizzat kendine
'hayır' demek olduğunu bilmeyecekler... 

Fotoğraf
O yüzden artık
'hayır' diye sesleniyorsa yüreğin
onu dinleyecek ve
'evet'
demek zorunda olmadığını,
kimseye bir borcun olmadığını şu kısacık hatta, 
bileceksin... 
Fotoğraf

Kelimeler değil belki,
belki de en iyisi sessizlik ve
sessizliğe kulak vermektir... 
Sessizlik,
hiçlik manasına gelmez elbet.
bir çeşit gebelik halidir,
'Tin'in...
Korkunç güçleriyle depremler
sezi ötesi bir sessizlikle gelir örneğin ve
gecelerin en tekinsiz yaratıkları
en sessiz olanlardır... 

Fotoğraf
Ve sessizlik
Tanrının alfabesidir,
rüzgarın sesi, yıldızların müziği,
deniz dibinde kalmış ve
zamandan çok önce yaratılmış bir mabedin
dalgalarca harekete geçirilen
çanlarının sesidir... 

Fotoğraf
Velhasıl en kısa sözcüklerden
biri de 'aşk' tır ve
aşka da en çok yakışan
sessizlik...

9 Ağustos 2017 Çarşamba

DİNLE KÜÇÜK KIZ...

Ağlamaya yer kalmadığı için de
gülebilir insan... 
Tam karşında oturan; 
üzgün yüzü, 
başının hemen üzerinde bulunan saatle
aynı hizada olduğu için
her iki şekli birbiriyle ilgili,
bağlantılıymış gibi algılıyorsun.
Saat beşi kırk geçiyor. 
bir şeyler için ne çok geç
ne de erken değil.
Tıpkı altında oturan kadın gibi hüzünlü...
Fotoğraf 
Sırf normal görünebilmek uğruna
olağan üstü bir enerji sarf ettiğini
görebiliyorsun;
tıpkı senin gibi...
Küçük not defterine dönüyor
ve tekrar bir şeyler karalıyorsun: 
Fotoğraf
Masa üzerindeki
küçük kırıntıya kayıyor sonra gözün,
her yönden gelen bir karınca ordusu
ortaya çıkıyor ve
sanki açlıktan ölüyorlarmış gibi
kırıntının üzerine saldırıyorlar.
Muhtemelen
senden başka kimsenin
izlemediği ve
bu  yüzden
gerçek olmayan bir görüntü... 
Fotoğraf
Seni asıl rahatsız edenin
zaman olduğunu fark ediyorsun sonra.
Ve duvardaki saatin
son derece saçma mekanizması,
ortak bir eksen üzerinde
biri gözle görünür bir hızla hareket eden
üç kargıya benzer iğnemsi şey,
kimsenin doğru düzgün açıklayamadığı bir şeyi
zamanın ilerleyişini ölçüyor...
Neden 12 sayı?
Neden diğer ölçüler gibi 10 değil?
Çünkü diğerleri gibi veya
muhtemelen var bile değil...
Fotoğraf
Diğer yandan
'Kimsenin,
aşk macerası yaşamak isteyip de
vakit bulamadığını söylediğini
hiç duymadığını'
not ediyorsun.
Zira ne kadar meşgul olursan ol,
o tutkuyu hissediyorsan vakit buluyor insan...
Fotoğraf
Gözlerini,
karaladığın defterden,
saatin altında oturan kadına kaydırıyorsun tekrar;
olması gerektiği gibi ağlıyor...
Bir şeyi, 
ona hep sahip olduğun için
hiç fark etmediğini anlaman bile 
onu kaybedince oluyor...
Sessizce toparlanıp
masadan kalkıyorsun,
aynadaki görüntün
başının hemen üzerindeki saate bakıyor,
gözlerine dokunup hafifçe mendiliyle
üzerinde pembe bir karınca gezinen defteri kapatıyor...