ÖLÜMDEN ÖNCEKİ YAŞAM...
Tercihin
ya da kaçman gereken bir şey kalmadığında artık taşıyamayacağın kadar büyük
bir uykunun sırtında,
saatlerce uzandığın
gözlerin açık bu yerde yani
karanlık tavana bakarken buluyorsun kendini
ve şüphesiz ölünce
tam da böyle görüneceğini biliyorsun...

Üzerinde aydınlanan
gökyüzüne bakıyorsun belki
aslında orada olmayan;
pek bir şey görünmüyor,
görüşün hatıralarla buğulanıyor,
zamanın sisi engelliyor görüşünü, gökyüzünü...
Hissettiğin bu şey ölüm acısı değil,
sadece ayrılığın
atardamarlarında dolanan zehirli düşünceleri...
zira ölümün acı vermediğini biliyorsun.
Hayatın bizzat kendisi
acı veriyor sadece...

Öbür dünyaya inanıyor olsaydın eğer
bizzat orada
cehenneme gidecek olduğunu biliyorsun...
Ve fakat öbür Dünyaya inanmıyor ama
cehennemin varlığına
tüm benliğinle inandığın için
sırf bu yüzden yani
öbür dünyada değil de
bu dünyada cehennemi Yaşamaya yazgılısın...
Demek istediğim
Demek istediğim
kim neye inanıyorsa
öldüğü zaman başına gelecek o;
kaçışın veya
tam olarak neye inandığının bir önemi yok aslında...

Yataktan kalkar ve
her zamankinden
daha ağır bir makyaj yaparken
güzel görünmek için aynalara;
Aşkın,
bizi olanca çıplaklığımız,
mutsuzluğumuz,
incinebilirliğimiz ve
hiçliğimiz içinde yakaladığı için
öldürdüğünü biliyorsun bu türlü...

tozpembe yıldızlar saçarak
doğrulurken karanlığa,
"Bir kadın"
diyecekler ardından senin için,
kimsenin katılmadığı
ve cehenneminden artık azad olduğun
bir cenaze töreninde,
"O kadar makyajlıydı ki
kimse yok olduğunu fark edemedi..."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder