ÖLÜMDEN ÖNCEKİ YAŞAM...
Sokakta futbol oynayan çocukların mutlu gürültüsü;
''Damar damar üstüne binmiştir'' diyor, birtanesi;
''kırılsa duramazdın...''
Hava buz gibi acımasız bir sıcak...
Seramik bir saksı içinden fıskiye gibi fışkıran
tüyümsü yapraklı devasa bir aşk merdiveni
garip çağrışımlar yaratıyor zihninde,
belki sırf adı yüzünden...

Jane Austen hiç evlenmediği halde
evlilik üzerine yazmış,
Oscar Wilde kendi ifadesiyle
bir kadınla hiç tutkulu bir aşk yaşamadığı halde
bu duyguları mükemmel anlatmış,
Tolstoy Anna Karenina 'da
bir kadının hislerini bir kadından dahi,
daha iyi anlatabilmiş ve
Dostoyevski Suç ve Ceza' da
katil Raskolnikof'un ruhsal anatomisini
en ince ayrıntısına kadar bize yaşatmıştır...
O halde insan ya da ben dediğin
O halde insan ya da ben dediğin
bir'den ibaret bir varlık olamaz;
bir tek insan içinde;
insanlığın bütün hallerini taşır...

2. perde 2. sahne
edebiyat tarihinin en ünlü aşk sahnesiyle başlar örneğin;
hâlâ birbirinin yüzünü görmemiş iki sevgili
Juliet 'in balkonu ve karanlıkta
aşklarını itiraf ederler,
''Biliyorum, gecenin maskesi var yüzümde... "
Sen bir kadın, bir kız çocuğu,
Sen bir kadın, bir kız çocuğu,
erkek, bir zorba,
bir katil, bir aşık ve
tüm bunlarla aynı zamanda bir kurbansın aslında.
Peki bu ne anlama gelir?
Bir hiç?

Velhasıl

Velhasıl
''Yüreğin bir bildiği var fakat akıl bundan bihaber... "
Olduğun yerden doğrulup
Olduğun yerden doğrulup
paramparça ettiğin yalnızlığının,
mükemmel,
yuvarlak üçgenler şeklinde dağılmış
can kırıkları üzerinde
zarif, siyah bir kedi edasıyla
"ölüme yürüyorsun her saniye yaptığın gibi...''

En azından ruhun gülümsüyor
sonunda özgür kalacağı için ve
''Bir hoşlantı idi o... ''
diyor, sır verir gibi, gülümseyerek ve
kalbindeki sızıyı işaret ederek ,
''Aşk olsaydı duramazdın... ''
Not: ''hoşlantıdır o. aşk olsa duramazdın...' yazıyordu, dun akşam trafikte rastladığım beyaz Doğan'ın arkasında, hoş geldi ve bu yazıyı getirdi aklıma... Ç.T.''
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder