DİNLE KÜÇÜK KIZ...
Yaşlı bir asmayla gölgelenmiş bir sabah
otururken masanda
sert, dirençli, düğüm düğüm olmuş
dalların çatalında
yuvasını fark edeceksin.
Pas rengiyle karışık gri bir kumru...

Gündüz ya da gece,
her baktığında orada olacak,
kara boncuk gözleriyle
küçük başı solgun
naif kaygılarla oraya oraraya dönen.
Ama nöbetine devam edecek,
Ama nöbetine devam edecek,
hışırtıyla doğrulup arada bir
başını yaprakların gölgesinden çıkarıp çevresine,

çatılara baksa
ve arada bir incecik
pas rengi bir tüyü ardında bırakarak ve
daireler çizerek karşı çatıya uçsa da...
Velhasıl yalnız bırakmayacak
sen sandığını ki aslında
küçük benekli bir yumurta olacak
onu şiddetle yörüngesinde tutan...
Kuşun olması gerektiği gibi
davrandığını fark edeceksin o an;
ne bir eksik ne bir fazla...

İnsan ya da bir canlının
yeterince gayret sarfetmesi halinde
her şeyi gerçekleştirebileceğini
söyleyen safsatayı düşüneceksin sonra;
ama sarf edilen çaba
hemen her zaman insanı doğal olanın,
cereyanın tersine hareket ettiğinin,
olayları kendi doğal akışları içinde
yönelmedikleri tarafa doğru
zorladığının belirtisi olacak
ve doğaya karşı çıkmadıkça
hiçbir şeyin gerçekleştirilemeyeceği
belki bir dereceye kadar kafana yatsa da
bu görüşün yapaylığı
ve sonuçları
en azından çevrende daireler çizerken
bu küçük yaratık
gözünde nefret edilircesine yanlış gelecek nedense...

"Doğal nedir?"
diye soracak
yumurtasından uzaklaşamayan,
O an fark edeceksin
var güçleriyle güneşten kaçmaya çalışan gezegenlerin
melankolik ezgilerini
kırık kalbinle...
Seni çekmeye çalışan birinden
kaçmaya çalıştıkça,
yapabildiğin tek şey
aslında onun yörüngesinde dolaşmak olacak...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder