BİLİNMEYEN NO 42:
İLK ROMANIM BÖLÜM 1..
![]() |
(SİZE ULAŞMAM BİRAZ ZOR OLACAK:( |
Google + daki anlayamadığım sorunlar nedeniyle erişim problemi yaşamakyatım.. ne olduğunu anlayana kadar yazmak sorun olacağı için yazılarıma ait haberleri anladığım kadarıyla sadece facebook ve twitter dan verebileceğim..
Bu sınırlı şartlara rağmen yazmaya devam edeceğim yazılarımı kontrol etmek üzere bloğuma giren ve beni okuyan arkadaşlara teşekkür ederim..
KİTABIN ADI: SEVDAM VE 29..
YAZAN: ÇETİN TARI..
KISIM 1… İNTİHARLAR
(Fuzuli)
İLK SÖZ:
’’BUGÜN’’
01 EYLÜL 2018 ( SAAT
09.16) …BEN
Fiziksel
olmayan esrarlı doğasıyla aşk;
Görünmez
kayalıklar ve her seçimde kabarıp bembeyaz köpükler halinde
Olasılıklara
parçalanan zaman okyanusunda,
Fırtınaya
kapılıp kaybolduğunu sandığımız bu çok uzak iki tekneyi,
Eninde
sonunda girdabın merkezinde buluşturmayı başaran şeydi…
Şüphesiz
seninle olduktan sonra dünyam sonsuz bir mutlulukla sarmalandı evet ama,
Her şey
nasıl başlamıştı hatırlıyor musun?
Yani daha
beraber değilken ve kader henüz karar vermişken birlikteliğimize ve aynı nefes
alma anlarında ve saatler aynı rakamı gösteriyorken farklı gökyüzleri altında;
Aynı
rüyayı görüyor muyduk ya da beraber iç çekiyor muyduk aynı anda örneğin?
Aynı
rüzgar eserken yanağımdan saçlarına, kimim ya da nasıl biriyim diye
Düşünüyor
muydun?
Sanırım
farklı şehirlerde aynı zamanda meydana gelen iki musibetti her şeyin başlangıcı…
Benim ve
kız kardeşin Zelan’ın intiharları…
Bizi
karşılaştıran şeylerin kıvılcımı buydu ne garip; iki farklı şehirde iki intihar…
Karşılaştıktan
sonrası mı? Bana sorarsan, BEN var
olmayı yani SEN’i seçtim.
Şu an yanımda
olmasan da, benden bir parça olan…
‘’Hatırlıyor musun?’’
‘’…Aptallara göre insanlar; ırk,cinsiyet,
milliyet, yaş,statü, renk, din ve dil olmak üzere sekizden fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki
olay bu kadar komplike değildir. İnsanlar sadece ikiye ayrılırlar. İyi insanlar ve
kötü insanlar…’’
(A.
EİNSTEİN)
BÖLÜM 1…
’’MAVİ KIRLANGIÇ’’
29 NİSAN
1996… İZMİR/ŞİRİNYER (SAAT 14.27)… BEN ZEYNEP
Bugün doğum günüm, dileğim: hiç doğmamış
olmak… Gözlerimi kapamak ve ruhumun daha fazla acımadan mavi bir kırlangıç gibi
göğe yükselişini izlemek… Şüphesiz
masmavi kanatlarına dokunmak ve onu sevmek de isterdim ki; bunu yinede hiçbir
erkek onun kadar içten yapamamıştı; fakat hayattaki her şey gibi bu da yalanmış.
‘Birini unutmak için onunla geçirdiğin
sürenin en az yarısının geçmesi gerek’ derler.
Bu sürenin fazlası geçti ama yaram kanamaya, beni karanlığa sürüklemeye devam
ediyor. Artık geçmesi için çabalamıyorum, bileklerim hiç acımıyor, vücudum
salgıladığı endorfinle kaplanın pençesindeki karaca kadar sıcak ve duyarsız…
Bir şey
hissetmiyorum, tedirgince beni izleyen
kızım Zeytin’den başka endişeli hiç bir varlık yok banyomda. Huzurluyum,
yorgunum. Kendi kanımın küvetteki kırmızı metaforlarını, Munch’ın ‘’Çığlık’’
tablosunu ilk gördüğüm anki aynı hayranlıkla izliyorum… İnsana ait en masum
tapınağa; uykuya çok yakınım. Annemin sesi ‘’ uyusun meleğim.’’ Uyuyorum, hepsi
geride kaldı, hoşça kal Zeytin, hoşça kal anne ve hoşça kal mavi kuş…
‘’KİRAZ’’
29 NİSAN 1996… DİYARBAKIR/İSKENDERPAŞA
(SAAT 14.30)… SEN EKRAD
Güzel yüzünü hatırlıyorum… Zelan, henüz dört
yaşında. En çok siyah kuzuyu seviyor. Hava mor ve ağırbaşlı kızıllarıyla kararmaya
başlıyor, koyunları ahıra sokma vakti. Ama kuzuyu sevsin diye çobanlara acele
etmemelerini bildirdiğim bir bakış atıyorum. Sarılıyor ve kuzusunu öpüyor. Oturduğum
yerden onu seyrediyorum. Alnında doğuştan bir melek izi var. Gamzelerinin
çukuruna kayıp düşmek üzere olan buğday renginde bir melek… Bana bakıyor, gülümsüyorum.
Koşarak boynuma atılıyor. Mutlu, en az küçük siyah kuzu kadar mutlu.
Şimdi, bu çıplak hastane odasının küf
rengi çaresizliğinde onu izliyorum. Buğday melek her zamanki yerinde ama bu kez
kanıyor. Tıpkı ilk gençliğindeki gözyaşlarının yolunu taklit etmiş kan, ‘gözlerinden
gamzelerine…’
Doğduğu
gün, babamın onun için ektiği kiraz ağacının ucunda kan kırmızı asılı bulalı
dört saat oluyor. Dünyadaki en gerçek özeleştiriyi yapalı dört saat...
İpin ucundan kendini bıraktığında alnı
budağa değmiş olmalı. Onu diğer kiraz tanelerinden ayırt edemiyorum, bağıramıyorum,
kanım tutuşuyor… Kardeşime onun siyah kuzusuna sarıldığı gibi sarılıyorum:
‘’Yardım edin! Kimse yok mu?’’
.........................................................................................................................................................
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder