BİLİNMEYEN NO; 31
KURBAĞA DENEYİ
YA DA ÖPÜLDÜĞÜNDE BİR ŞEY OLMAYAN
BİZ NORMAL KURBAĞALAR..
![]() |
(KURBAĞA DENEYİNDE 2. AŞAMA KIZ KURBAĞAYI ÖPER..) |
19. yüzyılda bilim adamları her nedense kafayı kurbağa milletine taktılar ve bu bedbaht arkadaşlara, belki de ne kadar aptal olduklarını tekrar tekrar kanıtlamaya çalıştılar (?)..
İşin kötüsü bu aptal olarak nitelenen davranış ya da deney, sosyolojiden siyasi bilime ondan, davranış psikolojisine, felsefeye derken bir çok alanda insan davranışlarını açıklayan bir fenomene dönüştü..
Derken, sonunda felaket getireceği düşünülen tüm toplumsal davranışlara kurbağa deneyiyle açıklama getirmeye çalıştılar.
![]() |
(DENEYLER İYİDİR, DÜNYAYI BİLİMSEL YOLLA AÇIKLAYAN ŞEYLERE GÜVEN..) |
Örneğin; 1960'ların soğuk savaş döneminde Sovyetlere gösterilen sempatiye, 1980'lerde bazı çılgın tarikatlerin uygarlığın çökeceğine dair inançlarına ve 1990'larda iklim değişikliği konusuna (bu birebir deneyle uyuyor yalnız..) ve ardından da bizim asıl konumuz olan insan ilişkilerini (hastalıklı olanları ama) açıklamaya kadar pek çok yerde bu deneyden bahsedildi..
Siyasi bilimde Libartenyenler adı verilen grup, sivil hakların insanlar tarafından yavaşça yok oluşuna dikkat çekmek için bu deneyi kullandı ve hatta Çin Halk Cumhuriyeti'nde bir kuruluşun üyeleri yavaşta kuruluştan ayrılmaya başlayınca (komünist parti affetmez) insanların dikkatini çekmek için televizyonlardan bu deneyle halk uyarılmaya ya da uyandırılmaya çalışıldı. (Tabi kurbağa Çin malıydı; çalışmadı, deermişim..)
Peki neymiş ki bu hayatımızda bu kadar şeyi açıklayabilen ve fekat kurbağaların hayatlarına mal olan deney diye sormadan önce durumun bir de felsefedeki yerine bakacak olursak;
Deney bu alanda Sorites paradoksu denilen bir durumu açıklamak için kullanıldı. (Bu paradoks, ''her bir defada içinden tek bir kum tanesi alınan bir kum yığınını konu alır ve belli bir noktadan sonra kalan miktarın bir kum yığını olarak tanımlanıp tanımlanamayacağını sorar.'')
Deney bu alanda Sorites paradoksu denilen bir durumu açıklamak için kullanıldı. (Bu paradoks, ''her bir defada içinden tek bir kum tanesi alınan bir kum yığınını konu alır ve belli bir noktadan sonra kalan miktarın bir kum yığını olarak tanımlanıp tanımlanamayacağını sorar.'')
Ve hatta 1869 da yapılan bir deneyde ruhun yeri neresidir? gibi garip bir soru dahi, Alman bilim adamlarınca bu deneyin bir versiyonu ile açıklanmaya çalışılmış..
Beklentiyi yeterince yükselttiğimize göre artık deneyimize geçebiliriz demektir:
![]() |
(KEDİ DENEYİ; ÜŞÜYECEK Mİ?) |
Deneye göre bir kurbağa alınıyor ve laboratuvar şartlarında biri normal köyden, bir şehirli ve bir diğeri de asilzadeler soyundan gelen üç hatuna irice bir kurbağa öptürülüyor ve sonunda ne olduğuna bakılıyor ki, ben söyleyeyim ne olduğunu; kızların ağzı burnu siğil içinde kalıyor. (öpersen bu olur)
Şaka..:) Okuyan bağzı arkadaşların ağzının kenarından hafif bir sıvı akışının baş gösterdiği bir aşırı yükleme yaşadığını tahmin edebiliyorum (Nasıl ya? e, öpünce?; Çinle, Sovyetlerle ne alaka..?)
![]() |
(ARAŞTIRILMASI EN ZOR ŞEY İNSAN DAVRANIŞLIRIDIR; ONU MATEMATİK KAVRAMLARLA AÇIKLAYAMAZSIN..) |
Evet sevgili arkadaşlar deney bu değil tabi ki. İsterseniz daha fazla sulandırmadan anlatmaya geçeyim; Deneyde kurbağa kızları öpüyor. (Bu sondu dayanamadım,, şimdi gerçekten başlıyorum, lütfen dikkatinizi toplayınız.;)
![]() |
(KIŞ GELECEK, BU GÜNÜ İYİ DEĞERLENDİR..) |
...1870'lerde kurbağalar üzerine yapılan deneylerde ilginç bir fenomene rastlanmıştı. Kısaca özetleyecek olursam, deneye göre ; “Kaynayan suya bir kurbağa atarsanız, elbette ki çılgınca kaptan çıkmaya çalışacaktır. Fakat eğer onu ılık suya koyar ve suyu ısıtırsanız (ısı çok yavaş ve zaman içinde artırılır), uysalca orada oturacaktır.
Su yavaşça ısındıkça, kurbağa rahat bir uyuşukluk haline geçecektir, tıpkı sıcak bir banyo yapan bizden biri gibi ve çok zaman geçmeden, yüzünde bir gülümsemeyle, karşı koymadan kaynayarak ölmesine izin verecektir.”
İnsan neden böyle psikopatça bir deney yapar ki (bu daha bir şey değil bilim tarihinde ağzınızın açık kalacağı manyak deneyler çoktur; örneğin 'Deney' adlı filmini izleyiniz..) kısmına takılmayınız diyerek bizi asıl ilgilendiren şeye gelecek olursak; benim şahsi fikrim, özellikle insan ilişkileri konusunda yaşadığımız 'bir soruna' bundan daha iyi tanımlayacak bir görsel kanıt yoktur, şeklinde olacaktır..
![]() |
(BİTMESİ GEREKEN AMA BİTEMEYEN O KADAR ÇOK İLİŞKİ GÖRÜRSÜN Kİ..) |
Yaşanan fiziksel ama çoğu zaman duygusal şiddet akan kum tanelerini bir bir ama farkında olamayacağımız yavaşlıkta savururken zaman şişesinde, bizden gidenlerin asla farkına varamayız, ne acı..
![]() |
(DENEY ÖNCESİ KURBAĞA BASIN KARŞISINDA..) |
Oysa arkadaşlar, biten şeylere bir son vermenin erdemine sahip olmak zor da olsa imkansız olmayan, insanın içinde mutlaka bulunan bir imdat frenidir..
Olmuyor ve yürümeyecek ise;
...frene asılmasın ne kadar üzse de seni zira farkına varamayacaksın ne kadar tükendiğinin ve senden bir şey kalmadığının artık..
![]() |
(OLMASI GEREKEN,, BAZEN..) |
Kısaca sevgili arkadaşlar öyle durumlar yaşarsınız ki sizi gittikçe tüketen bir deney kabının içinde olduğunuzu fark edemezsiniz.
Eğer ilişki ise seni tüketen dinlemeli ve yardım istemelisin belki seni gerçekten sevdiğini düşündüğün diğer insanlardan mutlaka, zira kabın içinden kendini görebilmek zordur herkes için..
![]() |
(BAZEN FARKINA VARAMAZSIN, SEVSE DE ZARAR VERİR..) |
Sonuca gelince,Ashley Montague 'un dediği gibi; " İnsanların yaşadığı en derin kişisel yenilgi, olabileceği kişiyle olduğu kişi arasındaki farktan kaynaklanır. "
O halde varlığınızdan kaynaklanan asıl gücünüze güveniniz ;
Bitmesi gereken bitecektir, buna dayanacak ve yine de yaşayacaksınız..
Size zarar veren tüm durumları fark edebilmeniz ve uzaklaşabilmeniz dileğiyle..
(Çetin TARI)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder