27 Haziran 2017 Salı

ÖLÜMDEN ÖNCEKİ YAŞAM...

Koltuğunda izlediğin güneşi göremediğin
yoğun, ağır, bulutlu günlerin de olacak,
devam ettirmenin anlamsız geldiği
ve en kötüsü elbet;
ardarda gelmesi bu günlerin...
Fotoğraf
Yine de yağarken yağmur,
kucağında mırıldayan kuru bir buluta sarıldığın için
şanslı hissedeceksin kendini.
Yağmur altında dans eden bir kız çocuğu göreceksin sonra belki 19 unda ve deli sanılacak,
müziği, yağmur sesini duyamayan
zavallı bağnazlar tarafından:
beyinleri gözbebekleri olan, aydınlık gördükçe küçülen... 
Fotoğraf
Onu hatırlatacak
ve Fransızcada 'özlemek' yok
'eksik kalmak' fiili var deyişini.
Ona; onu özlüyorum demeyecek,
beni eksik bıraktın diyeceksin
bir daha karşılaşırsanız eğer...
Velhasıl asıl derdinin
'içinde, anlatamadığın
belki bu yüzden  yaşanmamış hikayelerin' ve onları saklaman, paylaşamaman, yaşayamamanın
sıkıntısı olduğunu anlayacaksın.
Kahvenden büyük bir yudum alıp,
camda akan yağmur izlerini,
açtığın atlastaki nehirlerle eleştirip
Nil nehrini bulup, sevineceksin sonra...
Ölüme yakın bu hastalıklı varoluş içinde
bizzat ölümü toz pembe göremeyenlerin
renk körü olduklarını not edeceksin 
duvarlarındaki diğer şiirler arasına. 
Fotoğraf
Daha önce,
Tüm evrenin bir tabut içi kadar boş,
bomboş olduğunu yazdığın yerin
hemen altındaki boşluğa,
ellerin titrek ve gözlerin parlayarak ekleyeceksin; 
evrenin bu tabut kadar boş varlığı
sadece senin ölümünle dolabilecek bir gün...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder