6 Ekim 2013 Pazar

BİLİNMEYEN NO: 79

BEKLE DEDİ GİTTİ,, 

BEN BEKLEMEDİM O DA GELMEDİ,, ÖLÜM GİBİ BİR ŞEY OLDU, AMA KİMSE ÖLMEDİ..

YA DA; KÖR KÜTÜPHANECİ'NİN DİLEĞİ..


(EĞER BİR ŞANSIN DAHA OLABİLSEYDİ,,
ÇOK SONRA SÖYLEYECEĞİN BİR SÖZ,,
GENÇSİN,, YAŞAMANA BAK..)
   Eğer okumadıysanız büyük kayıp içinde olduğunuz, Umberto Eco'nun 'Gülün Adı' romanı,, olağan üstü zeki yaratıcısının ve şüphesiz edebiyat dünyasının en büyük değerlerinden biridir..
   İnanılmaz bir finalle biten bir cinayet romanı niteliğindeki eserde sean Connery'nin olayları çözen karizmatik karekterinin yanında çok çarpıcı bir başka etkileyici karekter daha vardır ki o da; Kör Kütüphaneci'dir..
   Hatırlayanlar bilir ki klastrofobik  bir manastırda işlenen cinayetler sonrasında eski felsefecilere kadar uzanan; asıl sır'da yaşlı ve kör kütüphaneci ilginç bir konumdadır..
   Okumayanlar için (onları kıskanmaktayım, böyle bir kitaba başlama şansları var..) fazla ayrıntı vermek istemediğim bu romanda geçen kör kütüphaneci karekterine ( ya da Umberto Eco'ya) gerçek hayatta ilham olan kişi Arjantinli ünlü yazar ve şair Jorge Luıs Borges'tir..
    1955'de Peron devrilince Borges, hayâlindeki meslek olan Arjantin Ulusal Kütüphânesi Müdürlüğü'ne getirilmişti..
(DAHA ÇOK İZLE..)
    Ailesinden gelen hastalık nedeniyle görme bozukluğu çeken Borges bu dönemde görme yetisini tamamen kaybetmiş ve; "Bana aynı anda hem 800,000 kitabı hem de karanlığı veren Tanrı'nın muhteşem ironisi" diyerek bu gerçeği kabûllenmiştir...
(DAHA ÇOK YAŞA..)
   Bu günün yazısında onun hayatının son döneminde (85 yaşında) yazdığı bir şiire kulak vereceğiz.. Eğer bu büyük entellektüel zeka tekrar yaşasaydı yani ona bir şans daha verilseydi bu yaşındaki tecrübelerine göre (hayatının son dönemlerinde dünyayı da dolaşmıştır..)  nasıl seçimlerde bulunur ve hayatını nasıl yaşamayı tercih ederdi..
   Söz konusu böyle büyük düşünürler olunca bence onlara dinlemeye değer,, belki içimizden bir ikisi demek istediklerini anlayabilir ve her gün yeniden başlayan küçük ömürlerine artık istediği akışı yönlendirip yaşamın gerçek tadına ulaşma başarısına nail olabilir.. (Umarım hepimiz için..)
(ONUN KADAR ÖZEL GENLERİMİZ YOK,,
O YÜZDEN ŞANSINI ZORLAMA..)


 Eğer,Yeniden Başlayabilseydim...

  
 Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşama,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım  kadar,
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.

Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu  izler,
Daha çok dağa tırmanır,daha çok nehirde yüzerdim.


Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
(GELDİĞİNDE,, GERÇEKTEN YAŞADIĞINA EMİN OL..)
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım
elbette mutlu anlarım oldu ama...

Yeniden başlayabilseydim eğer,yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem  yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre su, şemsiye ve paraşüt almadan gitmeyen insanlardandım ben.

Yeniden başlayabilseydim eğer , hiçbir şey 


(DAHA ÇOK DONDURMA YE, İSTİYORSAN..)
taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.

Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım.

Bir şansım olsaydı eğer...
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
Ölüyorum...

(YAŞAMAK,, MUTLU ANILARDIR..)
   

  Belki de yapmanız gereken (şansınız olur da görebilirseniz) sessiz bir yere çekilip kendinizi 85'inde hayal etmektir.. Gözlerinizi kapatın ve o yıllara ışınlayın kendinizi,, kısıtlı hareket kabiliyetiniz ve bozulan gözlerinizde kırıntılar şeklinde zihninizden yollanan hayalleri canlandırıp düşünmeye çalıştığınızda;  'eğer bundan 30- 40 yıl öncesinde olsanız (yani şu an ki gençliğinizde) neler yapardınız, nasıl yaşardınız aslında kısacık hayatınızı, şu an olduğu gibi mi, yoksa kör kütüphanecini,n tarifine yakın mı olurdu yaşam tarifiniz.?
(TÜM KARARLAR SANA AİTTİ VE BUNDAN SONRASINA
YİNE SEN KARAR VERECEKSİN..)
   Tek kez verilen hediyeniz yaşam, göz açıp kapayana kadar son bulan ama çoğu zaman bir türlü anlamlandırılamayan bir problem gibidir önümüzde.. Har vurup harman savurmaktan çekinmediğimiz ve son demlerine gelindiğinde dönmek için hiç bir çabanın yeterli olmadığı ve yaşanan anlardan, bu anlardaki mutlu anılardan oluşan bir hediye..
(İSTEDİĞİN HOTDOG İSE İZİN VER BUGÜN KENDİNE:)
   
  Çoğu zaman onu ertelemenin ölümün bir oyunu fark edemiyoruz ne yazık,, ve son geldiğinde ölüm kazanıyor; 
  ''Zaten yaşadığın da yoktu,, bir kaybın olmayacak benimle gelmende..'' deyip ve peşinden sürükleyip Araf'a çekerken ruhumuzu..
   
  Son perdede giderken ölümün peşinden, gayet mutlu; 'ne muhteşem bir hayatım olmuş, iyi ki Çetin'i okumuşum ve iyi ki 45 sen önce bu yazıyı yazıp bizi uyandırmış' demeniz dileğiyle ;)
                                                                                (Çetin TARI)
  

GÜNÜN VİDEOSU: GÜLÜN ADI 

(BENCE KİTABI OKUYUN AMA FİLMDE FENA DEĞİL..)

 GÜNÜN KARİKATÜRÜ:)


   


   

4 Ekim 2013 Cuma

BİLİNMEYEN NO: 78

DÜN GÜZEL BİR KADIN GEÇTİ KABRİMİN YAKININDAN,, 

KALKIP VERECEK OLDUM DÜŞÜRÜNCE MENDİLİNİ; 

ÖLDÜĞÜMÜ UNUTMUŞUM..

   

Resim yazısı ekle

  Cahit Sıtkı'nın dizelerinden bir parça içeren yukarıdaki başlık aslında ölümün 

son faslı yaşlanma üzerine atıldı.. Hani şu dönenlerin olmadığı sefere çıkan ünlü geminin, ardından diğerinin kalkması için limanda bekleyen insanları içine almış olan acımasız varlığın..

   Böyle bir derdiniz yoksa ya da kaale almıyorsanız ne ala ama yaşlılık aslında bir başlangıç hali aslında; bir geri sayımın duyulmaması artık imkansız tik takları misali..
   Böyle bir konuyla neden canımızı sıkıyorsun demek kolay ama onu muzaffer bir edayla karşılayabilmek için düşmanın tüm zayıf noktalarını bilmek gerekmez mi?
   ''Ne zaman başlar örneğin,,'' derseniz ''yani ne zaman elimi eteğimi çekmeliyim hayattan...'' O zaman yanlış anlamışsınız tüm hayatı ve yaşlanmanın derin anlamını derim ama yine de uzatmadan ve fazla tartışmadan sizinle, şöyle bir araştırma paragrafı sunabilirim:

(ZAYIF OLANLARA EZİYET ETMEK??)
 Genelde doktorlar ve araştırıcılar yaşlılığı şöyle ayırmaktalar:
Genç-yaşlı: 55’ten 74’e
Orta-Yaşlı: 75’den 84’e
Yaşlı-Yaşlı: 85 ve üstü
* Tıp dünyasında bazıları orta kategoriyi atlıyor ve 75 ve üzerindeki herkesi yaşlı-yaşlı olarak sınıflıyor sevgili arkadaşlar, yani ortalama ömrü de hesaba katarsak Ülkemde yaşlı nüfus oldukça az diyebilirim:) Bu iyi haber..
  Ve yaşam bilmecesi tüm evlatlarına aynı ömrü vermiyor nedense,, doğdukları günün akşamını göremeyen kelebek türleri var hayatta,, o gün doğup toplu üreme ritüeli içinde bertaraf olduktan sonra (hayatta kalabilirlerse) o akşam ecelleriyle ölme şansına erişiyorlar ve sen buna rağmen hayatın kısalığından ve daha yapacak çok işin olduğundan dem vuruyorsun; Bu kafayla asla yapmak istediğin ama ertelediğin şeylere fırsatın olamayacak bunu biliyor ama düşünmek de istemiyorsun, sürekli erteliyorsun bir mucize olacak ve ölüm seni ıskalayacak gibi.. Ertele ve ''keşke,,'' de o zaman,, tüm diğerlerimiz gibi.. 


Balinalar300-400 yıl
Kaplumbağalar300-350 yıl
Filler70-90 yıl
Atlar40-45 yıl
Sığırlar20-25 yıl
Köpekler12-15 yıl
Tavşanlar5-7 yıl
Sıçanlar3 yıl
Tavuklar20 yıl
Atmaca, Papağan60-100 yıl
Bazı sazanlar60-80 yıl
Yayınbalığı100 yıl
Kraliçe karınca1-5 yıl
(ÖLÜM DAİMA ORADA BEKLEYEN..)

  Aslında sevgili arkadaşım bu yazıyı evvelsi gün gittiğim Ziraat Bankasında (ne zaman gitsem,,hep yaşlılar vardır orada) sıra beklerken izlediğim yaşlı (ama çok yaşlı ve genelde yalnız) insanları tekrar fark ettiğimde yazmak istedim; Kimse bir gün kendisinin de yaşlanacağını hesap etmiyormuşcasına yanlış (Kötü demek istemiyorum ) davranıyor onlara..
   Tahammülleri yok onların zor bela geçtikleri kapıdan, arkalarında kaldıkları için bir saniye fazla beklemeye,, Tahammülleri yok duyamadıklarında onlara daha da sokulup sözlerini tekrar etmeye ve tahammüleri yok belki de günlerce duvarlardan başka kimseyle konuşma fırsatı bulamamış bu insanlardan bir iki kelime duymak üzere onları dinlemeye; Ben farklı değilim şüphesi; hepimiz yanlışız ve hepimiz farkında değiliz onlar aslında bizim olacağımız hallerin aynaları; kırık, paslı..
   Ne kadar tahammülsüz varlıklar olduğumuza inanmıyormusun..? O halde Cambridge Hocalarından, Psikoloji doktoru Paul Ruskin'in ünlü dersiyle ilgi şu anektodu hatırlatmak isterim..

   Dr.Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı okur:

(GEÇİP GİDECEK ,, UZLAŞMALISI
VE HAZIR OLMALISIN..)
"Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor. 
Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor. 
Zaman, yer ya da kişi kavramı yok. 
Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor. 
Son altı aydır onu yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor. 
Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor, giydiriyor. 
Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. 
Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde. 
Yürümüyor. Uykusu sürekli düzensiz. 
Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor.
 Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor..."
  
(ÖMRÜN KIŞI,, ARDINDAN
İLKBAHARIN GELMEDİĞİ..)
  Bu olayı okuduktan sonra Dr.Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar. 
  Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler.. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onlarında yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar..
  Daha sonra Ruskin, hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar. Fotoğraftaki doktorun altı aylık kızıdır. Dr.Ruskin, Amerikan Tıp birliği dergisindeki makalesinde (sıkça şahit olduğumuz gibi) bir yanlış anlamanın insana nasıl tamamen farklı bir perspektif kazandıracağını (aslında yaşlılara ne kadar ön yargıyla baktımızı) anlatmaktadır. 
  Kısacası sevgili arkadaşlar bu konuda ders vermek asla benim haddim değil ve bu bir vicdan meselesidir elbet ama bugün özellikle akrabanız olan yaşlı insanlarla yeterince vakit geçirebiliyor musunuz diye bir düşünmenizi isterim.. Zamanım yok diyenlere sözüm yok; zira onların asla zamanları olmayacak, tıpkı yaşlı olanların da zamanlarının olmadığı gibi..
(ONDAN KORKMAK YERİNE ŞU ANA BAK)
   Ve bu gün kendi yaşlılığınızı düşünün,, elden ayaktan düşmek mi yoksa daha mutlu bir ihtiyarlık dönemi mi? Tabii ki saçma olan bu sorunun cevabı bellidir; o halde bu günden itibaren kendinize fiziki ve manevi olarak yatırım yapmanızın zamanının çoktan geldiğini hatırlatmalısınız.. Bu döneme kendini gerçekleştirmiş ve olabildiğince sağlıklı insanlar olarak girmenin bizim bilinçli bir tercihimiz olduğunu hatırlamamız gerekiyor..
  O halde ölüme sonuna kadar yaşanmış bir hayat teslim etmek için hayatı gerçekten ertelemediğimize emin olarak bitirelim artık günlerimizi ve yaşlanmanın da tıpkı bebeklik gibi şefkate muhtaç zamanlar olduğunu unutmayalım artık..
   
  Mutlu ve yaşanmışlıklarla dolu bir hayatı,, torunlarınızla paylaşabileceğiniz ve toplumda zayıf görülen tüm bileşenlerin hak ettiklerince yaşama hakkına sahip oldukları günler görmemiz dileğiyle..                    (Çetin TARI)

GÜNÜN VİDEOSU: 

Can Yücel,, Seninle Yaşlanmak İstiyorum.. 

GÜNÜN KARİKATÜRÜ:

3 Ekim 2013 Perşembe


BİLİNMEYEN NO: 77

BEN GÜLÜŞÜNE ÖLDÜM,, O ÖLÜŞÜME GÜLDÜ,, FARKLIYDIK İŞTE..  

YA DA,, ARIZALI İLİŞKİYİ KURTARMA YOLLARI..

(ÖNCE KENDİ DOĞANI TANIMALISIN..)
   Sevgili arkadaşlar cuma hatırlatmaları bölümümüzde (spikerler gibi konuştum:) şu an bir istatistik yapsanız, ilk beş sorununuzdan biri çıkma ihtimali çok yüksek, çetrefilli bir konudan bahsetmek istiyorum..
 İlişkiniz konusunda; 'karşımdakini bir türlü anlayamıyorum..' şeklindeki cümleyle başlayan sorunların olası bir çözüm yolu..( üzerine alınmayanlar yine de genel kültür ya da bir arkadaşa yardım amacıyla okuyabilirler ;)
(REAL LOVE..)
 İlişkiler konusunda (ben hariç değil) büyük çoğunluğumuz (kabul etmesek de) sorunlu olduğumuz için,  bugünkü paylaşımımızla öğrendiklerinizi emin olunuz (yine kendimden biliyorum:) yaşamınızın belki de o kırılma noktasında (ya da umarım devamlı) mutlaka kullanacak ve tabii ki bana dua edeceksiniz,, yani o derece önemli bir yazı okumaktasınız şu an....
   Mucize kitabımız Gary Chapman'ın Beş Sevgi Dili adlı kitabı. Kitabı okuyanlarınız varsa mutlaka tekrar okumaları gerektiğini biliyorlardır zaten ve dolayısıyla şu anda bir özetini vereceğim fikirlerin tekrar hatırlanmasının hepimiz için gerçekten elzem (başka kelime bulamadım) olduğunu düşünüyorum. 
  Kısa bir giriş bilgisi vermem gerekirse; ana fikre göre hepimiz bebekliğimizden itibaren ebeveynlerimizle çevremizdeki diğer önemli kişilerin sevgilerini ifade etme biçimlerine dayalı sevgi dillerini gözlemleyerek oluşturduğumuz kendi baskın sevgi dilimiz vardır..
(BAŞKA BİR YAZIMIN KONUSU; ALDATMA..)
   Bu ana fikre göre karşımızdaki insanı seviyor ve ona bir şekilde (kendi sevgi dilimizle) sevgimizi ifade ediyor olabiliriz ama karşı tarafın ifade ettiği (ve anladığı) kendi baskın sevgi dili farklıysa eğer, yabancı dilleri konuşan insanların anlaşamaması gibi zaman içinde mutlaka karşılıklı olarak sevilmediğimiz yanılsamasıyla karşılaşıyoruz demektir.. 
(İLK SEVGİ DİLİ; ONAYLAYICI KELİMELER,
VE SEVİLENİN KABINA SIĞMAZ TEPKİSİ..)
   Oysa sevilme ihtiyacı karşılıklı olarak tüm ilişkilerin aslında kurulum sebebidir ve Dr. Chapman'a göre karşımızdakine onu sevdiğimizi her ifade ettiğimizde (tıpkı bankaya para yatırır gibi: biraz materyalist bir örnek oldu ama idare edelim)karşımızdakinin sevgi deposunu doldurmuş oluyoruz. Dr'umuza göre uzun yolda arabamızın deposu boşalınca ilerleyemeyeceği gibi (karşılıklı) olarak sevgilerini ifade edemeyenlerin boşalan sevgi depolarıyla ilişkilerini sürdürmeleri de mümkün olamamaktadır..
  Az sonra açıklayacağımız bu beş sevgi dilinden partnerinizin baskın sevgi dilini öğrenip konuşabilmeniz, onun size karşı davranışlarını (gerçekten de!) mucizevi şekilde) temelden değiştirecektir, zira sevgi depoları dolduğunda insanlar farklı hissetmeye  ve davranmaya başlamaktadırlar..
(2. SEVGİ DİLİ; KALİTELİ ZAMAN..)
   * Siz eşinizle oturup konuşmak derdindesiniz ama o size çiçek yolluyor(daha ne istiyor, demeyin sevgi dili farklı), siz akşam yemeğe götürmesi için sürpriz bekliyorsunuz ama o size sarılarak doyuyor (nankör demeyin bu işler böyle, öğrendiniz artık)... 
  İşte bu örneklerde sorun çiftlerin birbirini sevmesinde değil sadece sevgi dillerinin farklı olması dolayısıyla bir şekilde sevildiklerini hissedememelerinde diyebiliriz... 
(3. SEVGİ DİLİ; HEDİYE VERME..)
  * Özetle partnerinizin (arıza çıkarmaması için) sevgi deposunun dolu olması gerekiyor ve bunun için de karşınızdakinin baskın sevgi dilinin ne olduğunu anlamanız ve ona göre davranmanız gerektiğini anlamış bulunuyorsunuz. Peki bu beş sevgi dili nedir? derseniz.. lütfen kısaca özetlemeye çalışacağım bu kısmı dikkatli, inceleyip hafızaya alınız, dediğim gibi mutlaka işinize yarayacağı bir an gelecektir..
(4. SEVGİ DİLİ; HİZMET EYLEMLERİ..)
1. BASKIN SEVGİ DİLİ; ONAYLAYICI KELİMELER: 
   Sevginin amacı istediğimizi elde etmek değil, sevdiğimiz kişiyi mutlu edecek bir şey yapmak olduğuna göre bu tür sevgi dilinden anlayanlar için yapmamız gerek basittir; sözel iltifatlar veya takdir ifadeleri ile sevginizi iletmek..
   İyi bir şey yaptığında beklediği iltifatı etmekten sakınmamak, onu cesaretlendirmek, teşvik etmek bu sınıfa girer. buradaki püf noktalarından birincisi içten olmak, diğeri de ses tonuna gerekli tınıyı katabilmektir..
(5. SEVGİ DİLİ; FİZİKSEL TEMAS..)
   Eğer bu konuda benim gibi beceriksiz iseniz etrafı gözlemleyin, insanlar birbirine nasıl iltifat ediyor..
 2. BASKIN SEVGİ DİLİ; KALİTELİ ZAMAN:
   Bu sevgi dilinden anlayanlar için kaliteli zaman, belli bir süre boyunca tüm dikkatinizi ve ilginizi yanınızda bulunan partnerinize vermektir. televizyonu kapatıp yan yana oturduğunuzda, birbirinize bakarak konuştuğunuzda ve dinlediğinizde, bütün dikkat ve ilginizi bir birinize odakladığınızda, işte bu kaliteli zaman geçirmek anlamına geliyor ve baskın sevgi dili bu olan için tüm hediye ya da sevgi sözlerinden daha büyük şeyler ifade ediyor..
 
 3. BASKIN SEVGİ DİLİ; HEDİYE VERME:  Başlıktan da anladığınız gibi bu kişilere hediye almayacaksınız demektir..
(YALNIZ İSEN EĞER, ÖĞRENMEK
GELECEĞE YATIRIMIN OLACAK..)
   Tabii ki şaka bu kişiler karşısındaki kişinin kendisini gerçekten sevdiğini küçük hediyeleri aldığında daha fazla hissetmektedirler. Tabi eğer partneriniz daha önce verdiğiniz hediyeleri sevmediyse ve eleştirdiyse (hemen ona nankör demeyin), hediye almanın kesinlikle baskın sevgi dili olmadığını anlayabilirsiniz..
 4. BASKIN SEVGİ DİLİ; HİZMET EYLEMLERİ:   Bu beraber olduğunuz kişinin hoşuna gidecek şeyler yapmak anlamına gelir. Hizmet yoluyla yani onu sevindirecek şeyler yaparak onu sevdiğinizi hissettirmeye çalışırsınız. eylemden kasıt örneğin onun için yaptığınız bir akşam yemeği olabilir.bulaşıklara yardım etme (öff), çöpü çıkarmak, evinizle ilgilenerek ona ayrıca yardımcı olmak bu kişilerin kendini daha mutlu hissetmesini sağlamaktaymış..
   İşlerine yardım etmek ve bir şeyleri onunla yapmak, bu gün ya da bu akşam sana nasıl yardım edebilirim? diye sormak onların sevgi depolarını doldurmak için yeterli olmakta..
(BELA DA OLSA KORKMA.. .
KISACASI ŞANS VER HER DEFASINDA KADERİNE.)

   5. BASKIN SEVGİ DİLİ; FİZİKSEL TEMAS:  Sevgi kadar nefreti de ifade etmeye yarayan fiziksel temas baskın sevgi dili bu olanlar için; partnerinize dokunmak anlamına gelir. ona sarılamak, saçlarını okşamak yada elini tutmak bu kişilere verebileceğiniz en güzel hediye ve sevginizi ifade edebileceğiniz ve tabii ki onun bunu hissedebileceği en baskın yoldur..
  Sevgili arkadaşlar unutmayınız partnerinizin baskın sevgi dilini öğrendikten sonra onun sevgi ihtiyacını karşılamak her gün bilinçli olarak yapılması gereken bir eylemdir deniyor kitabımızda..
 

 Eğer ilişkiler konusunda bir miktar arızalı olduğunuzu düşünüyorsanız (çok normal, hangimiz değil ki) bu stratejilerin çok işinize yarayacağını garanti ederim...
 Artık geriye (ki bir yaranıza parmak bastığımı düşünüyorsanız, bu sabah) bahsettiğim kitabın tamamını okuyarak daha motive ve bilinçli şekilde ilişkinize bir ayar vermeniz ya da yeni ufuklara daha donanımlı olarak yelken açmanız kalıyor..
   Sevgiyle kalınız (hep bu cümleyle bitirmek istemişimdir..)          (Çetin Tarı) 


GÜNÜN VİDEOSU: 

AŞK YOK OLMAKTIR (MABEL MATİZ)



GÜNÜN KARİKATÜRÜ.)

















BİLİNMEYEN NO : 72

YENİDEN DOĞUŞA İNANIR MISIN?

SÜREKLİ ÖLÜR VE HER 7 YILDA BİR TEKRAR DOĞARSIN..

(ASLINDA BİR ÇOCUK KADAR GENÇSİN..)
   'Yeniden doğmak,,, Eğer yeniden doğarsam yaptığım hataları asla tekrarlamazdım,,, vücudum çok yıprandı ve asla gençliğimde olduğum gibi hissedemeyeceğim...' 
  Bunlar kendiniz dahil pek çok kişiden duyduğunuz duygusal klişelerdir ve baştan başlamak kavramının karşı konulmaz cazibesini anlatırlartırlar..
   Ama gerçekten de yeniden doğmak istemez miydin? Yani tüm vücudun yeniden yaratılsın ama bilincin aynı kalsın, bu bilinçle ve baştan başlamışlık duygusuyla yaptığın hatalara **** deyip (artık hangi küfür ise bu, yaratıcılığınıza kalmış) kaldığın yerden yaşamına daha güçlü olarak yeni sayfalar açmak,, ütopik bir hayalden mi ibaret sence.. 
  Reenkarnasyon fikri dünyanın çözülemeyen garipliklerinden biridir ve tüm karşı tezlere rağmen zaman içinde ortaya çıkan ilginç ve ret edilemez vakalar tekrar tekrar onu gündemde tutmaya başarır, fakat benim bu gün anlatacaklarım reenkarnasyonun aslında dünyanın en temel süreçlerinden biri olduğunu gösterir zira ortalama her yedi yılda bir hepimiz yeniden doğarız..
(VE ASLINDA SÜREKLİ YENİDEN DOĞARSIN)
   İşte sana yeniden doğduğunun ispatı, kişisel gelişimin için içerdiği olağan üstü pozitif duyguları hesaba katarsak, bu sabah için sana fazlasıyla iyi geleceğini umduğum bu araştırma yazısı aslında her gün yeniden ve yeniden başladığımızın ve bize sürekli yeni şanslar verildiğinin ispat..
  İstemesen de eski sen değilsin zira zaman içinde sürekli yenileniyorsun... Geriye ne mi kalıyor; sadece kendine ve hayata karşı olan önyargıların,, onu da hallettin mi, yeniden doğuşunu hakkıyla kutlayabilirsin demektir..
   İsviçre ve Amerika da yapılan araştırmalara göre organlarınızın yaşı nüfüs cüzdanında yazan yaş ile aynı değildir ve onlar sizden çok daha gençtirler..

   Bilim dünyasında yaygın görüşe göre, insan vücudu (genel bir ortalama ile) her 7 yılda bir kendini yeniliyor.
   Ancak bir süre öncesine kadar birçok hücre tipinin ne kadar sıklıkla yenilendiği bilinmiyordu. Fareler üzerindeki araştırmalar bazı hücrelerin diğerlerinden daha sık yenilendiğini gösteriyordu.
(AMA ÖN YARGILARIN HALA KAYITLIDIR..)
    Ancak sevgili arkadaşlar bu bulguların insan üzerinde geçerli olup olmadığı bilinmiyordu. Ta ki, İsveç’in başkenti Stokholm’deki Karolinska Enstitüsü’nden nörologJonas Frisen ve ekibi farklı bir yol bulana kadar. Ekibin, radyoaktif karbon tarihleme tekniği kullanılarak (mısır mumyalarının yaşını öğrenir gibi) gerçekleştirdiği araştırma, vücuttaki pek çok organın kendini yenileme özelliğine sahip olduğunu ortaya koydu...
   Hangi organınız kendini kaç yılda yeniliyor ve nasıl sıfırlanıyorsunuz öğrenmek ister misin? (tabii ki,, yeniden doğuşuna kim tanık olmak istemez:) O halde hemen başlayalım..


  
  KALBİN KENDİNİ 20 YILDA YENİLİYOR
  Yıllarca kalbi oluşturan hücrelerin doğduktan sonra değişmediği sanıldı. Ancak New York Üniversitesi’nden Dr. Piero Anversa tersini ispatlamayı başardı. Kalbin kendini yenilediğini belirten Anversa bunun en az 20 yıl aldığını kaydetti.



(BELKİ DİNLENMELİ VE TADINI ÇIKARMALISIN SADECE) 
 SAÇLARIN HER 3-6 YILDA BİR YENİLİYOR
  Yaklaşık 100 bin adet olan saçların her bir teli ayda 1.25 santimetre uzuyor. Dolayısıyla saçların kaç yaşında olduğu da saçın uzunluğuna göre değişiyor.



  MİDE DUVARIN KENDİSİNİ 3-5 GÜNDE YENİLİYOR
  Midedeki asit karşısında hücrelerin dirençli olmadığını belirten İsveç-Karolinska Enstitüsü’nden Jonas Frisen, hücrelerin 3 ila 5 gün arasında yenilendiğini vurguladı. (Ancak cuara içiyorsan fazla heveslenme; nikotin, hücrelerin yenilenmesini ağırlaştırıyor..)



(ZAMANIN SENDEN ALIP GÖTÜRDÜKLERİNİ VE ARDINDAN
SANA GERİ VERDİKLERİNİ DÜŞÜN, BENCE ADİL..)
  BAĞIRSAKLARIN KENDİSİNİ 2-5 GÜNDE YENİLİYOR
   Midede olduğu gibi bağırsaklarda da hücrelerin zor şartlar altında olduğunu söyleyen İsveçli Dr. Frise bu hücrelerin hızla yenilendiklerini ve bu sürenin 2 ila 5 gün arasında değiştiğini ifade etti.



  TÜM İSKELET SİSTEMİN  BİLE 10 YILDA BİR YENİLİYOR
  İskelet de vücudun sürekli kendini yenileyen bölümlerinden biri. Kemiklerin 10 yılda bir tam anlamıyla kendini yenilediği tahmin ediliyor.



(VE YENİDEN DOĞUŞUNU KUTLA BUGÜN..)
  DİL KENDİSİNİ 10 GÜNDE YENİLİYOR (BAYANLARDA 2 GÜN;)
  Tat moleküllerini sinirler yoluyla beyne ileten dilde bulunan 10 bin tomurcuğun her birinde 50 hücre bulunuyor.Bu hücreler her 10 günde bir kendini yeniliyor.



  KARACİĞERİN KENDİSİNİ 6 AYDA YENİLİYOR
  Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolayan karaciğer vücudun en güçlü organlarından biri.



  AKCİĞER KENDİSİNİ 1 YILDA YENİLİYOR
(SENDEN DAHA GENÇ SENİN
TADINI ÇIKAR ÖZGÜRSÜN..)
   Akciğerde hücreler farklı periyotlarda yenileniyor. Bu da havanın temizliğine, sigara içilip içilmemesine göre değişiyor. Yenilenme süresi ise altı ayla bir yıl arasında.



  GÖZLER YENİLENMİYOR AMA, ONLARI DA TIP YENİLİYOR,,
Gözler, kornea tabakası haricinde kendini yenileme özelliğine sahip değil. Zaman geçip yaş ilerledikçe gözleriniz de sizinle birlikte yaşlanıyor. (değişmeyen tek şey gözleri, derler ya doğruymuş..)
Aynı şekilde beyin hücreleri de kendini yenileyemiyor (bu da şüpheli bence zira aksini duyduğum araştırmalar var.) ve yaşlanıyor...
  
   Sevgili arkadaşım, bu sabah sana ( ve her kese) fazladan bir ikinci (ve daha fazlası aslında) şans verildiğini öğrendiğine göre artık geçmişte takılıp kalmaman gerektiğinin farkına varmışsındır umarım..
   Yaptığın hataları düşünerek geçmişinin geleceğini ipotek altına almasına izin vermemelisin zira yaptıklarının hata olup olmadığını da asla anlayamazsın; onlar büyük resim içinde iyiliğin için gerçekleşmiş dönüm noktaları dahi olabilir, bilemezsin, o halde böyle düşün..
(KISACA YENİDEN DOĞMAK İYİDİR VE SEN
SÜREKLİ ÖLÜR VE YENİDEN DOĞARSIN..)
   'Yaptığın her şeyi iyi ki yaptın ve yaşadın onların tümünü, zira seni sen yapanlar ve güçlü kılanlar da tamamen onlardı..
   Yaşamın, senin madde kısmına sürekli yeni şanslar verdiğini öğrendiğine göre düşüncelerini de sürekli yenilemek ve daha iyi ve üstün asıl sen'e ulaşmak, artık tamamen senin çabana kalıyor demektir..
   Her yeniden doğuşunda daha üstün bir sen'e evrildiğini fark edeceğin ve daha mutlu bir sen ile doğum günlerini kutlayacağın günler görmen dileğiyle..
                                                     (Çetin TARI)

   

GÜNÜN VİDEOSU:

 REENKARNASYON ÖRNEKLERİ..


GÜNÜN KARİKATÜRÜ:)
KIZIL ORDUNUN DOĞUŞU..



2 Ekim 2013 Çarşamba

NOT: SAYFAMI ZIYARET ETTİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM VE FEKAT SABAH İŞLERİM OLDUĞUNDAN YAZIYI YAZAMADIM.. İŞALLA OGLEDEN SONRAYA :)

1 Ekim 2013 Salı

BİLİNMEYEN NO: 71

BAZILARI GİTTİĞİ HER YERDE MUTLULUK YARATIR,,BAZILARI HER GİTTİKLERİNDE..

BİRİNCİLERDEN OL..


(MUTLU DEĞİLSEN BU SENİN SEÇİMİNDİR..)
   Tüm cesur ve kendine inan idealistler gibi artık işinde mutlu olmadığını fark ederek 90'lı yıllarda henüz önü tam olarak görülemeyen bir sektöre (internet) girerek kendi işini kurmaya karar verdi..
   Kendi işi dediysek yüksek teknolojili bir yazılım veya elektonik üzerine bir iş değildi onunkisi...
   Ralph S. Morston (birde JR'ı var) Teksas'ta yaşayan çevresi tarafından oldukça sevilen o Allah vergisi, sürekli mutlu bir kimya ile dolup taşan ve bundan etrafındakileri de fazlasıyla bundan nasiplendiren (kısaca şanslı) bir adamdı..
   Uzun süre bilgisayar teknolojileri pazarlamış ama bundan mutlu olmadığını fark etmişti; (Not: Bu duruma var oluşsal sıkıntı denir.. Yaptığınız işten daha fazlasını ve asıl yapmanız gereken size potansiyelinize uygun o daha üst seviyedeki duruma geçmezseniz bu sizde sebebini anlayamadığınız (var oluşsal) bir sıkıntıya neden olur. İçinizde sizden daha üstün bir siz vardır ve kısaca ıvır zıvırla uğraşırsanız asıl yaratıcı üstün insanınız hayattan tat almama şeklinde dışarı sinyal yollar durur, bu şey az ya da çok sizde de bulunmaktadır; bilmem anlatabildim mi.? Çetin T)
(MUTLU İSEN ONA DA BULAŞIR..)
  Ralp'in bir özelliği vardı ki, çevresinde canı sıkılan, kendini mutsuz hisseden kim varsa onunla konuşup öğütlerini dinledikten sonra (o gün için bile olsa) huzura kavuşuyordu..
   Öyle ki bazıları her sabah uğrayıp enerjisini yükseltmeden güne başlayamaz olmuştu.. Zaman içinde asıl misyonunun bu olduğunu fark eden adamımız bir riske girerek işini bırakmış kendi internet sitesini açarak insanlara günlük mutluluk tavsiyeleri (bazen sesli ve hatta bazen de video ile) vermeye başlamış ve 20 yıla yakındır aralıksız yaptığı bu işte uzmanlaşıp milyonlarca takipçi edinerek pek çok da kitap yazmıştır..
(ONLAR EN MUTLU OLDUĞUN ZAMANLARDI..)
    İşte böyle bir adamdan, kısaca mutluluk kavramı üzerine profesör diye nitelendirebileceğimiz bu tecrübeli adamdan bir kaç mutluluk tavsiyesi de siz almak istemez misiniz, o halde ilginizi çekecek bir kaç hayat dersi ile Ralph'in mutluluk tavsiyelerine bir göz atalım..
  * Mutluluk güçlü ve etkili bir ruh halidir..
  * Mutlu insanlar diğerlerinden çok daha başarılı insanlardır.. (Burada özel bir başarı tanımı var ve fazlasıyla haklı bence..)
  * Mutlu olmayı seçen insanlar daha yetenekli oldukları için değil, sadece daha pozitif ve mutluluğa daha yatkın oldukları için başarılıdırlar..
(ONLAR SENİ MUTLU ETMEKLE YÜKÜMLÜ DEĞİL)
  * Mutlu biriyseniz mutlu eden bir eş ve mutlu eden bir baba ve mutlu eden bir arkadaş ve mutlu eden bir evlat... olursunuz..
  * Tek bir kişinin dahi mutluluğu kelebek etkisi misali tüm topluma kolayca yayılır.. Ben mutluysam yanımdaki seni mutlu ederim sen onu ve ...
(çalıştığınız ortam ve aile çatısı altında bulaşması için mutlu olmayı seçmeli..)
  
  Ve bence en önemli ve benim tekrar tekrar aklımda kalması için zihnimden geçirdiğim, unuttuğumuz bir kural;
  * Mutluluk hayatınızdaki koşullara bağlı değildir..
     Tam aksine eğer mutluysak hayatımızdaki koşullar olumlu yönde değişmeye başlar (harika bir tespit..)
    Ve sevgili arkadaşlar bugünkü yazımdan sadece bu paragrafı okumuş olmanız bile bazılarımızın hayatında dönüm noktası olacaktır,, aşağıdaki madde üzerinde lütfen düşününüz;
  * İşinizin, eşinizin ya da sevgili (yada her neyse) sizi mutlu etmekle görevli olduğunu düşünmekten vazgeçiniz..
    Seni mutlu etmekle görevli tek kişi var o da sensin..
(SEVDİĞİN İŞİ YAPMAKTIR MUTLULUK..)
   Talepkar olamak yerine verici olmayı seçersen hayal kırıklıklarıyla beklenti içinde olmak yerine hafiflemiş olarak yola devam edebilirsin..
  İnsanlardan güler yüz beklemek yerine her gün iş yerine güler yüzle gidersen akşamları güler yüzeden işten çıkacağın ilk duruma göre garantidir..
  Ve yine Ralph'in verdiği çok önemli beir hayat kuralı dah, lütfen bunun üzerinde de bugün biraz olsun düşününüz;
  * Başarı mutluluğu getirmez ama mutluluk başarıyı getirir. (Bunu başlık yapmaya karar verdim şu an..)
(VE TUTKUYLA YAPACAK BİR İŞ BULMAK..)
  Bu şöyle harika düşünce seline yol açıyor aslında; para mutluluk getirmez ama mutluluk parayı pekala kendine çekebilir..
  
  Ve Ralph JR'ın yıllar içinde biriktirdiği en önemli tavsiyem dediiği maddeye gelirsek (Bunu daha önce yazmıştım:);
   * Sahip olduğunuz iyilik ve güzellikler için şükretmeniz mutluluğunuzu garantiler ve katlar diyor.. ''Bu iyilik ve güzellikleri fark etmek size iyi gelir, örneğin şu an için yüzünüzü güldüren ve sahip olduğunuz için şanslı olduğunuz beş şeyi (aslında sahip olduğunuz önemsiz bir yoktur) düşünürseniz o gün için psikolojinizi fazlasıyla toparlayıp günü kurtarma olasılığınız artacak'' ..
(KISACASI İNSANLARIN YANINDA MUTLU HİSSEDECEKLERİ
BİRİ OL, YA DA ÖYLE İNSANLARI SOK HAYATINA..)
   Ve ustanın diğer tavsiyeleriyle final yapmak istiyorum..
  * Sadece göremediklerinizi görmeye çalışın..
 * Mutluluk bir seçim meselesidir, kendinizi mutlu olmayı seçmek üzere eğitebilirsiniz ve kazançlarınız (şu üç günlük dünyada) tahminlerinizin ötesinde olur..
  * Hayatınızdaki pozitif noktala odaklanmayı seçin..
  * Her gün şükran duyacak beş şeyinizi düşünerek güne başlayın.. (şimdi!)
  * Harekete geçmeden önce tüm seçenekleri masayı yatırın ve öyle devam edin,, kader size kalan kısımda yardım edecektir..
(KALDI Kİ HEPSİ SENİN SEÇİMİN;
YA MUTLU OLMAK YADA..)
  * Bir işe (ya da işine) tutkuyla sarılmak (Böyle bir şey bulun) hayatınızı kökten değiştirir.. Bu sayede bencillikten uzaklaşıp başkalarına yardım etmeyi de öğrenirsiniz..
  Sevgili arkadaşlar aslında yukarıda verilen her mesajın aslında hayatınızda bir şekilde var olduğunu ama bunları uzun önce zaman unuttuğumuzu fark ettiniz mi?
  Zaten hayatınızda var olan ama aldırmamayı seçtiniz yukarıdaki maddelerin çoğu zaten doğanızda, bilinç altınız tarafında olabildiğince kullanılıp sizi iyi kötü mutlu etmek üzere siz farkında olmadan kullanılan gerçeklerdir..
 Ama olması gerekenin aslında ne olduğunu çok iyi biliyorsunuz; Bu maddelerin (mümkkünse) tümünü artık hayatımıza bilinçli olarak sokmanın ve biraz  soluklanmanın vaktidir bence; zira mutluluğu hak eden, iyi insanlarsınız şüphesiz..
   Sahip olduklarınızın farkına varacağınız ve durumların sizi mutlu etmesini bekleyeceğinize mutlu olarak durumların kendiliğinden gönlünüze göre evrildiği günler görmeniz dileğiyle..                                (Çetin TARI)


GÜNÜN VİDEOSU:

MUTLU OLAN BAŞARILI OLUR MU :)



GÜNÜN KARİKATÜRÜ:)