DİNLE KÜÇÜK KIZ...
Yalnızsın
ve uyuduğun tüm geceleri yine de,
yaşanmamış sayıyorsun,
zira gece demek senin için
uykusuz geçen
gecelerindir...
gecelerindir...
Yalnızlık,
'düşündüklerinin
kafanın duvarlarına çarpıp
tekrar içeride kalmasıdır' der
Sartre...
Yalnız bir kadın gibi yürümeyi,
amaçsızca dolaşmayı,
sürtmeyi,
bakmadan görmeyi,
görmeden bakmayı öğreniyorsun bu sayede...
Bir film izliyorsun örneğin;
Taksi Şoförü'nün şöyle dediği:
“Yalnızlık
beni tüm yaşamım boyunca takip etti.
Her yerde.
Barlarda,
arabalarda,
kaldırımlarda,
mağazalarda…
Her yerde. Kaçış yok.
Ben Tanrı’nın yalnız adamıyım...”

Saydamlığı,
hareketsizliği,
varolmayışı öğreniyorsun yalnızlıkta.
Bir gölge olmayı hatta
ve insanlara
sanki hepsi birer
taşlaşmış ağaçlarmış gibi bakmayı...
taşlaşmış ağaçlarmış gibi bakmayı...

Foucault'u hatırlıyorsun
sonra neyse ki.
Şöyle diyor,
aynada üzgün görüp seni;
“Eğer kişi yalnız olmayı beceremiyorsa,
başkalarıyla
bir arada olmayı da
beceremez...”

velhasıl
anlıyorsun ki;
Yalnızlığımızın kalitesi,
gelecekteki
muhtemel birlikteliğimizin de
kalitesini gösteriyor...
Yanlızlık güzel şey ya. Kalabalık bir ailede büyüyünce anlıyor insan bunu :)
YanıtlaSilöyle bakınca haklısınız tabi :)
Sil