30 Kasım 2016 Çarşamba

ÖLÜ ADAM, BEN VE DİĞER HİÇKİMSE

UYKU

(UYUMAK İÇİN ÇOK GEÇ)
   Beyaz bir balinanın kalbinde dalacaksın uykuya,
  Camdan papuçların ve tekini arayan bir prens...
    Denizler boyu uçacak düşlerin ve rüyaların mutluluk kokacak tuzlu, gizemli bir mağaranın tortul ve yaşlı damarlarında... 
   Ve Güneş
   ve Ay,
   uzak olsa da sana;
   dokunamayacağın kadar uzak...
    Yine de hiç bir sabahın güneşsiz
    ve hiç bir karanlığın Aysız geçmeyecek asla...
  Uyandığın sabahlar,
   aynaya söz vereceksin benim için;
   ''Bu sabah da
   vicdanımdan başka kimseye hesap vermeyeceğim...''
   Düşüneceksin elbette,
   kedi mırıltılarıyla uyandığın kiraz sarısı bir sabah,
  'Hayat gerçekten bir uyku mudur;
  ölünce uyanılan...'
   Öyleyse eğer,
(UYKU)
   vaktimiz yok;
    Benim anladığım;
ölmeden önce uyanmalı tez vakit...
Çetin Tarı/ Kasım

29 Kasım 2016 Salı

ÖLÜ ADAM, BEN VE DİĞER HİÇKİMSE

IŞIK

(IŞIK)
   
   Kapanınca gözlerin, güneş ışınlarından; akışkan, büyülü ve parlak damlalar, parmak uçlarına dokunacak kurumuş ve tüylü yosunlar gibi usul...
   Velhasıl seveceksin yine de ışığı, ardını göremediğin buğulu camlarda asılı nemi ve çam iğnelerinin kokusunu...
   Bedenine, bileklerine, yüzün ve anılarına akan altın rengi damlalarla ıslanacaksın.
   Sonra ensende birleşen zarif topuzunun hemen altına ve oradan da göğe yükselecek, tekrar geldiği gibi, evine telaşsız...
   Yüzünde ışıl ışıl sevinçler gördüğün herkesin gönlünde;
   yıkılmış ve ahşap konaklar gibi yanan yüreklerin çıtırtısını hissedeceksin, yem yeşil sıcaklarıyla...
 
(YALNIZLIK)


    Birini seveceksin belki biçare ve umutlanarak elbet;
   En derinlerinde gözlerinin;
   Masum ve mahsun bir deniz kızı gibi, kendini görmek umuduyla...
   Ama en çok da yüreğin bulsun sabahı nihayet ve tazelensin diye kalp atışların...
  Sonra 'kimseler uyumasın' diyeceksin artık;
   'ölen tüm uykuların ruhları' zavallı bedenlerini sürükleyip geçerken önünden.
   Ve tüm bunlar nihayetlenince, bir çizgiye itaat etmesi için eziyet ettiğin ruhun,
   Yani serbest bıraktığında onu,
   açacak sonsuz yapraklarıyla bir nilüfer gibi...
   Bana güven...


  Çetin Tarı/ Kasım

(FINDIK)
  

27 Kasım 2016 Pazar


ÖLÜ ADAM, BEN VE DİĞER HİÇ KİMSE

AŞK


(AŞK)
   Mutsuzluğunun farkında olmayan bunca insanın mutluluğu, seni dehşete düşürecek...
  Geri duracaksın çoğu zaman yapış yapış aynılıkları  bulaşmasın diye sana ve merakla yine de, izleyeceksin onları nasıl olur da böyle yaşanabilir diye?
(BERABER OLAMAK)
   Oysa ki aşk üzerinde dahi anlaşamayacak kadar aciz olacaklar.   
   Köktenciler günah diyecekler aşk için, yasa sahipleri ise yasak,
   Doktorlar fiziksel veya en fazla ruhsal, mekanik bir rahatsızlık, yaşlılar uzak, gençler hoyrat ve bir tek sen, günü gelince elbet; en uzun süren aşkın karşılık görmeyen aşk olduğunu fark edeceksin... 
   Filozofları okuyacaksın onunla ilgili bir anlam verebilmek için ve Nietzsce; seni güçlendiren bir eziklik diyecek ona,  Schopenhauer için anlamsız bir acayiplik, Platon için yazdığı Şölen'in kendisi  ve Marx için ise emek olduğunu göreceksin ya da devrimin ardındaki alevin bizzat kaynağı... 
(ZAMAN)
     Ve o gün geldiğinde (ki ille de gelecek) şairin dediği gibi o, ''Bekle'' diyecek giderken...
   Ve sen beklemeyeceksin elbet zira beklememeli hiç kimse, kurumuş, saatlere benzeyen sarı yapraklar arasında...
   Gelmeyecek...
   Ölüm sanacaksın bu sessizliği ve yalnızlık ki ölüm ninnisiyle uyuyan... 
   Ama kimse ölmeyecek ve hatta yeniden ve yeniden yeşerecek tekrar hayat.
   Boşlukları kabul etmeyen fizik yasaları açtığın boşluğu, olması gerekenle doldurmak için  ayrılıkları kullanacak, yerlerine yenisini gelsin diye ve tekrar kurulsun zemberek, dağılsın kağıtlar, mutsuzluğunun farkında olmayan mutsuzlar avunsun diye tekrar...
   Velhasıl o gün geldiğinde;
   Cennetten kovulmak pahasına sevmeyecekse seni,,
   Asla kalbini verme diyeceğim sana...











PAZAR...

Arayıp
sorduğunuz
için
(KİTAP OKU BUGÜN)
Thank U
ve fekat
dükkan
bugün
kapalı...

NOT: Bu arada dünkü yazımın altına yorum yazan ve inanılmaz kalemiyle birkaç dakika boyunca nefessiz kalmama neden olan Ece Evren Hanım'a teşekkürler...
   Bizimle paylaştığı samimi duyguları için...
   Dediğim gibi sevdiklerimizle biryerlerde tekrar buluşacağız...


(YA DA ARKADAŞLARALA BULUŞ)


(YARINA KADAR)

26 Kasım 2016 Cumartesi

ÖLÜ ADAM, BEN VE DİĞER HİÇ KİMSE

GİYOTİN

   En basit anlamıyla sağduyunun ulaştığı son nokta olduğunu göreceksin bilimin ve tüm doğmalara,
(GÜLÜMSE)
tüm yobazlıklara, aşırılıklara, köktenci savunma ve gözü kara bağlılıklara karşı seni koruyan...
   Bununla beraber kendi doğrularını bulmanı önereceğim sana 'kendi hayatının, kendi anlamını' bulman gerektiği için...
   Diğer yandan gerçek hikayeler anlatacağım sana, ne kadar korkunç görünseler de gerçek oldukları ve gerçek yalanların sahibi kötülerin, ellerine güç geçtiğinde sen gibilere yaşam hakkı tanımayacaklarına ispat...
  İlk hikayen en ünlüsünden iki bilim adamıyla ilgilidir ve karanlık çağlarda da olsalar (bugün burada olduğu gibi) yaşam amaçlarına ne kadar bağlı ve onlara direndiklerini anlatan:
   ''Asıl eğitimi hukuk dalında olan fakat kimyacı olarak tanıyacağın ünlü Lavosisier, Parisli bir avukattı...
   Bilimsel gözlem ve yorum üzerine yaptığı konuşmalar ve kimyanın temellerine olan katkısı asıl ününü kazandırmıştı ona...
   Bilimi reddeden yobazları gösterip 'Bu kelleler hiç bir işe yaramaz' dediği için tutuklanmıştı sadece...
  Aynı gün yargılanıp, Fransızların ceza dünyasına hediye ettikleri acımasız giyotine mahkum edildi...  
    Lavoisier'in son isteği bilim adına bir manifesto niteliğindeydi;
   kendi kadar ünlü matematikçi arkadaşı  Lagrange'i çağırıp ondan son bir istekte bulundu:
  
(MERAK ET)
''Kafam...''  dedi,
   matematiksel fiziğin temellerini atan büyük matematikçiye;
   ''sepetin içine düştüğünde gözlerime bak...''
   ''eğer iki kere göz kırparsam insanın kafası kesildikten sonra da, bir süre daha beyin düşünmeye devam etmekte demektir...''
   Pamuklarla sarmalanması gerektiği halde onlar tarafından acımasızca katledilen Lavoisier'in kafası, sepete düştü...
   Ve gülerek iki kere göz kırptı...
   Sonrasını Lagrange şöyle yorumlamıştı...
   ''Lavoisier'in son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir...
   ama o yobaz kafalar asırlarca karanlıkta sürünecekler,
   insanlığı da süründürecekler!''
   Hikayen, gökten düşen üç elma ya da 'sonsuza dek mutlu yaşadılar' klişesiyle bitmiyor üzgünüm...
   Ama ölene kadar, son nefesine kadar,
   düşünmeye devam etmeni, korkmamanı salık veriyor...
   Ve her ne şartta olursa olsun,
    gülümsemekten vazgeçmemeni...
(DÜŞÜN)

    




24 Kasım 2016 Perşembe


ÖLÜ ADAM, BEN VE DİĞER HİÇKİMSE

BÖLÜM 12

ÖĞRENECEKSİN

(DÜŞÜNECEKSİN)
   Tolstoy örneğin; bisiklet sürmeyi öğrendiğinde tam 67 yaşındaydı ve bir gün sırf bu nedenle  “Tolstoy'un Bisikleti” diye bir kavram duyduğunda ne demek istendiğini anlayabileceksin
ve “ hiçbir şey için geç” olmayacağını... 
   Velhasıl öğrendiğin her şey ayakta durman için daha güçlü destek olacak sana gün be gün...  
   Mutlu olmak için gülümsemenin çoğu zaman yeterli olacağını göreceksin ve gördüğün her varlığa kalbinin atmıyor olmasını umursamadan gülümseyeceksin...
   Her şeyin aydınlık yüzünü görebilen iyimserliğin bir salgın gibi onlara da bulaşacak...
   Başlı başına varlığın ve  kalan başarılarınla da gurur duymayı öğreneceksin. Kimi zaman en yakın ve dostlarınla da gurur duyacağın gibi...
   Aklını, zihnini, duygularını arı olmayanla kirletmeyecek ve Tebrizli misali ;hep güzeli görmek için çabalayacak ve elbet sonunda da en güzel dünyayı sen yaratacaksın...
(BASİT ZEVKLERİN OLACAK)
   Aklının dinginliği tek rehberin olacak ve herkes kıskanırken güzelliğini, sen alı al, moru mor, sana bu en yakın dünyaya kalan her renginden saçacaksın gönlünün en zengin paletinden...
   Yalnız güzel, yalnız en iyi ve seni en mutlu eden için çalışmaya ve en iyiyi umarak, varlığını kar altında; dışarıdaki fırtınayı umursamadan başını çıkarmaya çalışan bir kardelen inadıyla dünyaya haykıracaksın; ''filizleneceğim!''
(ÖĞRENECEKSİN)
   Yanlışların da olacak elbet seni sen yapan. Geçmişi ve yanlışlarını bir rehber gibi koynuna alıp şefkatle yarına bakmaya da devam edeceksin....
   Yüreğin kaygıyı toz edecek kadar geniş olacak sonra ve kızgınlık ya da öfke bulamayacak kapısını:
   Bozguna uğramayacak kadar yüce olacak artık ve üzüleceğin şeylerin seni ele geçirmesine izin vermeyecek kadar güçlü...
  Ne zaman mı?
  Belki yüz yirmi gün...
  Bu yazının biteceği güne kadar yani, seni beklediğim güne...
   Sadece bu kadar...
Çetin Tarı/Kasım







ÖLÜ ADAM, BEN VE DİĞER HİÇKİMSE

BÖLÜM 11

SEN

   Karşına çıkan insanlar doğru insanlar olacaklar üzseler de seni, demek istediğim kimseyle tesadüfen karşılaşmayacaksın. Yanlış olduklarını düşünsen de
(KADER)
öğreneceksin; tecrüben aldatılmak olacak, tekrar tekrar düştüğünde yürümeyi öğrenirken sen sağlamlaşsın diye kemiklerin...

   Yaşadıkların zaten yaşayacak oldukların olacak; ne bir eksik ne de fazla.
   Hiçbir şey yaşadıkların ve yaşayacaklarını değiştiremeyecek, en küçük ve gözlerinle şahit olamayacağın, duyamayacağın kalpler ve hissedemeyeceğin dokunuşlar kadar uzak, küçücük ve önemsiz şeyler dahi değiştirme gücünün sınırları dışında olacak...
   Dersini alman ve ilerlemen için ne yaşarsan yaşanması gerektiği için olacak ve kaderin olduğu için ve aksini ispatlayacak bir fizik yasası bulamadığı için henüz insan...
   O halde karşılaştığın ve tecrübe ettiğin her şeyin mükemmel olduğunu düşünmemen için hiç bir neden yok, zira geri çekilip büyük resmi görme şansı verilmedi sana. Sadece bekleyip son kertede gerçekten de öyle olduğunu onaylamakla kalacak, bununla avunacaksın...
   Başlangıç yaptığın her an da doğru zaman olacak ama; umutla ve inatla, kadere inat, akışa ve tüm kadim geleneklere, dogmalara inat yürüyeceğin.
    Sadece yeni bir şey olmasına hazır mısın ona karar vereceksin, bu yeter; kaldı ki o senin olmaya zaten hazır ve öyle davrandığın sürece zaten senin olacak...
(OKU VE OKU)
   Velhasıl bitene de üzülmeyeceksin artık, biten şey, hayat dahi olsa veya hayatın sona ermesine benzer bir ayrılık; serbest bırakacaksın  gitmesine izin vererek...
  Eğer sevgi ise aranızdaki mutlaka kavuşacağınızı bileceksin; zira bu dünyaya ait olmayan, elle tutulmaz ve en ulaşılmaz sırların ardına gizlendiğini bileceğin bu kavrama ve ona güveneceksin tüm kalbinle...
   Değiştiremediğin ama kabul etmeye hazır olduğun kendinle barışarak aynadakine güveneceksin artık...
  Başka kimsen yok hayatta,
   Tek dostuna, ona iyi bak...
Çetin Tarı/ 2016
(REKLAMLAR)