24 Ocak 2015 Cumartesi

BİLİNMEYEN NO: 147
  EN BOŞ MASALIN BİLE, HAYAL GÜCÜ İÇİN BÜYÜK BİR ÇEKİCİLİĞİ VARDIR VE EN KÜÇÜK ÖZ DE AKILCA ŞÜKRANLA KABUL EDİLİR...YA DA ÖDÜL ALDIĞIM KARANLIK BİR HİKAYE: KIRMIZI  

(BİR HİKÂYE)
   Gethe'ye ait başlığın ilk kısmı, günün hikaye ile ilgili olduğunu belirttiğine göre ne ilgili olduğunu söylemek fazla uzatmamak açısından iyi olur diye düşünerek aşağıdaki hikayem; 'Kırmızı' nın Mersin Kelenderis Öykü Yarışmasında üçüncü olan kısa hikayem olduğunu söylemek yeterli olacaktır sanırım.
   Bir radyo haberinde duyduğum; 'adamın birinin kafasına aldığı darbe sonucu renk körü olduğuna dair bana ilginç gelen durum' hikayeyi yazmamda ilham olmakla beraber adamın psikolojik durumu +  hapsedilmenin kaotik sonuçları + zamanın 1800 li yıllara ayarlanması aşağıdaki hikayeyi çıkardı ortaya...

   NOT: karman çorman bir romana başladığım için sık olamasa da yine de fırsat buldukça burada bulunmaya devam edeceğim...
   diğer yandan ilk kitabım Şubat sonunda muhtemelen yayınlanacak o zaman daha sık yazacağımı belirtirim vesselam...

KIRMIZI
(VE RENKLER HAKKINDA)
   ‘’Ali Paşa’daki kabadayıyla kavga ediyormuş bu, şans eseri adam kendi usturasına biçilip ölmüş diyorlar.’’
   Misafir kadın felaket haberi almışçasına abartılı iki yana sallanarak yanı başlarında fasulye ayıklayan genç kıza baktı.
    ‘’Bizzat kadı Efendinin akrabası olan genç ölünce, önce kürek mahkûmu yapmışlar bunu…’’
   Kız içini çekti. Dinlemek istemiyordu ama işini de bitirmeliydi, sonra koşarak eve gidecekti. Bugün görebilirdi onu belki. Hem geleli üç gün olmamış mıydı?
(GÖREMEMEK)
    ‘’İstanbul’un o büyük Kasımpaşa zindanında kalmış diyorlar. Karanlık surlarla çevriliymiş burası. Ama zindan dediysem; camisinden, fırınına, hamamından, çeşmesine her şey varmış orada, hatta bir Hıristiyan ibadethanesi bile bulunurmuş diyor karşı evdeki Ermeni terzinin karısı.’’
   İhtiyarın susmayacağı belliydi, fasulyeleri daha bir hızlı ayıklamaya başladı. Elbet olanları biliyordu ve hatta tüm İzmir de biliyordu belki. Ses etmedi. Bir kez daha anlatmadan, kendini vazgeçirmeye çalışmadan susmayacaklardı. Zaten üç gündür herkesten aynı şeyleri dinlemiyor muydu?
    ‘’Gündüzleri dışarıda, kadırgaların yapıldığı kasabada çalıştırıyorlarmış…’’
(EN ÇOK DA KIRMIZIYA ÖZLEM)
   Telkinleri bir şey değiştirmiyordu. İnanmıyordu suçlu olduğuna ya da ‘delirmiş’ dediklerine.
   Giderken ‘bekle’ demişti. Elbet bekleyecekti. Seviyordu, ilk göz ağrısıydı o…
   ‘’Ege adalarından, yakalanan Hıristiyan gemilerinden ya da Frenk şehirlerine yapılan akınlardan esir edilen kim varsa, itin uğursuzun yanına tıkmışlar bunu… Kim bilir nasıl insanlarla yarenlik etti o yılan deliğinde yıllarca.’’
   Genç kız gözünden süzülen görünmesin diye olacak, daha çok eğdi incecik boynunu…
(KAOS)
   ‘’A kızım, dinlemezsin ama dikkat et diyoruz sana, o artık senin bildiğin Hasan değil. Yollarda kendi kendine konuştuğunu söylüyor tüm mahalle. Gâvurların görmek için Fizan’dan geldiği o güzel derenin kıyısına oturup, saatlerce rengârenk kumlarına bakıyor ve sonra birden kızıyor hiddetleniyormuş, buna ne demeli?’’
(RENKLER)
   Biri sussa diğeri başlıyordu. Ama bitmek üzereydi işi, bir an önce mahalleye dönecek ve Hasan’ın kapısı çalacaktı bu kez. Onu beklemişti, hakkı vardı buna…   
   ‘’Kimseyi istemedin de, ille dönmesi bekledin ya, çok yazık… Bak anan iki gözü iki çeşme, yataklara düşecek. Uzak dur o adamdan, giden yavuklun değil o artık. Üç gün oldu da seni görmeye bile uğramadı ya evinize, yalan mı?’’
      Sürekli geliyor ve sürekli gidiyorlardı… Tüm gemilerin yanaşma yeri ve yarışma noktasıydı burası. Kayıklar, Osmanlı’nın savaş gemileri, Fransa’nın, Avusturya’nın ağır savaş gemileri, tüm ulusların her türden gemileri vardı limanda.
    ‘Esaret zamanı yaptığım kadırga bile olabilir’ diye düşündü, martı misali açıkta süzülen için.
(AYŞE)
   Birbirine dolanmış dar sokaklara girdi. Etrafta deve sürüleri geziyordu. Anadolu’nun en büyük pazarıydı burası. ‘Acem ipekleri, Beypazarı iplikleri, balmumu, Mahmude otu, ravent, afyon, aloe, kasnı otu, Arap zamkı…’ her kafadan bir isim çıkıyordu. Duymasına rağmen hatırlayamadığı hayallerin diyarıydı burası.
   Suriye elmaları, Umman şeftalileri, Halep yaseminleri, Şam nilüferleri, Nil hıyarları, Mısır’ın misket limonları, sultani ağaç kavunları, Mersin yemişleri…
    İlk kez görüyormuş gibi meraklı ya da acı bir kaybı arıyormuşçasına bezgin, tam ortada durup tezgâhlara bakındı tekrar.
   İlk kez değildi elbet buraları gezmesi ama esaretten döndüğünden beri gördüğü renksiz gölgelerin hiçbiri maziye ait hatıralarla uyuşmuyordu.
(DÖNDÜĞÜNDE OLAMAYAN)
   İkindi ezanı çoktan okunmasına rağmen hava hâlâ sıcaktı, alnındaki teri sildi mendiliyle. Sessizce etrafı dinledi sonra ve açtı gözlerini.
   Şeyler vardı elbet ama renkler…
   Renkleri tamamen solmuş, kurumuştu...
   Sadece kokucu dükkânını görünce sevindi bu yüzden; gülsuyu, portakal çiçeği kurusu, amber, miskle karışmış gül kokusu serpen bir gülabdan, erkek kokusu saçan tohumlar, sandal ağacı dalları, sarısabır ödü, İskenderiye’den rengârenk koku mumları…
(BEKLEMEK)
    Kokularla bir sorunu yoktu ve hatta sarımsaklı güveç, yağ ve balık kokuları dahi midesini bulandırmadı bu kez. Her şey beş yıl öncesi gibiydi ve hatırladığı kadarıyla aynı kokuyordu yine dere kenarındaki, rengini mor diye bildiği ama artık kirli gri gördüğü Erguvanlar.
     Bedestenin bulunduğu sokağa saptı. Bursa ipeği, sabahlıklar, altın işlemeli muslinler, diğer tarafta kadifeler ve deri terlikler. Kayserili halı tüccarlarına ait, rengârenk olması gereken ve bu yüzden yine içini hüzün ve hiddetle dolduran duvar halıları.
   Köşedeki silah dükkânına yöneldi dalgınca. Pers cangiar hançerleri, Şam kılıçları… Farkında olmadan geldiği bu yerden rahatsız oldu. O uğursuz günden beri silah taşımaya tövbe etmişti.
(KARAR)
   Bir anlığına kuşağına gizlediği paket geldi hatırına.
   Yokladı, neyse ki yerindeydi…
  Bedestene girmek istemedi. Kapalı yerlerde duramıyordu artık. Kayıkçı kahvehanesinin bulunduğu ara sokağa saptı ve ardından pazardan çıkmak üzere kuzeye, Ermeni ve Frenk mezarlıklarının bulunduğu koruluğa yöneldi.
   Pazarın seyreldiği ağaçlıklı yolun sağında seyyar limonata, şerbet, kötü dondurma ve macun tezgâhları bekleşiyordu.
   Yaşlı bir macuncunun yuvarlak tepsisine yanaştı, heyecanlıydı.
    Üçgen bölmeli, her haznesinde farklı tat ve renkte olması gereken macunları inceledi. Her şey yanlıştı, aradığı burada da yoktu.
(HAYAT)
   Tezgâhı kaldırıp çimenlere fırlatmamak için zor tuttu kendini.
   Görebildiği sadece gölgeler olmuştu yine...
   Başının ardına kürekle vurdukları o geceden beri kafasının içinde görmesini sağlayan yolda bir şeyler parçalanmıştı.
   Göremiyordu artık renkleri. Sadece koyulu açıklı şekillerin her tondan çamurumsu gölgeleriydi dünyasından kalan.
   Pazara gelmesinin sebebi de buydu belki, bir umut...
   İzmir’in en renkli yerindeydi şu an. Burada da rastlayamazsa hiçbir yerde bulamayacağı belliydi çok özlediği kan kırmızıyı…
   ‘Zindanda deli oldu Hasan’ demişlerdi ardından, ama deli değildi. Sadece, renkler çıktığı için hayatından kalbinde çırpınan yaşam durulmuştu. Öldürmek için bir kez, urganla asmıştı kendini ama zindan gibi yerde bulabildiği tek çürük ip de yarı yolda bırakmıştı onu…
   Göremediğinden olacak, yine içinde bir şeyler taştı. Hâkim olmak için kendine derince soluklandı...
(AYNI KİŞİ DEĞİL DEDİLER ONA)
   ‘’Her renginden ver’’ dedi yaşlı macuncuya, çıkardığı tüm kuruşlarını tepsiye boşaltırken.
   Az sonra evin olduğu sokağa girdi. Pencerelerden onu gözlediklerini biliyordu, adımlarını hızlandırdı. Akşamüzeri pazara gideceğini söylemişti anası, ev sessizdi. Avluya açılan tahta kapının paslı kilidini açtı…
   Atacakken adımını içeri çağıran biri varmışçasına çevirdi başını yukarı. Dalgın yürüyen Ayşe’siydi yokuşun başındaki, o da görmüş müydü kendisini?
   Uzaktaydı ama geldiğinden beri ilk kez bu kadar yakındı ona. Çıkmaya karşısına ya da görmeye cesareti yoktu, bakmaya kıyamadığı yeşil gözlerine.
   Hak etmiyordu şüphesiz, yaratanın en güzel rengi verdiği gözlere bakamayan, onları göremeyen kendi gibi bir meczubu…
   Hem merak da etmemişti kendisini, vazgeçmişti demek.
(SON)
   Ve Hasan, tahta kapıyı ardından kapayarak dermanı kesilmişçesine yorgun, bahçede kararmış sünger taşına oturdu.
  Başının arasında elleri, sokaktan gelen sesleri dinledi bir süre.
   Ve ardından, zayıf ve esmer bir adam perdeleri sımsıkı kapalı küçük odasına girerken pazara almak üzere gittiği paketi çıkardı kuşağından.
  Heyecanlıydı. Bu yüzden belki, kapıdan gelen çekingen tokmak sesleri ulaşmadı odasına.
   Aralık perdeden batan güneş, kumaşa sarılı Arap usturasından yankılandı sonra duvarlarında ve ardından çelik, kan içinde bıraktı kemiğine kadar tüm bileklerini…
   Ve cansız bedeni söyleyebilseydi eğer o akşam; bileklerindeki gül rengini gördüğüne yemin edebilirdi en sevdiği Ayşe’sinin üzerine…        
(NİSAN/2014. ÇETİN TARI)

                  *5. KELENDERİS ÖYKÜ YARIŞMASI 3. LÜK ÖDÜLÜ                                      

14 Ocak 2015 Çarşamba

BİLİNMEYEN NO:146

DERDİ DÜNYA OLANIN DÜNYA KADAR DERDİ OLUR

YA DA ÖĞRENİNCE AYNI KALAMAYACAĞIN 9 ŞEY

(her yeni gün bir öncekinden farklısındır)
   Paradigma kayması  belirli bir konuda karşılılaşılan bilgi sayesinde zihinlerdeki algilarin degismesi yepis yeni bir bakış açısının kazanılmasıdır...
   Öğrenme kavramının doğasında bulunan bu kelime gezmek, izlemek, deneyimlemek ve iletişim yolu ile de olabilir ki burada ilgilendiğimiz en zahmetsizi olan okuma yolu ile karşılaşılaşılan paradigma kaymasıdır.
(deneyimle,)
   Bu kısa girişten sonra hazırsan eğer kemerlerini bağlamanı tavsiye ederim ki az sonra (kemer çözülünce) aynı insan olmayacağının farkında olabilesin...

  1.ROMANTİZM; İnsan bedeninin %90 kadarını parıldayan kitle (yıldız tozu) oluşturuyor çünkü hidrojen ve helyum dışındaki tüm elementler yıldızlarda oluştu..
  2. KOKU; Astronotlara göre uzay kurumuş et, sıcak metal ve kaynak dumanı gibi kokuyor. 

3. BÜYÜK PATLAMA ; Bugün televizyonunuzdaki parazitin %1 kadarı, 13.7 milyar yıl kadar önce gerçekleşen Büyük Patlama'dan kalma Kozmik Mikrodalga Arkaplan Işıması'ndan kaynaklanmakta
 
4.  KARŞI CİNSTEN ALDIĞIN ENERJİ; Uyanık olduğu esnada, insan beyni küçük bir ampulü yakacak kadar elektrik üretiyor.
 

 5. DAHA BÜYÜK; Mars'ta bulunan Olympos Dağı 27 kilometre yüksekliğinde. Yani Everest Dağı'ndan 3 kat daha yüksek. Olympos o kadar yüksektir ki, bu dağın zirvesi Mars'ın atmosferi dışına çıkıyor.
 
(eskiler yıkılıp yeni bağlar kaurulacak)
(Acele etme)
 6. ACELE ETME: Güneş Sistemi'nin Samanyolu etrafında bir tur atması  275 milyon yılda gerçekleşebiliyor. Yani dünya en son şu anki pozisyonundayken, dinozorlar daha yeni yeni oluşuyordu.
 
 7. YILDIZLARI İZLE; Gök bilimcilerin tahminlerine göre, her gün en az 275 milyon yeni yıldız
(artık farklı bakıyorsun)
oluşur.
 
8. WHAT İS KARA DELİK;  Eğer dünyayı bir bilyenin boyutlarına getirebilseydin, kendi içinde kaybolup bir kara delik oluştururdu. 

9. BUZUN YANMASI; Bizden 33 ışık yılı uzaklıkta, tamamen yanan buz ile kaplı bir gezegen var.
 
   Öğrendiğin herşey seni daha iyiye dönüştürür. beynin bulunma amacı budur...

6 Ocak 2015 Salı

BİLİNMEYEN NO: 146

YÜZÜKTE BAŞKA, YÜREKTE BAŞKA İSİM OLMAMALI
YA DA ÇOCUKLARA VERİLMESİ SAKINCALI İSİMLER

(İSİMLER ENERJİSİNİ VERİR)
   Bugün sana isimler aleminden bahsedeceğim ki bunca zamandır yakana yapışıp kalmış ve seni tanımlayan bu sözcüğün hayatın üzerinde bir etkisi neymiş, öğrene bilesin...
   Dolayısıyla giriş olarak bir kaç nüanstan bahsedebiliriz ve finalde, çevremde de bu isimlere sahip tanıdıklarım bulunduğundan ve onlarla kafa bulma fırsatını kaçırmak istemediğimden; yeni öğrendiğim sakıncalı isimler ve anlamları olacak...
   Öncelikle uzmanlara göre ( uzaman dediğim; Akrofonolog: isim bilimcisi), en yaygın erkek isimlerinden Mehmet, karşıdakinde güven hissi uyandırıyormuş. Sakıp ve Serdar ise zenginliğin sembolü olarak görülüyor.Türkiye’de en çok kullanılan isimler kadınlarda Ayşe, Emine, Hatice, Zeynep; erkeklerde Mustafa, Ali, Hasan, Ahmet, Mehmet. olarak sıralanmakta...   Diğer yandan isimlerin insanın kariyerini de fazlasıyla etkilediği söyleniyor. 

   * Özellikle K harfi kariyeri temsil ettiği için, isimde bu harfin olmasını tavsiye ediyor. 
   * İnsanda güven hissi uyandıran isimlerin başında ise Mehmet geliyor. 
(VE ZATEN GÜZELSEN BELKİ DE TEFERRUAT)
  * Eğer güçlü bir isim istiyorsanız ismin içinde D ve G harfleri olması gerekiyormuş. A harfiyle başlayan isimler de bu anlamda çok önemli imiş.
  * L harfi, sanatla ilgili işler yapanlar için ideal.( El marifetiyle çalışan herkes için de)
   Hiç bir masraftan kaçınmayarak sentezlediğim (ayrımsal damıtma) kendi adını bulmanı kolaylaştıracak liste, kısaca aşağıda verilmiştir. Bakalım kariyerine çomak sokacak bir isimle mi dolaşıyorsun yoksa her işi başarmana sebep olan şeylerden bir diğeri de adın mıymış?

A:  yeri geldiğinde atılgan ve enerjik olduğu (Diğer A harfi mantık ve algılama kuralları)
B:  harfi önsezilerinin güçlü olduğu
C:güzel sanatlara karşı olan duygusallık anlamına geliyor.
(HAYATA BAŞKA PENCEREDEN BAKABİLMEK)
Ç: Zevkine ve sefaya düşkün kişilerdir.
D: Üstün gücü temsil eder; hırslı ve zorluklara direnen kişilerdir.
E: Ruhsal karışıklığı temsil eder bu kişiler üzüntü ve sevinci bir arada yaşarlar ruhsal gel gitleri vardır.
F: Sakin kişiliği ifade eder uysal ve güvenilir kişilerdir.
G:İnatçı kişilik gerginlik ve üstün güçlere sahip olma arzusu.
H: Sakin durağan kişilik.
Iİ: I harfinin hassas ve duygusal olduğu 
J: Kaprisli kıskanç kişilik.
K harfinin yüksek seviyede kariyer
L: Sanatsal yönleri olan kabiliyetli kişilik.
M: Ticarete yatkın zeka seviyesi yüksek kişilik.
(EY AŞK, İSİM VE KİŞİLERDEN MUAF)
N: önsezilerini kullaranak iş yapma
OÖ: Gizemli kişilik gizliliği sever duygularını kolay kolay açığa vurmaz.
P:  kendine olan güven davranışlarıyla dikkat çekerler.
R: Tereddütlü kişilik karar vermekte sürekli zorlanırlar.
S Ş:Aşırı hayalperestlik sık sık hayal kurarlar.
T: Ketumdurlar duygularım karşısındakine çok zor açarlar.
UÜ: Durgun görünümlü çok ağır hareket eden kişilerdir. İşlerini yavaştan alırlar.
V: Kendi içine dönük umursamaz kişilik bana dokunmayan yılan bin yıl yasasın diye düşünürler.
Y: Geçmişteki İzleri üzüntü ve diğer olayları sürekli yaşarlar geçmişlerini asla unutmazlar ancak güçlü kişilik yapıları vardır.
(DÜZGÜN YETİŞMİŞ, EFENDİ: TEMSİLİ)
Z: Bilimle uğraşan okumayı seven akademik anlamda başarılı kişilik.
   Bazı ülkelerde kişi isimleri 8-9 adet olabilir ki uzmanlara göre gayet olumlu olan bu durum (Ne kadar çok isim ve harf olursa) sizin enerjiniz daha çok tetiklemekte imiş... 
   Ve fekat isimler konusunda şöyle sakıncalı bir durum vardır ki (ilahiyat uzmanlarına göre); ''Kutsal kitaplarda  geçen her sözcüğün isim olarak kullanılması uygun olamaya bilmektedir...'' şeklinde toparlanabilir..
   günlük hayatta fazlaca karşılaştığımız bazı isimler ve anlamlarını aşağı eklemek durumu kısaca özetleyecektir sanırım:
Sanmsun Müftüsü Yrd. Doç. Dr. Öztürk (ki sanırım bu işi iyi kötü biliyordur) Sabah gazetesinde yayınlanan röportajında şu başlıklar üzerinde duruyor:

(ÇOCUKLUKTA BAŞLAR OYSA )
(VE ONU İYİ YETİŞTİRE BİLDİN Mİ, GERİSİ HİKAYE)
  • Sanem ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir
  • Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı aksın demektir. 
  • Kezban ismi Kur'an'da geçiyor diye veriliyor. Oysa Kezban yalancı demektir.
  • Rumeysa 'gözü çapaklı kadın' demektir.
  • Hüreyre, 'kedicik' demektir.
  • Kayra eski Türk mitolojisinde 'tanrı' demektir, Allah'tan başka ilah mı olur? Çocuğa tanrı ismi konulmamalıdır.
  • Melis, Yunan mitolojisinde 'tanrıça' demektir, şişman ve tembel anlamlarına da gelir.
  • Erçin 'ücret' anlamına gelir. Bir insanın ücreti olamaz."
  • Resul, Nebi, Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil isimleri konulmamalı, hoş değil
  • Samet ismi, hiç kimseye muhtaç olmayan demektir. Bu sadece Allah'a mahsus bir durumdur, isim olarak kullanılamaz.
  • Gülsüm gariban, zavallı kimsesiz anlamındadır. 
  • Julide Farsça'da dağınık, perişan demektir.
  • Cennet bahçesi olarak bilinen İrem ise Allah'ın gazabına uğrayan sahte cennettir.
  • Bade ismi içki demektir. 
  •  Hannas ismi şeytanın ismi

(YİNE DE ÖĞRENMELİ NE VARSA MÜMKÜN)
   Ve finalde Yrd. Doç. Dr. Öztürk, "İsim her dilden olabilir. Yeter ki anlamı güzel olsun, yaşadığı toplum ve kültüre yabancı olmasın" diyerek yazıyı toparlıyor.
   Ne düşündüğüme gelince, kelimeler öyle bir dünyadan ve yok olmadan ve binlerce badireyi atlatarak ve binlerce imbikten süzülerek gelirler ki yalnız tek bir anlama sıkıştırılmaları çoğu zaman imkansız hale gelir. Aynı kelime hem yakını ve hem de ulaşılamayacak kadar uzakta olanı tarif edebilir ya da hem sevgiyi ve hem de özlemi: zira olan her şey bünyesinde zıt kutupları taşımadan var olamaz... 
   Demek istediğim öncelikle niyettir ve adını verdiğiniz çocuğu, hakkıyla ve gerçek anlamıyla bir insan olarak yetiştirebilmekte... 
   Gerisi tam anlamıyla teferruat...

4 Ocak 2015 Pazar

BİLİNMEYEN NO: 146

HAYATI SORGULAMAYA DAİR BİR KAÇ PAZAR NÜANSI
YA DA HER NEYSE İSTEDİĞİN HER GÜN YAPMALISIN...

   Hayat hakkında, 'işe yarıyor' diyebileceğim kuralların en başında 'Her gün (ama her gün) sadece bir kaç dakika kuralı'' diyerek adını kendi uydurduğum bu kural gelmektedir sanırım.
   Bir önceki yazıda da Aristo'nun deyişinde (''İnsan, tekrar tekrar yaptıklarıdır. Bizi şahane yapan tek bir davranışımız değil, bu tekrar tekrar yaptığımız şeylerin yani alışkanlıklarımızın bütünüdür...'') kendini gösteren kuralımız bence bu sene duvara keçeli kalemle yazıp her gün okunması gereken en önemli yol göstericidir.
    Örneğin, bu sene yapılması gerekenlerin en başında yer alması gereken 'Spora başlamalıyım' kararı yukarıdaki kuralla daha kolay uygulanır bir hale gelecektir.
    Sadece her gün en azından duruşunuzun ve kendinize güveninizin olumlu anlamda değişmesi için yapacağınız (saati karşınıza alarak) sadece 10 dakikalık kültür fizik ya da esneme hareketleri (dahi) bir kaç aylık vadede görünümünüzde inanılmaz değişimler yapacaktır. 
   Sakın ola 10 dakika işe yaramaz en yarım saat olmalı ve sonra 20 dakikadan sonra kalp hızlanmaya... falan zırvalarla kafanızı bulandırmayın. Benim demek istediğim ''Sen günde 10 dakikanı spora zaman ayır; ola ki haftanın bir kaç gününde de kendini iyi hissediyorsan yarım ya da bir saatlik bir zaman ayırarak sporu zaten (daha istekli) yapacaksındır...'' şeklindeki (kendi uyguladığım) düşüncelerimdir...
   Velhasıl bugün on dakikalığına spora başla ve bunu iki arada bir derede de olsa her gün yapmaya karar ver; bu bile ilk başta sana anlattığım her gün kuralının küçücük çabalarla da olsa hayatında ne çok engeli yıktığına şaşacaksın.
   Sonunda da bu kuralı uygun formlarda diğer gelişmek istediğin alanlara yaymak ve kısa süre sonra olacak iyi şeylere kendini hazırlamak kalır.
   O halde kuralı unutma: ''bir kereliğine (ve gereken sürede) yaptığımız işler değil,,, bizim için her gün (az da olsa) yaptığımız o süreklilik arz eden işler, asıl ilerlememizi ve mutlu olmamızı sağlayacak eylemlerdir..''
   Diğer yandan hap şeklinde reçetenize yazacağım aşağıdaki görseller de umarım bakış açınızda bu gün ufak da olsa olumlu kıpırdanmalara yol açacaktır. 
   Finalde ağlamaklı bir halde okuyacağınız yüzyılın en büyük şairlerinden birinin inanılmaz şiir var. kalbiniz sağlam değilse bu akrostişi okumayınız derim...

1. HER GÜN BİR DAKİKALIĞINA DA OLSA KENDİNE SESSİZLİK İÇİNDE DÜŞÜNME ANLARI VER...
    


2. KİTAPLARIN EN İYİ VE UCUZ TERAPİ ARAÇLARINDIR: BU GÜN BİR KİTAPÇIYA UĞRA...


Resim yazısı ekle


3. BAZEN BEKLEMEN DAHİ YETERLİDİR. AMA NE ARADIĞININ FARKINDA OL Kİ KARŞINA ÇIKTIĞINDA ONU FARK EDESİN...
Resim yazısı ekle


4. İŞTE 'BU HER GÜN YAP' KURALININ ÖZÜDÜR...

Resim yazısı ekle
 5. VE HER GÜN ONUN İÇİN BİR ADIM AT Kİ DÖNÜP BAKTIĞINDA DAĞLARI AŞTIĞINI GÖREBİLESİN...



6. DAHA ÇOK ŞEY YAŞADIM DEMEK İÇİN...

Resim yazısı ekle

7. VE SEVDİKLERİNE DE OKU Kİ ÖRNEK OLDUĞUN BU ŞEY ONLARIN DA HAYATINI DEĞİŞTİREBİLSİN...
Resim yazısı ekle

 8. SEN YİNE DE SADECE İYİ ŞİİRLER OKU...
???

31 Aralık 2014 Çarşamba

BİLİNMEYEN NO: 145

YİNE TUTAMAYACAĞIN KARARLAR ALACAKSIN YARIN 2015'E DAİR,,
YA DA BU DÖNGÜYÜ KIRMANIN YOLU...

(BU YIL MANYAK KARARLAR ALACAĞIM BAKIŞI)
(SEVDİKLERİNE ZAMAN AYIR)
   Öncelikle şunu söyleyeyim ki Amerika'daki bir araştırmaya göre; (muhtemelen) yarın mantıklı insanların %40'ı gibi davranarak (%60 umursamazlara dahil değilsen)  bu yıla dair alacağın (olması gereken) kararlarının çoğuna bir iki gün içinde (eski tas eski hamam hesabı) uygulayamadan by by diyeceksin. Zira bu tür insanların (bizlerin) ancak %8'i aldığı kararları devam ettirebilmekte imiş. 
   Ve belki de daha önemlisi bu %8'in sadece beşte biri bu kararların sonucu olması gereken davranış değişikliği hedefine ulaşabilmekte...
    Peki bu %40'ımızın %8'inin beşte birinin başarılı olmasını sağlayan, onları diğerlerinden ayıran fark nedir? diye soracak olursan kısaca; Kararlılık (kendin için pes etmeyen bir irade), Duyurmak ve planı net bir şekilde gözlerinin önüne sermektir diyebilirim...
   1. KARARLI OL: Olması gerekenin, sende neyin yanlış olduğunun ve hayattaki önceliklerinin farkında olan sen içinde 'yeni' kavramını bulunduran ve başlamak için harika bir start çizgisi olan yeni yıl günlerini olman gereken seni mutlu edecek kişiye ulaşmak için itici bir motor gibi kullanacaksın...
   Burada göstereceğin kararlılık (uzun zaman önce okuduğuma göre) davranışın bir alışkanlık haline ulaşması için gereken süre kadar olabilir sanırım: yani 28 gün.
(BİZİM MAHALLE)
    28 gün boyunca değişmek istediğin kararlar hakkında eylem planını uygula bırak gerisini bilinç altın halletsin...
 2. DUYURMAK: Eğer aldığın kararları duyurursan devamını getirmek için (en azından mahcubiyetten) bir sebebin ve şanslıysan eğer sana yardımcı olacak insanların desteğini alırsın.
(SPORA BAŞLA)
   Diğer yandan duyurmak kararın net şekilde ayrıca senin tarafından da daha güçlü bir şekilde içselleşmesini sağlar ki hedefine ulaşmada daha kararlı bir tutum takınırsın...
 O halde kararlarını facebook, tewitter  ya da pencerenden sokağa haykırarak (şaka) duyurmalısın....
 3. PLANINI YAZILI YAP VE DUVARINA AS: İngiliz psikoloji dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre (örneğin) egzersiz yapmaya karar vermiş kişilerle yapılan çalışmada kişiler üç guruba ayrılmış. Birinci guruba hiç açıklama yapılmamış. 2. lere egzersizin faydaları anlatılmış ve 3. lere de hangi günlerde ve hangi saatlerde egzersiz yapacaklarına dair ayrıntılı bir eylem planı doldurmaları istenmiş. sonuçlar;
  1. grup: %29
  2. grup: %49 ve 
(2015 YENİ SAYFA. SEN DOLDURACAKSIN...)
  3. grup: % 91 oranında başarı göstermiş ve spora daha uzun süre devam ederek sonuca ulaşmışlar...
   Yazmak, planlamak ve bu konuda açık ve net olmak başarının anahtarlarıdır zira aldığımız kararları beynin bilinçli kısmında işlerken uygulayacağımız kararları net bir hale getiremezsek eğer bunlar bilinç dışındaki çöpe yollanıyormuş.
   O halde sevgili ardaşlarım 2015'te değiştirmek istedikleriniz her neyse net olun ve bunun için söz verin. Yazılı ve ayrıntılı eylem planınızı oluşturup bunu dünyaya duyurun. Bir ay sonra davranış değişikliği ve tüm o iradem zayıf masallarından kurtulmuş olacaksınız.
(ÇOCUKLARI SEVİNDİR)
   Bu arada sizli konuştuğuma bakmayınız. Son zamanlarda organize davranamadığımın farkındayım ve daha iyiye ulaşmak için bu yazı sonunda derhal kararlarımı yukarıdaki yazı doğrultusunda alıp elimden gelenin en iyisini yapabilmek için bir başlangıç yapacağım.
   Aristo'nun dediği gibi: ''İnsan, tekrar tekrar yaptıklarıdır. Bizi şahane yapan tek bir davranışımız değil, bu tekrar tekrar yaptığımız şeylerin yani alışkanlıklarımızın bütünüdür...''
   Not: yeni yılda en çok alınan kararlar; kilo vermek ve yeni bir iş aramakmış ;)

   
(VE BU ARADA MUTLU YILLAR)
 









29 Aralık 2014 Pazartesi


 


BİLİNMEYEN NO: 144

 SEN DÜŞÜNCEDEN İBARETSİN. GERİYE ET VE KEMİKSİN. GÜL DÜŞÜNÜR GÜLİSTAN OLURSUN. DİKEN DÜŞÜNÜR DİKENLİK OLURSUN...

YA DA BİBLİO TERAPİ NEDİR?

(yalnız değilsin, yanında sen var...)
  Kitap evleri karşı cinsle tanışmak için en elverişsiz yerler olmakla birlikte  bazı durumlarda aynı kitaba uzanırken vuku bulan kafa tokuşmaları mutluluğa giden yolda aşılması gereken şişliklere gebe olmakla birlikte....
   Evet, yukarıdaki saçma girişle dikkatinizi çektiğime göre True Story bir hikaye ile Biblio terapi kavramı üzerine bir iki kelamda bulunmak üzere konuya girebilirim demektir....
   Beni tanıyanlar bilirler ki psikolojik grafiğimin aşağı doğru seyrettiği zamanlarda kitap okuma eğrim ters orantı göstererek yukarı ivmelenir ki yine böyle anlarımdan birinde farklı kitaplar arıyor iken işte; onunla karşılaşıverdim...
   O dediğim bir kitap olmakla birlikte yanımdaki hatunla muabbet açılmasına sebep olması (inanın ki) tamamen konusu ile (elbette kitabın) ilgiliydi. 
  ''İyi Hissetmek '' adlı bu kitap hakkında (hernasılsa) bilgili olduğunu düşündüğüm bayana konusunu sorduğumda kendisinin psikolog olduğunu ve kitabı bir hastası için biblio terapi amacıyla aldığını söylediğinde önümde yeni ufuklar açılmıştı.
queen_of_ravens_by_avine-d5gkwx9
(olsa da karanlık günlerin)
   Bu kadar abartılı olmasa da ( zira biblio terepi hakkında fikrim vardı zaten) yine de ilk elden kitap ilgimi çekti ve tarafımdan önerilen bir kitap haline geldi. Velhasılı kayışınızın gevşediği daralma anlarından birindeyseniz kendi kendine terapi anlamında bahsedilen kitap fazlasıyla işinize yarabilir derim...
   Diğer yandan benim asıl bahsetmek istediğim kavramın kendisi yani ''BİBLİO TERAPİ'' nin ne olduğu üzerinedir...
(DİBE VURDUĞUN ANLAR YİNE OLACAK)
   Bibliyoterapi, kısaca  kitapla tedavi anlamına gelmektedir. Yöntemdeki amaç, duygusal sorunların anlaşılabilmesini sağlamak, hayata karşı uyum sorunlarının aşılmasını gerçekleştirmek ve kişinin içinde bulunduğu ruh halinin  detaylarını tanımlamaya çalışmaktır. 
   Kısaca “doğru zamanda, doğru bireyle, doğru kitabı buluşturmak” denilebilen bibliyoterapi, kişinin okuduğu ölçüde tedaviye başladığı bir tekniktir.
   Amaçların arasında, kişinin okuyarak içine girdiği dünyada, kendi sorunlarını teknik doğrultusunda çözmesi ilk sırada gelir. Bazen kitapların yanı sıra çeşitli CD ve benzeri materyallerin de kullanıldığı bu teknik dahilinde, kendini iyi yetiştiren ve metodu detaylıca öğrenen kişilerin, konu hakkında başarılı uygulamalar yapabildiği araştırmalarla kanıtlanmıştır. Tedavi sürecinin ana motoru “okunan kitapla danışan kişinin kişiliği arasında dinamik bir ilişki kurulması” halinde tasvir edilebilir. 
   Süreç, 3 ana adımla devam etmektedir;
1. Özdeşim ve yansıtma
2. Arınma, temizlenme, rahatlama (yaşanan travmatik olayların yeniden hatırlanması ile heyecan boşalımı sayesindeki rahatlama)
3. İç görü ve sonuçta
bütünleşme
(O ZAMANLAR KENDİNLE KAL VE DİNLE)
  Bibliyoterapi sürecinde,  kişi bazı duygularını keşfedebilmektedir. Adını koyamadığı bu duygularını bulan,  ihtiyaçları doğrultusunda karşılanabildiğini öğrenen birey, terapi sonucunda olumlu neticeler alabilmektedir.
   Bibliyoterapi adına en güzel örneklerden biri, aynı zamanda eski bir Hint öyküsü olan “Kör Adam ve Fil” dir. 
   Öyküdeki tema, “kişilerin bulundukları dünyayı nasıl kendine göre algıladığı” fikridir. Durum ise, görmeyen bir grup insanın, file dokunarak betimlemeler yapması ve her kişinin dokunduğu bölgeye göre farklı betimlemeler ile fili algılamasına dayanmaktadır.
   Bibliyoterapi ile kişiler, kazandıkları perspektiflerle sorunların çözümüne yaklaşırken, aynı zamanda sorunları ile ilgili yalnız olmadıklarını fark ederler. Böylece, içsel rahatlama ve huzur da yaşanmaktadır.
   Bu açıklamalardan sonra hala kitap okumamakta inat eden tiplerdenseniz karanlık dünyanızda size başarılar dilemekle birlikte (bir paradoks olara) bu sayfayı okuyor olduğunuza göre bahsedilen kişi değilsiniz demektir; sizi kutlarım...
(AMA ARKADAŞLARINI DA UNUTMA)  

    O halde finali ''Kör Adam ve Fil'' hikayesi ile yapmak gayet iç açıcı olcaktır diye düşünmekteyim. iyi terapi dileklerimle...

Hintli altı adam vardı
Öğrenmeye çok hevesliydiler
Fili görmeye gittiler
Hepsi kör olmasına rağmen
Gözleme ile her biri
Kendi düşüncesini teyit etmek istedi.
Birincisi file yaklaştı
Ve olan oldu
Onun güçlü ve dar gövdesine karşı
Bağırmaya başladı:
“Allah aşkına! Fakat fil
Daha çok duvar gibi.”

İkincisi uzun dişini hissetti
Çığlıkla “vovvv! Burada ne var?
“Çok yuvarlak, düzgün ve sivri
Çok açık ve net
Bu harika bir özellik
Daha çok bir mızrak gibi”

Üçüncüsü hayvana yaklaştı
Ve mutlulukla tuttu
Elleri içinde hortumunu
Böylece cesaretlendi ve konuştu:
“Anladım” dedi aynen
“Fil daha çok bir yılan gibi”

(İYİ HİSSETİRİRYORSA YAP BU OLSUN BAZEN TEK ÖLÇÜN)
Dördüncüsü sabırsız elleriyle dokundu
Dizlerini hissetti
“Ne harika canavar
çok düz” tekrarladı:
“Bu fil, çok belli
Daha çok bir ağaç gibi”

(O ZAMAN İŞTE SINIRLARININ DÜŞÜNDÜĞÜNDEN DAHA YÜKSEKTE OLDUĞUNU FARK EDECEKSİN)
Beşincisi şansla dokundu kulağına
Dedi: “en kör adam bile
Bunun ne olduğunu söyleyebilir,
Filin bu doğaüstü özelliği
Daha çok bir yelpaze gibi!”

(BÖYLE ANLARDA FİLLERİ DÜŞÜN VE BU HİKAYEYİ)
Altıncısı daha çabuk değildi
Canavarı el yordamı ile yokladı
Sonra, sallanan kuyruğu yakaladı
Onun hissiyle
“Anladım” dedi
“Fil, daha çok, bir halat gibi”

Ve Hindistanlı bu adamlar
Uzun ve sesli tartıştılar
Kendi fikrinde her biri
Son derece kesin ve kararlı
Her düşünce kısmen doğruydu
Ve tümü yanlıştı!

The Blind Men and the Elephant
John Godfrey Saxe (1816-1889)