24 Eylül 2013 Salı


BİLİNMEYEN NO: 65

  UNUTTUN; SEN Kİ DAĞLARI 

YERİNDEN OYNATABİLME GÜCÜNE VAKIF..

(GÜCÜNÜN FARKINDA DEĞİLDİN AMA ÖĞREN..)
   Lise yıllarımda gördüğüm psikoloji derslerinde özellikle hocamızın yazılılarda sormaktan vazgeçmediği 'motivasyon' kavramı ve 'Moslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi' kavramları dışında çok az şey kalmıştır aklımda..,
  Sonraki yıllarda özellikle kişisel gelişim kitaplarının neredeyse tümünde rastladığım Moslow'un bu piramidindeki özellikle (piramidin en tepesindeki) kendini gerçekleştirme kavramı üzerine çok az şey söylendiğini ve (okuma özürlü) pek çok insanın bu kavramdan bihaber olduğunu fark ettim..
   Geçenlerde rastladığım Dr. Wayne W. Dye'a ait bir yazının bir çoğumuza bu konuda yardımcı olabileceğini düşünerek  ve bahsettiğimiz şu kendini gerçekleştirme kavramıyla ne denmek istendiğini daha iyi anlayabileceğimizi düşünerek bu günkü yazımızda biraz genel kültür çalışmasının iyi olabileceğine karar verdim, o halde uzatmadan başlayalım..
(HERKES DEĞİŞEBİLİR..)
   Maslow teorisi veya ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisi, ABD'li psikolog A. Moslow tarafından 1943 yılında yayınlanmış bir çalışmada ortaya atılmış ve sonrasında geliştirilmiş bir insan psikolojisi teorisidir. Moslova göre birey hayatta kalmasını sağlayan temel ihtiyaçlardan itibaren gerçekleştirdiği (sahip olduğu) her basamak sonrası bir üst basamağa ihtiyaç duymakta bunun için çaba göstermeye basmaktadır (ihtiyaç bitmez:) Maslow, bahsedilen gereksinimleri şu şekilde kategorize etmektedir.

(TEMEL İHTİYAÇLAR..)
  1. 1. Fizyolojik gereksinimler (nefes, besin, su, cinsellik, uyku, denge, boşaltım)
  2. Güvenlik gereksinimi (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği)
  3. Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık)
  4. Saygınlık gereksinimi (kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı)
  5. Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdem, yaratıcılık, doğallık, problem çözme, önyargısız olma, gerçeklerin kabulü)

   Belirli bir kategorideki gereksinimler tam olarak karşılanmadan kişi bir üst düzeydeki kategorinin gereksinimlerini algılamaz (yani böyle gereksinimimiz yoktur.)
   
(BARINMAK..)
Örnek olarak günlük olarak karnını doyurabilen fakat güvenlik içinde bulunmayan, kendini sürekli olarak olası bir tehdit altında algılayan bir insanın, dünya görüşünü geliştirmek için kitap okumak gibi bir gereksinimi yoktur.
  Belirli bir gereksinim kategorisindeki gereksinimlerin karşılanması durumunda kişi, bir üst kategorideki gereksinimleri karşılamaya yönelecektir. Bu durum kişilik gelişme düzeyini de bir üst düzeye sürükleyecektir. Maslow'a göre psikologların (ve bizlerin, okuyup öğrenerek) yapması gereken şey ,bireyin (kendimizin) kendini gerçekleştirme (self-actualization, diyeyim, daha havalı) aşamasına gelmesinin önündeki engelleri ortadan kaldırmasına yardım etmektir.
   Ve sevgili arkadaşlar alttaki basamakları hallettiğinizi düşünerek bizleri üstün insan kategorisine bir adım daha yaklaştıracak olan (ve yaşamamıza gerçek anlamı sağlayacak) kendini gerçekleştirme aşamasına ulaşmanız için şu erdemleri kendinizde gözlemeniz gerekiyor.
   Bunlara sahip misin? Değilsen çalışmaya başla..


Kendini Gerçekleştirmiş İnsan Nasıl Olur?


1- Bu insanlar, yaşamın her yönünü severler, şikâyet etmekle ya da olayların daha değişik olmasını istemekle vakit kaybetmezler.

(GEÇİCİ OLAN ÜZERİNE ODAKLANMAK..)
2- Bağımsızlıklarına çok düşkündürler. Aileye güçlü bir sevgi ve bağlılık duymalarına rağmen,ilişkilerinde bağımsız olmaya... özen gösterirler.

3- Sevgi anlayışları, sevdiklerine hiçbir değeri zorla kabul ettirmemeyi gerektirir.

4- Onay aramak gereksinimleri yoktur. Övgü ve ödül talep etmezler.

5- Çok açık ve dürüst konuşurlar, çünkü vermek istedikleri mesajları, başkalarını memnun etmek için dikkatli sözcükler arkasına gizlemezler.

6- Gülmeyi ve başkalarını güldürmeyi iyi bilirler.

7- Kendilerini şikâyet etmeden kabullenirler. Fiziksel benliklerini, sahteliklerle gizlemezler.

8- Doğal yaşamı takdir ederler. Başkalarına eğlenceli gelmeyen şeylerden zevk alma yetenekleri vardır. Gün batımını izlemek, ya da kırlarda küçük bir gezinti yapabilmek, doğum yapan bir kediyi izlemek onlar için mükemmel bir şeydir ve şükran duyarlar.

9- Başka insanları çok iyi anlarlar ve asla şaşırıp şok olmazlar.

(DÜŞÜNMEK,, NEDEN BURADASIN..)
10- Gereksiz kavgalarda asla taraf olmazlar.

11- Hastalık hastası değildirler.

12- Dürüsttürler, asla yalan söylemezler, olayları çarpıtmazlar.

13- İnsanlar hakkında konuşmaz, insanlarla konuşurlar.

14- Titizlik ya da düzenlilik gibi dertleri yoktur, verimli yaşamaya bakarlar. Organizasyon nevrozundan bağımsız oldukları için yaratıcıdırlar.

15- Bu insanların müthiş bir enerjileri vardır. Enerjileri doğaüstü değildir, yalnızca yaşamı ve yaşamdaki aktiviteleri sevmelerinin bir sonucudur.

(VE İNSAN OLMANIN ASLINDA 
NE DEMEK OLDUĞUNU KAVRAMAK..)
16- Şiddetli bir merak duygusuna sahiptirler. Hep araştırır, yaşamlarının her anını kavramak isterler. Her insan, her varlık ve her olay, daha çok öğrenmek için bir fırsattır.

17- Başarısız olmaktan korkmazlar, hatta onu sevinçle kabul ederler. Bu insanlar, kendilerine zarar verecek duyguları yok etme ve kendilerine verdikleri değeri artıracak olanları doya doya yaşama yeteneğine sahiptirler.
18- Bu mutlu insanlar,asla kendilerini savunma gereksinimi duymazlar. Basitçe 'her şey yolunda, biz yalnızca farklıyız. Anlaşmak zorunda değiliz' derler. Bir tartışmayı, kazanma ve karşısındakini konumunun yanlışlığına ikna etme gereksinimi duymadan, burada keserler.
19- Değerleri dar değildir. Kendilerini tüm insan ırkının bir parçası olarak görürler. Daha çok düşman öldürmekten sevinç duymazlar.
20- Kahramanları ya da putlaştırdıkları insanları yoktur. Herkesi insan olarak görür ve hiçkimseyi kendilerinden önemli konuma getirmezler.
21- Başkalarının yeteneksizliği nedeni ile kazanmak yerine, zaferi kendi çabaları ile elde etmeyi yeğlerler.
22- Komşularının ne yaptığını fark etmezler, çünkü var olmakla meşguldürler.
23- En önemlisi bu insanlar 'KENDİLERİNİ SEVERLER'. Kendilerine acımak, kendilerini reddetmek, kendilerine öfkelenmek için zamanları yoktur. Elbette sorunları vardır, ama sorunların onları duygusal paralizasyona götürmesine izin vermezler. Tökezleyip düştüklerinde, tekrar ayağa kalkar ve sızlanmadan yaşamaya devam ederler.
24- Hatalı alanlardan bağımsız insanlar, mutluluğu kovalamazlar, sadece yaşarlar ve mutluluk onları bulur. Gerçekten nadir bulunan insanlardır, onlar için her gün mükemmeldir...

   
(GERÇEK MUTLULUK OLMALI..)

  



 Kendini gerçekleştirme kavramı kendinizi sınayabileceğiniz bir başarı cetveli ve ulaşabileceğiniz son noktadır.. Bu konu üzerinde çalışmak üzere kendine fırsat veren insan şüphesiz ki mutlu olma konusunda ve içindeki insan olma erdeminin gerçek potonsiyeline ulaşma çabasında piramidin en tepesinden dünyaya bakmaya hak kazanacaktır..

   Gerçek potansiyelimize ulaşabilmek adına gösterdiğimiz çabaların mutluluk ile ödüllendirildiği günleri görebilmemiz dileğiyle..
                                                                                        ( Çetin TARI)




GÜNÜN VİDEOSU:

BABA VE OĞLU..

GÜNÜN KARİKATÜRÜ:

BİLİNMEYEN NO:64

ÇİZGİLERİN YALNIZ YÜZÜNDE BELİRECEK,, 

ZİRA RUHUN ASLA YAŞLANMAYANDIR..

(GÜLÜMSEME; YAŞLANMANIN
EN BÜYÜK DÜŞMANI..)
   Kendini yaşlı hissediyor ve çaba göstermeyi bırakıyorsun bazen.. Etrafındakiyeni yetmelerin senin geçmiş zamanda geçtiğin yollardan henüz geçmekte olduklarını görüyor ve doğrusu hiç de özenmeden onlara hayatın maalesef ilginç olmadığını, olup bitenin sosyal bir döngüden ibaret olduğunu fark ediyorsun hüzünle..
   Ola ki orta yaş denilen standardı (?) bir adım geçmeye gör, çöpü dışarı çıkarmanın bile aslında saçmalık olduğunu fark ediyorsun zira sürekli aklında ölüm var, geriye kalan işler kalsa da olur..
   Peki bu ihtiyarlık hastalığı ne zaman başlıyor dersin? Yani ne zaman elini eteğini dünya işlerinden çekip yaşlanan kişiyi eskiden Japonların yaptığı gibi ölüm dağına götürüp bırakmalı..
   Yaş 35 yolun yarısı deyip 46'sın da ölen Cahit Sıtkı'nın hesabına güvenemeyeceğimiz ortada.. Peki ne zaman yaşlanır insan,, ömür ne zaman yarı yolu aşar veya ne zaman çok geçtir aslında..?
(ONU ENGELLEMEN İMKANSIZ,,
O HALDE ZAMANIN VARKEN YAŞA..)

  Roma döneminde ortalama ömür 35 yıl iken 20 yüzyılın başlarında 45. yılını aşabilene mucize gözüyle bakılıyordu..
   İşin garibi çok genç ya da yaşlı tarifi dahi tarihe genel bir bakış atıldığında içinden çıkılmaz derecede bulanıklaşıyor,, 
  İsterseniz bir kaç örneğe bakalım..

* Fatih Istanbul'u feth ettiğinde 21'inde idi..
* Büyük İskender de dünyayı dize getirdiğinde yaklaşık aynı yaşlarda idi..
(YAŞAMADIĞINDA YAŞLANACAKSIN..)
* Picasso 90'larında hala çiziyordu..
* Churchill 82'sinde 4 ciltlik araştırma kitabımı bitirmiş aynı yaşlarda Tolstoy 'Sessiz Kalamam ' adlı eserini kaleme almıştı..
* Kristof  Kolomb,  Amerika'yı keşfe çıktığı ilk yolculuğunda 50 yaşını çoktan aşmış durumdaydı.
* Mimar Sinan Süleymaniye  camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti.  Selimiye camisini     tamamladığında ise 86 olmuştur.
* Pastuer  kuduz aşısını bulduğunda 60 yaşındadır.
* Goethe en büyük eseri Faust' u ölümünden bir yıl önce yani 82 yaşında bitirmiştir.
* Charlie  Chaplin 76 yaşında film yönetmenliği yaparak hala işinin başındaydı.

* Galileo  ay' ın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 70 yaşındaydı.
(VE ONU ÇAĞIRMAN YETERLİ,,
KABULLENDİĞİN AN SENİ BULACAK..)


* Nobel ödüllü doktor Albert Schweitzer  88 yaşına rağmen Afrika hastenelerinde durmaksızın çalışarak ameliyat yapıyordu.
* Dört defa İngiltere başbakanı seçilen  Glodstone son kez göreve geldiğinde yaşı 83' tü.
* Ressam Titian  99 yaşında hayata gözlerini yumdu. Lepanto Savaşı adlı ünlü tablosunu ölümünden  bir yıl önce tamamladı.

  
  Anlaşıldığı kadarıyla ihtiyar olmaya karar verdiğiniz anda geri sayım işlemeye başlıyor..
  Bununla ilgili olarak emekli olup da kabuğa çekilen insanlara bakmanız yeterlidir.. Bir sene içinde yıllarca oluşmayan çizgi ve çökküntü bedenleri ele geçiri verir..
  



(AMA RUHLAR ASLA YAŞLANMAZ,,
RUHUNUN YAŞI, SENİN YAŞINDIR..)


  İnsanların yanılgısı yaşadıkça yaşlandıklarını sanmalarıdır.. 
  Halbuki bizler yaşamadıkça yaşlanan canlılarız..
   Daima genç kalacak ruhunuza eşlik edebilecek bedeni sağlıkla koruyabilmeniz dileğiyle..
                                                       (Çetin TARI)





GÜNÜN VİDEOSU:




GÜNÜN KARİKATÜRÜ:)


23 Eylül 2013 Pazartesi



BİLİNMEYEN NO: 63

AKITAMADIĞIN HER GÖZ YAŞI 

KALBİNİ ZEHİRLEYECEK,,

YA DA YAVRU BİR FİLİN GÖZ YAŞLARI..

(HABERE KONU OLAN YAVRU FİL..)
   Göz yaşı dökmeyi sadece senin tekelinde sanıyorsun.. Dünyanın sırt çevirdiği ve şanssızlık zırhıyla kaplı bir kurban olan yalnız sen..
   Gülmenin, ağlamanın, sevmenin sadece insan ırkına ait kavramlar olduğunu mu düşünüyorsun.. Ya da anne sevgisi görmediği için (terkedilme sendromu) travma yaşamanın insan zekasına özgü evrimsel ama sonradan kazanılan olgular olduğu mu hakim güya modern hayat görüşünde..
(HAKSIZLIĞA UĞRAYAN TEK VARLIĞIN
KENDİN OLDUĞUNU SANIYORSUN..)
   Diğer yaradılanlar; kuşlar yunuslar ve hatta filler belki ağlayamaz mı sanırsın?
   Dünya senin gördüğün kadar acımasız bir yer değildir belki..
....
NTV HABERLERİNDEN DERLENMİŞTİR.. (Çetin TARI)


   Yeni doğan fili annesi iki defa öldürmeye çalışında 5 saat aralıksız ağladı
Çin’de dünyaya gelen yavru fil, annesinin onu kabul etmemesi nedeniyle üzüntüden yatağa düştü. 


   Annesiyle bir araya getirilmesi denenen, ancak iki defa ölümle burun buruna gelen yavru fil, üzüntüsünden 5 saat aralıksız ağladı.
(DUA ET,, MELEKLER HER AN YARDIMA GELEBİLİR..)
Çin’in doğusundaki Shendiaoshan Vahşi Hayvan Barınağı’nda çok trajik bir olay yaşandı. Shangdong eyaletindeki Rongcheng kentindeki barınakta dünyaya gelenyavru fil, annesinin onu reddetmesinin ardından travma yaşadı. Bakıcılar, yavrusunu ezerek öldürmeye çalışan anneyi zar zor engelledi.
   Tedavi edilen ve tekrar ayağa kalkan yavru fil, ikinc, defa annesiyle bir araya getirilmek istendi. Ancak annesi yine yavrusunu öldürmek istedi. Yavru fil, tekrar korumaya alındı ve bir yatağa yatırılarak üzeri battaniyeyle örtüldü. Ancak travma geçiren zavall fil, aralıksız 5 saat ağladı...
(EĞER KÜÇÜKKEN ONUN SÜT ÜRETMEKLE YÜKÜMLÜ BİR
META OLDUĞUNU ÖĞRETİRSEN,,
BÜYÜDÜĞÜNDE VİCDANINI BOŞA ARARSIN..) 
   
MSN’in haberine göre, Zhuangzhuang adındaki bakıcı, “Yavru fil annesi tarafından terk edilmeyi kabullenemedi” şeklinde görüş belirtti... 
(SENİN GİBİDİR VE YOKTUR
SENDEN FARKI ASLINDA..)




   Zhuangzhuang, yavru fille bakıcısının ilgilendiğini ve aralarında güçlü bir bağ olduğunu söyledi...
....
  




''İnsanın akıtamadığı her gözyaşı bir zehir gibi kalpte birikir. Kalpte biriken zehir zamanla çoğalır ve insanın kendi kanı ile zamanla bütün vücuda dağılır. Acı bir gözyaşı insanı felç edebilir..'' diyor Susana Tamaro,, başka söze hacet var mı..
   Fillerin ve aslında hiç bir yavrunun ağlamayacağı adil bir dünya görebileceğimiz günleri yaşamamız dileğiyle..
                                                                               (Çetin TARI)







GÜNÜN VİDEOSU:    

AĞLAMAK GÜZELDİR..




GÜNÜN KARİKATÜRÜ:

21 Eylül 2013 Cumartesi

BİLİNMEYEN NO:62

SEN UYURKEN BEN,, BİR BEKÇİ KÖPEĞİ GİBİ YANINDAYDIM,, 

GÖZLERİNİ SENDEN HİÇ AYIRAMAYAN..

(EN KIYMETLİ ŞEYİN NEDİR?
ONSUZ YAŞAYAMAM DEDİĞİN..)
   En kıymetli şeyinin ne olduğunu düşündün mü hiç.? Yani gerçekten o olmazsa yaşayamam dediğin şeyi?
  Para? Belki de aşk, başarı belki ya da anne baban, ne de olsa sana çok emekleri geçti..
  Ya da köpeğin Puffy belki, zor zamanlarında seni hiç yalnız bırakmadı ya da arkadaşın Zeliha mı yoksa.? (isme takılmayınız :)
   Senin için en kıymetli şey? Onsuz yaşayamayacağın şeyi bulabildin mi..?
  Belki yaklaştın cevaba ya da bulabildin hatta, işte bu esnada bile o yardım etti sana aslında yukarıda saydıklarından hiçbiri değil.. Takıldığın cevaplarda, ulaşman gereken yerlere ulaşman için ve hatta mutlu olman için hep, ona muhtaçtın daha çok, yine yukarıdakilerden hiç birine değil..
(SEN TERK EDERSEN YAŞAYAMAYACAĞIN..)
  

   Senin en kıymetli şeyin, ne mutlu ki hala seninle ve seni bir an olsun yalnız bırakmıyor, nereye gitsen emir kabul edip seninle geliyor ve hatta sen uyurken bile iyi geceler dileyip sana belki, bir bekçi köpeği gibi kendi işlerine dönerek seni kollamaya devam ediyor..
(HER SABAH ONUNLA UYANIP,,
GÜNÜ KARŞILADIĞINIZ..)
  



 Seni bırakması mı? İşte bu tam olarak felaket olurdu.. Dönemeyeceğin bir yere gidersin ve onu yanında götüremezsin.


   
   Aranızdaki mesafe dünyaları aşar ve artık kavuşmanız imkansız olur bu durumda ve o dağılır en küçük ayrıntılarına kadar sonra, başka varlıklar içinde devam eder sonsuz döngüsünde var olmayı..
   Senin en kıymetli varlığın nedir? hiç düşündün mü..?
  Umarım farkındasın ve umarım doğru yanıtladın soruyu zira eğer doğru ise yanıtın, ona yeterince iyi davranıyorsun demektir ve hakkını vermezsen o da diğerleri gibi terk edip gider seni sonsuza dek ve artık dönmemecesine..
   Ve kutsal cevaba gelirsek artık sevgili arkadaşım; senin en kıymetli şeyin yine sensin derim..? Neden şaşırdın.?
   Bu senin vücudundur aslında ruhuna bile ev sahipliği yapan. Sen dursan da o durmadan bir şeyler peşinde, aslında senden bağımsız kendi işlerine bakar ama onun doğal döngüsüne uygun davranmaz ve olması gerektiği gibi bakmazsan ona senden uzaklaşmaya ve hatta yük olmaya başlar artık.. 
(O,, EN YAKININ,, OLMAZSA OLMAZIN,,
TÜM VARLIĞIN,, EVİN,, KORUYUCUN,,
HER ŞEYİN O DUR: VÜCUDUN..)
   Bu yazıyı okuyorken sen ona belli etmeden neler yaptığına bir göz atmak istemez misin.. O halde sessiz ol, onu utandırmadan senin için yaptığı kahramanlıkları bir bir anlatayım sana, bak bakalım şu anın sessiz sakinliğin içinde ne fırtınalar kopuyor..
  Sen Aşağıdaki Satırları Okurken Vücudunda Neler Oluyor? Hem de en ufak bir müdahalen Olmadan.
-Beden ısınızın ayarlanması için trilyonlarca hücre mikro kalorifer gibi çalıştı. Her hücrenin çalışma hızları tek tek denetlendi ve kontrol altına alındı.

(UYURKEN DE YANINDADIR,, SENİ BEKLER..)
-Kan basıncınızın tehlikeli bir şekilde yükselmesi ve düşmesini engellemek için hücreler basınç ölçümleri yaptı. Ve gerekli önlemleri almak için gece gündüz çalıştı.

-Bazı hücreler kanınızda bulunan su miktarını ölçtüler. Bazı hücreler kanınızda bulunan şeker miktarını defalarca ölçtüler. Şeker miktarının dengelenmesi için binlerce hücreniz ayrı ayrı çalıştı.

-Kemiklerinizden kana kalsiyum verilmesi sağlandı. Bazende tam tersi yapıldı. 
Ve  kanınızda bulunan fazla kalsiyum kemiklerinizden kana geri karıştırıldı.

(AMA ONDAN İMKANSIZI İSTEME,, ÖNCE ONA BAKMALISIN)
-Kanınızda ne kadar sodyum olduğu hücreler tarafından denetlendi. Ve bulunması gereken sodyum miktarı özel mekanizmalar sayesinde ayarlandı.

-Damarlarınızın etrafındaki kas hücreleri  kimi zaman kasılarak damarları daralttılar. Kimi zaman gevşeyerek damarları gevşettiler.

-Böbrekleriniz de bulunan bazı hücreler idrar sıvısı içerisinden bazen su bazen sodyum moleküllerini alıp kana karıştılar.

-Ölen deri hücrelerinizin yerlerine yeni hücreler inşa edilmesi sağlandı.


(YETERİNCE İYİ DAVRANIRSAN ONA, BAŞKALARINI
KISKANDIRACAK KADAR MUTLU OLURSUNUZ..)
Bunun için bazı hücrelerin bölünerek çoğalması sağlandı.

-Ve beynimiz bir yaratılış harikası olan ve hala sırları tam olarak çözülemeyen beynimiz 
milyarlarca hücre bir  tarafından okuduğunuz bu yazıyı anlamaya çalışıyor, bir taraftan bütün kas hareketlerini, bir taraftan nefes alışınızı kontrol ediyor. 

(VE ONU KORURSAN DÜŞMANLARINA KARŞI,,
HEM ONUN DÜŞMANI SENİN DÜŞMANINDIR)
-Gözümüze gelen ışıklardan, kulağımıza gelen seslerden burnumuza gelen kokulardan, midemizde ki hareketlerden, karaciğerimizde ki hareketlerden, hücrelerdeki besin üretiminden, protein 

üretiminden, alyuvarların hücreler oksijen taşımasından, vücudumuza dışarıdan tepkilere vs. Her şeyden haberdar olarak her birine derhal cevap vererek, denetleyerek biz yönetip hayatımıza devam etmemizi sağlar.
-İnsan vücudun da 100 trilyon kadar hücre bulunur. Bu hücrelerden 50 milyonu her saniye yenilenir.

-Kalbimiz normal olarak dakika 70-72 kere atar. Bu atışa göre 70 yaşındaki insanın kalbi 2500 milyon kere atmış ve bu süre içinde de 167561600000 kilo kan damarlarımıza pompalanmıştır.

-Vücudumuzda 25 milyar oksijen alıcı kan hücreleri bulunur. Bunları bir yüzey üzerine yayacak olursak 2570 metre karelik bir alandır.

-İnsan vücudundaki bütün kasların sayısı 640 kadardır. Vücudumuzdaki kasların bir günde yaptığı toplam iş yaklaşık olarak bir vincin  6 tonluk ağırlığı 50 metre yüksekliğe kaldırmasıdır. 

(VE O ÇOK DEĞİŞİR EN UFAK İLGİDEN,
MUTLU OLUR,BU SENİ DE MUTLU EDENDİR)

-Vücudumuz da 2200 kibrite yetecek kadar kadar fosforumuz,  250 gramdan fazla sürfürümüz, bir kaşık dolusu magnezyum, ve 5 cm boyunda çivi yapacak kadar demirimiz vardır. 

-Tek bir dakika içerisinde  1025 cm küplük havayı içimize çeker 4 kilograma yakın kanı vücudumuz içinde devrederiz.

Ve bunlar gibi binlerce işlem  dünyada yaşayan 7 milyar insanın hepsinde kusursuz ve eksiksiz olarak gerçekleşmektedir. 
 

  Tüm bunlar olup biterken çoğu zaman bunlardan haberin dahi  olmaz. Midendeki sindirimin ne zaman başlayıp ne zaman bittiğinden, kabinin ritminden, kanının vücudundaki gerekli yerlere tam da en gereken maddeleri taşımasından, görmenden, duymana kadar çoğu şeyden  haberin dahi olmaz..
   Bunca iyiliği yapan ve hiç bir karşılık beklemeyen ve bunları mümkün olduğunca sana belli etmeden yapmayan bir dostun var yanında, ondan daha kıymetli kim olabilir ki hayatında. 
 O değil midir tüm övgülere ve hediyelere ve en güzel bakıma ve duyması gereken en güzel seslere, en güzel renklere ve en güzel kokulara layık olan..
(O HALDE YANINA AL ONU VE GÜZEL
 BİR PAZAR  YAŞAT ONA..)
   Bunlara layık olduğu konusunda hem fikiriz değil mi.? O halde ona iyi bakmalısın zira mutlu olman için içinde işleyecek tüm kimyasal ve ruhsal mekanizmalar onun onayından geçiyor..
   Ona iyi davran, o da seni mutlu etsin..
   Her fırsatta, 'her şeyin başı' diyerek onayladığın sağlığına ve vücuduna ve onun görünüşüne gerçekten dikkat ettiğin ve beraber daha uzun yıllar kimseye muhtaç olmadan yaşayacağınız güzel günler görmeniz dileğiyle..
                                                                               (Çetin TARI)


GÜNÜN VİDEOSU:

HUMAN BODIES



GÜNÜN KARİKATÜRÜ:)

ÜZGÜN KASLI..











20 Eylül 2013 Cuma

BİLİNMEYEN NO: 61
TUZLU SU GİBİYDİ GÖZYAŞLARI,,
 DALDIKÇA GÖZLERİ DAHA ÇOK YANDI,,
YA DA ASLINDA YALNIZLIK GEREKLİDİR..

(YALNIZLIK KAÇINILMAZ OLUR BAZEN..)
   Lise yıllarımda edinmiş olduğum Monteigne'in muhteşem eseri Denemeleri karıştırırken yalnızlıkla ilgi (aslında yalnız kalamanın gerekliliği) çoktan unuttuğum bir bölümle karşılaştım tesadüfen..
   Kitabı okuduğum günden bu güne ne çok hezeyan geçirdiğimi hatırladım sonra ve bu bölümü hiç ama hiç anımsayamadığımı.. 
  Belki şu an önemini daha güçlü kavradığım fikrin aslında ne kadar önemli olduğunu o an fark etsem yalnızlık donanımının erdemlerini anlatan bu yazı ile, bam başka yaşanmışlıklar, farklı bakış açıları yönetecekti doğru yolu izleme derindeki kaderimi..
  Yazıya geçmeden önce yalnızlığın genelde birinci perdesine ait tanıdık ve karanlık bir süreçten bahsedeyim önce..
   ......
   Ayrılık anlarının vefakar dostudur gözyaşı, gidenin bıraktığı boşluklarda çıkan yangınları peşi sıra söndürmeye çalışan..
(KİMSEN YOK SANIRSIN, AMA YANLIŞTIR ÇOĞU ZAMAN..)
   Çektiğin sıkıntılar (sana eziyetleri) unutulur halbuki, zorlar hatırlayamazsın bir türlü,, kısacık saniyelerle ölçülüyor bile olsa koca ilişki içinde o bir kaç iyi anı tekrarı hatırlanır geriye kalan..
   Ve 50 yaşını getirir gözlerinin önüne ayrılık; sırtında battaniyen izlediğin dizinin reklam arasında yalnızlığını paylaştığın kedine mama vermek üzere ağrıyan dizlerini sürükleyerek ve korktuğun karanlığı bertaraf etmek etmek için aceleyle açtığın ışıkların çiğ aydınlığı..
(SONRASI YENİ BİRİ, TANIMAK, AYNI ŞEYLER,,
YAŞAYAMAM DERSİN, TEKRAR OLMAZ..)
  En zorudur ilk gece,, öleceğini sanırsın ölemezsin; sürekli nerede hata yaptığına dair kendine işkence eden sağ duyun ve ona karşı çıkmak için direnen ve çektiğin eziyeti görmen için derinliklerini zorlayıp seni ikna etmeye çalışan bulanık zihnin..
   Üstelik o kadar uzun süredir ayrı kalmıştın ki kendinle, yüzüne bakmaya çekinirsin aynanın, bakılmayacak derece de şiştir ya gözlerin..
   Hacmi küçülür ciğerlerinin, bir avuç nefesle idare edebildiğini zaten daha fazlasını da içine çekemediğini, sık soluduğunu fark edersin, kapalı karanlık bir kutuya konmuş gibi..
(VE DESTEK ARKADAŞLARINDAN GELİR,,)
   İzlediğin, dinlediğin her şey sana karşıdır artık,, dünya bu haliyle yaşayamayacağın bir yer olmuştur,, daha çok ağlatır anımsattığı anılar..
   Şüphesiz ertesi sabah ve ertesi zor gün (ve bitmeyen, uzayan günleri) de özel eziyetlere nail ayrılık mefhumu insan cinsinin yaşayabileceği en büyük duygusal yıkımlardan biridir..
   Akmak bilmeyen, kendini kendi kendi kuyruğundan yakalayan zaman canavarı, alışmak denilen duygusal durumu umutsuzca bekleyen seni her saniye ateşten korlar üzerinde yürümek gibi açık bir bilinçle ve kurtulunması imkansız bir süreçten geçirir,, alışmak hiç de kolayca gelmez öyle..
    Sebebi her ne olursa olsun sizin tercihiniz değilse (ve hatta öyle bile olsa) yıkım kısmı (süresi) insan kişiliğiyle yakından alakalı bu durum kişinin kendi kendiyle baş başa kalabilme gücü ve donanımıyla ters orantılı bir seviyede etki gösterir..
(YA DA TEKNOLOJİ VARDIR BİR ADIM ÖTENDE,,)
   Zaten yetebiliyorsan kendine ve dünyan kitapların ya da seni geliştiren uğraşlarınla dopdolu bir lunapark gibi uzanmaktaysa önünde,, ve hatta öğrenmiş ve donanımlıysan hayata karşı,, kendi hazineni taşıyorsan zaten içinde, belki aynı yıkım çarpar ruhuna ama bahsedilen dalga kıranların korurlar seni, hasarın ölümcül olmaz asla..
   
Kendin İçin Bir Dünya Yarat: (Montaigne/ Denemeler)
  
(KAPILARIN KİLİTLİ DEĞİLDİR YENDEN BAŞLAMAK İÇİN..)
  İnsanın fırsatı varsa karısı, çocuğu, parası ve özellikle sağlığı olmalı, fakat mutluluğunu salt bunlara bağlamamalı..
   Kendimize dükkanın arkasında, sadece bizim için bağımsız bir köşe ayırıp orada kendi özgürlüğümüzü, kendi egemenliğimizi kurmalıyız.. Orada yabancı bir kimseye yer vermeden kendi kendimizle her gün baş başa kalıp dertleşmeliyiz, karımız, çocuğumuz, servetimiz, hizmetçilerimiz yokmuş gibi ve gülmeliyiz kendimize..
(VE ŞANSLIYSAN BİR GÜN KARŞILAŞABİLİRSİN..)
   O kadar ki, hepsini yitirmek felaketiyle karşılaşınca onlarsız yaşamak bizim için yeni bir şey olmasın..
   Kendi içine yönelebilen bir ruhumuz var; kendi kendine arkadaş olabilir; kendi kendisiyle sıkı pazarlık edebilir..
   Bir başına kalınca sıkılır, ne yapacağımızı bilemez oluruz diye korkmamalıyız..

(AMA ÖZLEMEYE DEVAM EDERSİN BİR SÜRE DAHA,,)
  İşte sevgili arkadaşlar bu gün için, hayatınızda biri varsa dahi, yukarıda büyük ustanın anlattıklarından bile aslında daha fazla yararlar içeren bir egzersiz size; kendinize her gün yalnız (aslında kendinizle baş başa) ve sakin bir zaman dilimi ayarlamak ve bu kısacık özgürlük anlarında kendinizle sohbet etmek, daha doğrusu koşuşturmalardan sıyrılıp bir anlığına bulunduğunuz ana odaklanarak düşünebilmek..
   Yalnız kalmaktan ölesiye korkmak şüphesiz varoluşsal bir problem ve her kesin içinde mevcut olan bir korkudur.. 
(FAKAT ASLA SONSUZA KADAR SÜRMEZ,, VE KENDİNİ
FARK EDERSİN KÖŞEYE SAVURDUĞUN,, İLK MERHABA
HER ŞEYİ DEĞİŞTİRİR VE NE KADAR ZENGİN OLDUĞUNU
ANLARSIN ASLINDA DERİNLERİNDE..)
   Ama onunla başa çıkıp çıkamayacağınız donanımımızla doğru orantılıdır.. 
  Eğer mutlu olmanızın birine bağlı olduğunu düşünen bağımlı insanlardansanız bundan sonra da üzülme olasılığınız oldukça fazla olacaktır maalesef..
   Ama öyle bile olsanız çaresi Monteigne'in yukarıdaki yazısında mevcuttur korkmayınız..
   Yine de, sevdiklerinizin olabilecek en son ana kadar yanınızda bulunacağı günler görmeniz dileğiyle..
                                                                                (Çetin TARI)


GÜNÜN VİDEOSU:

CEM ADRİAN ,, YALNIZLIK



GÜNÜN KARİKATÜRÜ:)



  

BİLİNMEYEN NO:60

ÖZ GÜVENİN  ZAYIF GİBİ Mİ?? 

 BİR FİLM YILDIZI OLDUĞUNU DÜŞÜN..

(GÜZEL OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORSUN VE
ÖYLE DÜŞÜNDÜĞÜNÜ BİLİYOR..)
   Bugünün yazısında çok okunan yazılardan biriyle cuma hatırlatmaları adlı bölüme devam etmeyi düşündüm.. İlk hali geçen aylarda kalan ve yeni okumaya başlayan arkadaşların gözünden kaçma ihtimali bulunan yazıda kendinizi iyi hissettirecek pek çok ana fikir mevcut..
   Bazı kelimeler vardır ki sihirlidir ve kişinin (zamanı da gelmişse eğer) tam yüreğine etki eder ve hayatı için ışık olur birden bire. Bir çok kişi için bu kadar etkili olmasa da (zamanı gelmemiştir henüz) yazın okuduğum harika bir kitapta rastladığım işte böyle bir fikirden bahsedeceğim bu gün.
(HAYRANLIKLA İZLENDİĞİNİ DÜŞÜN,,
DURUŞUNU ONA GÖRE AYARLAYACAKSIN..)
   Yanda dünyanın en güzel kadınlarından biri olan Nicole Kidman'a bir kez daha bakın isterseniz, nasıl bir kendine güven nasıl bir aura... O na birazdan döneceğiz.
   İnsan olmanın zayıflıklarından biri (Şüphesiz pek çok vardır) ;'İnsanların kendilerini sevecek birini bulduklarında gösterdikleri olumsuz tavırdır; kendilerini sevilmeye layık görmezler zira sürekli zayıf yanlarına, kusurlarına odaklanırlar.. 
(NASIL GÖRÜNDÜĞÜNÜ DÜŞÜNÜYORSAN,,
BİLİNÇALTIN BUNU EMİR KABUL EDECEK..)
   İşin kötüsü haklı olmalarıdır; Zira Kendimizi nasıl görüyorsak tam olarak başkaları da bizi aynı şekilde görmektedirler. bilimsel pek çok deneyle de ispatlanan bu görüşe göre ; eğer kendini kusurlu ve hatta çirkin görüyorsan işte bu sivrilttiğin görüş sen istemesen de dünyaya sergilediğin görüntünü oluşturmakta. Yalnız burada spiretüel bir şeyden bahsettiğim düşünülmesin, tam olarak fiziksel ve hatta bilimsel bir gerçekten bahsetmekteyim..
(ORADAKİ EN KARİZMATİK SENSİN,,
SENDEKİ IŞIĞI FARK ETMEYE BAŞLAYACAKLAR)
Konumuzun Nikole ile alakasına gelince. Yazarımız L. Gounelle, verdiği bu harika örnekle önce N. Kidman'ı güzel bulup bulmadığınızı sorarak işe başlıyor. Dünyanın en güzel kadınlarından biri olduğunu (tabii ki) hepimiz onayladıktan sonra, ona daha objektif bakmanızı öneriyor. (bence hala güzel).
    Ana fikre göre N. Kidman harika bir kadın olmakla ve öyle görünmekle birlikte aslında pek çok güzel kadından olağan üstü farklı değil. Ama yine de onun kadar güzel pek çok kadın aynı ışığa neden sahip olamıyor. bunun sebebi nedir?
    Sorunun cevabı giriş paragrafımızda yatıyor. kendini nasıl görüyorsanız başkaları da öyle görmektedir. Nikole Kidman çok iyi bir sinema oyuncusu ve  dünyanın en güzel kadınlarından biri olduğunu bildiği, düşündüğü, hissettiği ve gerçekten yaşayarak öyle davrandığı için işte bu olağan üstü ışığı yayabiliyor. 
Bu tamamen erkekler için de geçerlidir şüphesiz aksi halde javıer Bardem'in neden
(BİR FİLM YILDIZISIN,, ARTIK EN YAKINLARIN BİLE
BİLİNÇALTINDAN YAYILAN IŞIĞI FARK EDECEK..)
hatunlarca bu kadar çekici bulunduğunu hiç bir teori açıklayamaz. (Biraz haksızlık ettim galiba, daha çirkin bir resmini bulmalıydım)
   Kadınlarda hoşa giden şey şüphesiz erkeğin kişiliğinden yayılanlar ve öz güvendir.  Bu da doğrudan doğruya bizim kendi içimizde yarattığımız (ve dışa yansıttığımız) suretimizle alakalı olmaktadır.
(DİĞERLERİ SENİN FARKINDA;)
ONA GÖRE DURUŞ VE TAVIRLARINI AYARLAMALISIN,,
ONLAR ÖYLE YAPIYOR..)
(SORUN ÇOK GÜZEL YA DA YAKIŞIKLI OLMAN DEĞİL,,
SORUN YAYDIĞIN IŞIK..)
 İnsanları, çocukları ve özellikle kendimizi olumlamalıyız. insan kendisinde iyi bir şey olduğuna inanırsa ister olumlu ister olumsuz olsun tam olarak öyle davranmaya başlamakta ve dünyaya bu şekilde görünmektedir. Bu tam olarak başlangıçta ruhunuzun yarattığı bir şey bile olsa buna önce başkaları ve dönütlerden sonra da daha güçlü olarak tekrar siz inanırsınız. 
    Bence harika olan bu fikri hemen bu gün bir deneyiniz (Ben denedim ve umarım sürekli aklımda olur ve davranış haline gelir.); 
   Herkesin beğendiği bir film artisti olduğunuzu ve hayranlarınızın (dünyanın) sizi bu gözle görmeyi istediğini (görmesi gerektiğini) düşünün.
(ARTIK BİR YILDIZSIN,,
GÖRÜNÜŞÜNÜ İHMAL ETME..)
 


 

  İşte şimdi kambur durmayacak ve yüzünüze o ezik ifadeyi takmayacaksınız demektir. 
  
 Şimdi dik durun ve ne kadar güzel (ya da yakışıklı ) olduğunuzu düşünün ve buna gerçekten çok güçlü inanın.
 
 Davranışlarınızı jestlerinizi, mimiklerinizi, ve hatta mağruru gülümsenizi ona göre ayarlayın.

  Bilim ve özellikle davranışçı psikoloji işe yarama ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor.. 

  Nasıl durursan kişiliğin de ona uyum sağlamaya başlıyor,, ezik durmayı tercih ederse omurgan bu kişiliğine de yansıyacak..

 Kısacası özgüveninizi Nikole ya da Javıer seviyesine ayarlayın. bakın bakalım size karşı bakışlar ve davranışlar (hatta kendi gözünüzdeki karizmanız bile) ne kadar çok değişiyor..                                             
 (Çetin TARI)


GÜNÜN VİDEOSU:

ÖZ GÜVEN GELİŞTİRME TEKNİKLERİ..




GÜNÜN KARİKATÜRÜ: