"HOMO SUM HUMANİ NİHİL A ME ALİENUM PUTO..''
BEN İNSANIM VE İNSANA DAİR HİÇBİR ŞEY BANA YABANCI DEĞİL...
27 Ağustos 2013 Salı
BİLİNMEYEN NO: 39
DERDİNİ ANLATMA,,
SENİ DİNLEMEYECEKLER..
(BOŞUNA UĞRAŞMA..)
Bu gün belki bir çoğumuza paranoyakça gelebilecekama, benim de yıllar içinde doğruluğuna fazlaca inanmaya başladığım ve hatta uygulamaya çalıştığım bir fikirden bahsedeceğim..
Ama önce isterseniz iki bin yüz yıl öncesine, Romalı Şair Lucretıus zamanına dönelim (..hop, döndük, bu kadar basit. edebiyat böyledir işte:)
Lucretius bugüne ulaşabilmiş ünlü eserinde; 'Deniz kıyısının yüksek bir noktasına dikilerek, ufuktaki korkunç fırtınayla boğuşan, zavallı denizcileri seyrederken zevk alan insanları' anlatır..
(BURASI MI AĞRIYO? STRESTEN HEP BUNLAR..)
''İnsan doğasıdır, vahşetten zevk alır ne var bunda?'' diyebilirsiniz belki ama buradaki nüans farklıdır.
Aslında bu insanlar şahit oldukları bu trajik olayın, onların başına gelmediğine sevinmektedirler..
Öyle insanlarla karşılaşırsınız ki; bir başkasının başına gelen kötü bir olayın, o olayın ''oluşma olasılığını azalttığına'' inanarak bu duruma içten içe şükrederler.. Yani aslında olayın sizin başınıza geldiğine belli etmeseler bile sevinmişlerdir..
(YETERİNCE YAKIN DEĞİLSEN, ANLATMA..)
Oysa maalesef istatistik bilimi böyle çalışmaz, yüz kere tura gelse de, yüz birinci atışın tura gelme olasılığını değiştirmez; yine %50'dir..
Dünyanın gelmiş geçmiş en reel ve açık sözlü adamı, bir numaralı piskopat felsefecim Arthur Schopenhauer'ı da savunmama dahil edebilirim.
Schopenhaur bu konuda karanlık bilinç altımızı çıplak bırakacak örtüyü çekiverir üstümüzden ve nasıl insanlar olduğumuzu yüzümüze vurur acımasızca;
‘Başkalarının senden daha çok acı çektiğini öğrenmek zevk verir…’
Buradaki bıçak sırtına dikkat etmek gerekir yalnız; başkalarıyla derdinizi paylaşmak asla kötü değil ve hatta sağaltıcı ve sizi iyi hissettirici bir deneyimdir, ama bahsettiğim derdinizi kime açtığınızdır..
Olur olmaz her insana daha ikinci günden gerçek dostuymuş gözüyle yaklaşıp tüm seceresini ortaya döken insanlara dikkat ediniz.. ''Neden güvenebileceğim bir insan yok etrafımda, oysa ben elimden geleni yapıyor ve kendimi dürüstçe açıyorum'' diyebilirler. Oysa yanlış olan üç şeyin farkında değillerdir..
1. İlgili göründüğüne bakmayın; mazoşist değilse kimse diğerinin dertlerini (hele ki yeni tanışmışsa) dinlemek istemez,,
2. Öyle görünüyor bile olsa kimse sizin için gerçekten üzülmez,,
(BAZEN DERT SANDIĞIN HAYATIN BÜYÜK RESMİ İÇİNDEKİ
HAYIRLI BİR PLANIDIR,, KARAR VERECEKSEN KENDİNE DANIŞ.)
3. Öyle görünüyor bile olsanız, kimse karşısındakinden tavsiye almak istemez..
Demek istediğimi anlatabildiysem eğer Lucretiusun anlattıklarında gerçeklik payı aramanızı tavsiye ederim, zira insan doğası aynen onun ve Schopenhauer'ın dediği gibi işler.
Bırakın şefkat görmeyi insan oğlu başkalarının başına gelen kötü şeylerden maalesef zevk alır. Ve hatta öyle insanlar vardır ki derdi olan; akşam partneriyle kavga etmiş ya da patronla az önce tartışmış bir insan gördüğünde üzerine atılır;
(DERT ARAMAKSA AMAÇ, ASLA BİTMEYECEKLER..)
Lütfen hayatım, bana anlatabilirsin, o kadar üzüldüm ki..(bunu sesinizi yayarak, yalan dünyadaki Zerrin gibi okuyun ama..)
Oysa aradıkları sayenizde huzurdur.
Patron onunla arayı bozduğuna göre en azından o gün size bulaşmayacak, akşam partneriyle kavgasının şiddetini öğrendiğinize göre, kendi eşinizin size kötü davranma derecesini kıyaslayarak daha ferahlayacağınız bir şey öğrenmişsinizdir..
Sonra ki tavsiyesi ne olacak? Eğer şanslıysanız; istifa et, ya da boşa o herifi demesin diye dua etmeniz gerekir, zira o zayıf anınızda sığındığınızı gerçek bir can simidi zannedersiniz ama yılandır içten içe sizi umursamayan.. (biraz sert oldu ama derdimi açıkça anlatabilmek için marjinal örnekler vermeliydim..)
Kısaca sevgili arkadaşlar konu derdinizi anlatmak ise (ve ille de böyle bir ihtiyacınız var ise) size çok yakın ve çok eskiden tanıdığınız dostlarınız ya da belki akrabalarınızdan, size en yakın olanını (bir tek kişi) seçiniz..
Ulu orta planlarını anlatanlardan olmanın iyi bir şey olmadığı gibi önünüze gelen herkese dertlerinizi anlatmakta yaranıza merhem olmayabilir zira gördünüz, karşınızdakiler hangi niyetle sizi dinliyor.. O yüzden bu gün çevrenizde başkalarının derdini dinlemek için çok hevesli görünen tipler varsa onlara daha alıcı gözle bakınız.. Dinledikten sonra yüzlerinde zafer kazanmış edasıyla, bir rahatlama sigarası yakıyorlar mı:)
Dertlerinizin uçan kelebekler misali her an dağıldığı,sonsuzluk açısından baktığınızdan dert diye bir şey olmadığını aslında soğuk kanlılıkla fark ettiğiniz ve kimseye anlatacak sıkıntınızın kalmayacağı mutlu hobiler ve gerçek dostluklarla örülü günler yaşamanız dileğiyle..
(Çetin TARI)
GÜNÜN VİDEOSU:
INTO THE WİLD (ÖZGÜRLÜK YOLU)
GÜNÜN KARİKATÜRÜ:)
26 Ağustos 2013 Pazartesi
BİLİNMEYENE NO: 38
GÖRDÜĞÜN GERÇEK DÜNYA DEĞİL,,
ZAVALLI DUYULARININ GÖREBİLDİĞİ KADARI..
(MOR ÖTESİ IŞIK ALTINDA ÇİÇEĞE AİT GÖREMEDİĞİMİZ RENKLER..
ARILARIN GÖRDÜĞÜ SAĞDAKİ.. ÇİÇEKLERDEKİ DESENLERİ
GÖREMİYORSUN DİYE, SENCE ÇİÇEK SARI ÖYLE Mİ?)
''Dünya senin gördüğün gibi değildir'' mistik bir ifade ya da içinden sonsuz dersler çıkarabileceğin bir Zen mantrası değildir.
Gerçekten de dünya bizim baktığımız ve gördüğümüzden çok daha ilginç ve farklı bir yerdir aslında..
(YARATTIĞIMIZ DÜNYALAR VE
GÖRDÜKLERİMİZ APAYRI..)
Kuantum fiziği de gördüğümüz, yani gerçeklik ya da bizim madde dediğimiz şeyin hiç de göründüğü gibi olmadığını söylüyor; daha karmaşık bir ifadeyle de olsa maddeden; 'o daha çok boş, tözsüz bir yokluğun dalgaları gibi bir şeydir.' diye bahsediyor..
Ve sevgili arkadaşım, gerçekliğin ne olduğunu görmen imkansızdır. Duyularına ne geliyorsa ön yargılarla katılaşmış duyularının süzgecinden o geçer ve sana güya gerçekliğin o olduğunu söyler.
Bir dağa uzaktan bakarsan eğer bütün ve devasa bir yapıyı, yaklaşıp yanından bakarsan gerçekliğin o parçasıyla taşları, çalıları ve artık eğilip maddeye daha da yakından bakarsan artık yakalanamaz bir enerji içinde eriyip giden, zor algılanabilir bir zekaya, bilince benzeyen bir şeyle karşılaşırsın..
Baktığın ve algıladığın dünyanın gerçek olduğunu mu sanıyorsun? Senin gördüğün dünya ile hayvanların ya da böceklerin gördükleri apayrıdır.
Peki hangisi gerçek. Gerçek olan, doğru olan nedir? Ya da aslında yok mudur böyle bir şey? Bilim olmadığını söylüyor. O halde günaydın sana..
(GÖREBİLDİĞİMİZ DARACIK RENK ARALIĞI..)
İnsan gözünün ışığı (renkleri) görme aralığı şekilde gördüğünüz gibi (400-700 rakamları arası) oldukça sınırlı bir bölgedir. oysa gözümüzün göremediği daha o kadar çok renk var ki, şekilde nasıl bir sınırlamayla karşı karşıya olduğunuzu bir bakıp düşününüz..
Teknolojinin bize gösterebildiği kadarıyla etrafta
(Monet’in “Gül Bahçesinden Görünen Ev” tabloları. Gördüğünüz iki tablo, aynı manzaranın Monet’in iki farklı gözüyle yaptığı resimler. Soldaki resim, kataraktlı olan sol gözünü kullanarak, sağdaki resim ise katarakt ameliyatı olan sağ gözünü kullanarak yapılmış. Sağdaki resimde, Monet’in UV ışıkları görebilmesinin sonucu ortaya çıkan, baskın mavi-mor tonlar...WİKİPEDİA)
bizim göremediğimiz desenlerle kaplı ve gizlenmiş bambaşka bir dünya var ve biz at gözlüklerimizden dolayı onları asla göremiyoruz..
Bilim dahi 400 yıl boyunca bu yanlış görüşle ayakta kaldı ki; ''beş duyu ile algılanamıyorsa gerçek değildir..''
Oysa gerçeklik gözlerimizle farklı, atom eziciyle farklı görünüyor..
(KİBAR VE AHLAKLI OLMAK İÇİN GEREKENLER
ZATEN HAMURUNDA VAR..)
Kuantum fizikçi Dr j. satinover'e göre aslında, ''madde diyebileceğimiz hiç bir şey yok dünyada. o tümüyle tözsüz. daha ziyade düşünceye benzer bir şey ve yoğunlaşmış bir bilgi birimine (hatırlayınız dr quantum videosundaki gözlemci kavramını...) benziyor..''
(GÖRÜP DUYABİLMEN ONUN GERÇEK OLDUĞUNU
GÖSTERMİYOR, GERÇEKLİĞİ YARATAN SENSİN..)
18 yüzyıl Alman filozofu Kant'da insanların gerçeklik denen şeyi asla tam olarak bilemeyeceğini söyleyerek şu an tartıştığımız fikrin ilk tohumlarını atmıştı.
Ona göre; ister duyularımızla ister bilim yoluyla olsun, doğal dünyada algıladığımız her şey bilincin filtresinden geçiyor ve en azından belli bir yere kadar aklın kendi yapısıyla belirleniyordu..
(ONA GÖRE MERAK, SANA GÖRE YARAMAZLIK..)
Aslında benim bundan anladığım, aynı anda farklı gerçekliklerin yaşandığı (farklı doğrular) bir dünya içinde bulunduğumuzdur...
Bizim gözümüzde doğru görünen şey diğer canlının gerçekliğinde farklı, çok uzaktan farklı ve atom düzeyinde daha da farklı olamak üzere binlerce aynı olmayan gerçekliğin bir üst kümesi gibidir.. Demek istediğimi anlatabiliyor muyum bilemiyorum ama verebileceğim en iyi örnek böceklerin ama özellikle arıların gördüğü dünya ile bizim gördüğümüz dünyanın ne kadar farklı olduğunu gösteren, mor ötesi ışık (bizim göremedimiz bir ışık bölgesi, ne büyük kayıp,,) altında çekilmiş çiçek resimleridir..
Aslında dünyada göremediğimiz ve sadece kendi gördüğümüze doğru dediğimiz (bu çiçek kırmızıdır, bu konuda tartışmam,, Ama değil işte..) ve fikrimizi değiştirmemek için inat ettiğimiz ne kadar çok şey var..
(DUYULARIN GÜVENİLİR DEĞİL, ALGILADIKLARIN EKSİK,
DÜNYA FARKLI, ALİS'İN TAVŞAN DELİĞİNDESİN..)
Ve size görme kavramıyla ilgili bir başka düşündürücü bilgi daha vereyim ki; bizim görmek üzere baktığımız eğer bir vazo ise örneğin, beyin duyu organlarından gelerek bilinçte vazo olarak eşleştirdiği görüntüyü saniyede 40 kez olmak üzere ön lobumuza yansıtıyor. Evet aynen öyle sürekli gördüğünüzü düşünüyorsunuz ama görüntü (çok kısa bir zaman aralığında da olsa) kesik kesik yansıyor. kalan aralıkları önceki bilgilerinize göre beyin tecrübelerine göre tamamlıyor.
(ÖNEMLİ OLAN SEÇİMSE, VE YOKSA
DOĞRU DİYE BİR ŞEY ,GÜZEL OLANLARI SEÇ..)
Öyle garip tıbbi vakalar var ki,görme mekanizmamızın ne kadar garip olduğuna dair sürekli yeni bilgiler veriyor bize.
Örneğin yakın zamanda beynin görsel kısmıyla ilgili küçük bir felç yaşayan hastanın (anlaşılan burunlar üzerinde iş gören bir parçamız mış bu) insanların burunlarını göremediğine dair bulgulara ulaşıldı..
Bu keşfin sonuçlarını yorumlayacak değilim bunu size bırakıyorum ama ne kadar gerip değil mi? Algılamada bile bir bütünlük yok. Binlerce parça, binlerce veri, önceki tecrübeler verilerin birleştirilmesi derken bizim güya gerçeklik dediğimiz şey oluşuyor?
(GÖRDÜĞÜN HER NEYSE, ÖN YARGILARININ
ADLANDIRMASIDIR. ESNEK OL..)
Aslında arkadaşlar söylemek istediğim şeylerden biri de şudur ki; Görsel dünya dediğimiz (o gerçekliğine çok güvendiğimiz, zira görüyoruz ya!) şeyi gerçekten yaratan şey geçmişten getirdiğimiz tecrübelerimizdir..
Yani gözlerinizi açıp etrafınıza baktığınızda gördüğünüz şey 'gerçek dünya değil', insana ait sınırlı duyusal aygıtların görebildiği gerçekliğin çok küçük bir parçası,, inanç sisteminizin görmenize izin verdiği ya da duygularınızın asıl görmek istediği (ama tam olarak öyle olmayan) bir dünya..
(BAZAN YANLIŞ YÖNE GİTTİĞİNİ SÖYLERLER,
DOĞRU KİMİN TEKELİNDE? DOĞRU YOK? SENİN DOĞRUN VAR..)
Kafanızı karıştırmış olsam da (bu iyi, eski ve katılaşmış bağlantılar koparak yerine daha esnek ve daha bilge bağlantılar yerleşiyor;) bahsettiğim şey konusunda az çok kendimi ifade edebildiğimi sanıyorum..
Arılara bakın, ya da diğer hayvanlara dünya senin ön yargılarınla gördüğün ya da sıkı ahlaki, ya da anayasal, ya da kültürel veya dogmatik kurallarla değişmeyecek ölçüde sarmalanmış katı bir yer değil aslında..
herkes farklı bir dünya görüyor..
(GÖRMEYE ÇALIŞIRSAN DÜNYAN BÜYÜR..)
Herkes kendi ön yargılarıyla ve geçmişten getirdiği (güya) doğrularıyla örtülü bir filtre altında onu algılıyor..
Kimine göre tehlikelerle dolu bir (gerçekten de öyle, çünkü o öyle süzüyor.), kimine göre de mucizelerle dolu bir şekerci dükkanı gibi (bu da gerçek; onun gerçekliğine göre bu da onun doğrusu, zira doğru diye bir şey yok..)
O halde sevgili arkadaşlar, diye final cümlesini kurmaya başlayalım ki; sadece ölü şeyler katı ve hareketsizdir. canlı olanlara bakın, esneyebilir ve yeni durumlara uyum sağlayarak daha güçlenmeyi başarabilir onlar..
Bu kesinlikle şöyledir, bunun için şu gerekir, olmazsa olmaz, buna asla gücün yetmez, sen başaramazsın gibi safsataları bu gün kendinizden çok uzağa süpürünüz..
Önemli olan senin ne düşündüğündür. Zira aynı olay karşısında yaşadığınız tecrübe ve tepkiler daima diğerlerinden farklı olacaktır. O yüzden hayatına girecek yeni fikirlerden, yeni tecrübelerden ve yeni insanlardan başkaları söylüyor diye çekinmek zorunda değilsin...
(VE ÖĞRENİRSEN GÖREBİLİRSİN..)
Ve öğreniyor olduğumuza göre bizim dünyamız en geniş olanlardan biridir artık, kaldı ki gerçek diye bir şey olmadığını biliyoruz, bundan daha özgürleştirici ne olabilir..
Bizim daha iyi, daha ahlaklı ve daha yardımsever veya daha insancıl olmak için hiç bir düşünce sistemine ihtiyacımız yok..,
(ARININ DÜNYASI)
Kendi düşüncelerimizin ve kendi bilgimizin efendisi bir yaratıcısıyız zaten..
Arılar gibi dünyadaki güzelliklerin farkına, bilgi sayesinde ulaşabildiğiniz, algılarınızın sizi olabildiğince az yanıltıp harika bir dünya kurdukları günleri görebilmeniz dileğiyle..(Çetin TARI)
GÜNÜN VİDEOSU:
FARKLI BİR AÇIDAN BAKABİLMEK
GÜNÜN KARİKATÜRÜ:
DİNİ: HAYVANLIK:)
BİLİNMEYEN NO: 37
TRANSHÜMANİSM
YA DA; 100 YILDAN FAZLA YAŞAMAK..
(ARTIK SENDEN DAHA GELİŞMİŞ BİR SEN'İ
İÇERDİĞİNİN FARKINA VAR. SERBEST KALMASI,
ÖĞRENMENE BAĞLI..)
Don Brown'un İnferno'sunda geçen (aslında kötü olmayan) kötü adamlar;Transhümanistler, hakkında, romanı okumadan önce de biraz fikir sahibi olduğumdan bu az duyulan tarikatımsı oluşum hakkında ayrı bir yazı yazmayı (ve sizi şaşırtmayı;) bundan sonraki günler için uygun görmekteyim..
Ama yine de bugünkü yazıda geçmelerinin özel bir sebebi vardır ki Transhümanistler insanın ölümsüzlüğüne ve bilimin eninde sonunda bunu başaracağına ve ayrıca oluşan yeni (ve ölümsüz) insan türünün insanın evriminin yeni halkası olduğuna inanan bilim insanlarıdır..
''Yavaş, n'oluyoruz?'' diyenleri duyar gibiyim ama okuduğum bilimsel kökenli kitaplardaki araştırmaları sizinle ayrıntılı bir yazıda paylaştığımda, 'lan hakaten de mantıklı adamlarmış..?' deme ihtimaliniz de gerçekten yüksek.
(DAHA UZUN YAŞAMANI SAĞLIYOR..)
Transhümanistlerin ölümsüzlüğe (çook uzun ömür diyelim biz..) inanmalarının arkasındaki en önemli bilimsel sav; 'Yaşam süresi kaçma hızı' denilen kavramdır..
Bu bilimsel (ve istatistiki) teoriye göre; geçen her yılla birlikte gelişen bilimsel ve tıbbi keşifler ile baş döndürücü araştırmalar sonucu, insan ömrüne çeyrek yıl katılmaktadır. (10 sene önce ABD'de ortalama yaşam süresi 47 iken bugün 82..)
Onlar kadar uçuk olmasam da bende insanın yeterince uzun yaşabileceğine inanan ve bunun için çabalayanların en azından sağlıklı ve mutlu bir yaşlılık süreci geçireceklerini (ve dolayısıyla, sürünmeden öleceklerini) düşünenlerdenim..
(İHTİYACIN OLAN İLİŞKİDEN ZİYADE, İÇERDİĞİ HUZUR..)
Özet olarak bugünkü yazıda daha mütevazi bir hedeften; 100 yıl yaşamak'tan (dalya) ve bununla ilgili araştırmalardan bahsedeceğim..
Konuyla ilgili pek çok farklı görüş olmasına rağmen ortak paydadaki başlıkları alacak olursak uzun yaşamak için yapılması gerekenleri şu başlıklarda toplayabiliriz..
1. DÜZENLİ CHECK-UP YAPTIR: Özellikle genetik kusurlar sonrası çıkan ölümcül kanser türleri artık erken teşhisle korkulur olmaktan çıkmıştır. Ama kontrolleri zamanında yaptırmazsanız iş işten çoktan geçmiş olabiliyor. O halde ilk adım tedbir..
(20 KERE EVLENMİŞ, ZARO AĞA)
2. NİNEYE, DEDEYE DİKKAT ET: Şundan ötürü ki; eğer uzun yaşarlarsa seninde genlerin torpilli olanlardan demektir.. Diğer yandan onlarda (aile geçmişi) zuhur eden hastalıkları takip etmen, yine erken teşhis için seni 1-0 öne geçirmiş oluyor..
3. VERMEK:Gönüllü olarak çalışanların diğer insanlara göre daha uzun (ort. 2 yıl) yaşadığı keşfedilmiş.. O halde yarın uygun hayır kurumlarını araştırmaya başlayınız. (ya sen? demeyin,, bak sabahın köründe sizin için yazı yazıyorum:/
4. MUTLU BİR EVLİLİK:Ama mutlu bir evlilik olacak, eğer öyleyse normale göre yaşam süreniz % 27 artıyor. Eğer öyle değilse, her gün ölüyorsunuz :p (bunu ben ekledim..)
Diğer yönden bakacak olursak bunlara göre bekarların ortalama yaşam süreleri 3 yıl azalıyor. (ben üç yıl için riske girmeyin derim, öhöm şaka..)
5. ÇOCUKLAR:Çocuğu olan kadınların (özellikle kız?) 100 yaşını görme ihtimallerinin arttığı bulunmuş ama (özellikle 3 olacak dermişim; dünya kaynakları bu kadar sınırlıyken, cahilce bir rakam,, neyse..) bazı çocukların ömürden ömür aldıkları da gözden kaçmış anlaşılan..
(CİDDİYE ALMAYACAKSIN HER ŞEYİ..)
6. ARKADAŞLAR İYİDİR: O derece ki kuvvetli sosyal ilişkiler güçlü dostluklar yaşam sürecinizi % 22 oranında artırıyor..
7. NE GÜLÜYON? Diyenlere bakmayın siz, pozitif olmanız ve sayısız faydalarıyla gülümsüyor olmanız onlardan ortalama 3yıl daha fazla yaşayacağınız anlamına geliyor.. (kendime not PS; bunla ilgili yaz, önemli)
8. UYKU: Atalarımızın yaptığı gibi erken uyuyup erken uyanmak diğerlerine göre daha uzun yaşamanızı sağlamaktaymış. (gece yatmaz, sabah kalkmazlardan isen, dikkat..)
9. DÜZENLİ CİNSEL YAŞAM; Bu ayıp konu ortalama 7 yıl fazla yaşamanızı sağlıyor. (Gerçi farklı araştırmalar da okumadım değil. Hadım olan denekler daha uzun yaşıyor?)
10. DİYET TEHLİKESİ:Sürekli diyete başlayıp bırakanlarda yaşam süresinin beş yıl kısaldığı görülmüş.. Kendinizle barışmanın bir yolunu bulun ya da profesyonellerden yardım alın. (Bu yolla sağlıklı zayıflayana çok rastladım..)
12. HAYVANLAR: Hayvan besleyen ve dolayısıyla hayvan seven insanların, bir numaralı ölüm sebebimiz olan kalp krizinden ölme riskleri %12 azalmaktaymış..
(EĞLENİYORSAN UZUN YAŞARSIN, ONLARI İZLE:)
13. İNANÇ: Bu ya da şu diye sınırlandırılmamak koşuluyla her hangi bir şekilde inanç sahibi olanların diğerlerine göre ortalama beş yıl uzun yaşadığı tespit edilmiş..
14. KARİYER; Zekasına çok güvendiğim hocalarımdan biri yıllar önce uzun yaşamanın sırrı; 'iyi bir iş ve iyi bir eştir' demişti. Haklı olduğunu belirterek sevdikleri işte çalışan insanların ortalama 7 yıl daha fazla yaşadığı tespit edildiğini söyleyebiliriz..
(GERÇEKTEN YAŞAMAK İÇİN , YAŞAMALI..)
15. TABİ, EGZERSİZ:Düzenli spor yapanlar daha uzun ve her şeyden önemlisi de sağlıklı yaşlanmaktalar. (hala erteleyin siz:/
Ve hatta düzenli yürüyenlerin bile ömürleri ortalama iki yıl artmaktadır..
(EGZERSİZ ÖMRÜ UZATIYOR..)
16. HER ŞEY MORAL: Eskilerin bu lafı kesinlikle çok önemli ki hayata olumlu bakış açısı besleyenler ve buluttan nem kapmak için bahane aramayanlar yani bardağın daima dolu tarafını görenler, (bardak gerçekten de tamamen doludur; %50 hava+ %50 su) ortalama yedi yıl daha fazla yaşıyorlar.
Zaten televizyonlarda çok uzun yaşayan insanları görürseniz mutlaka güldüklerine şahit olursunuz..
(MUTLU EVLİLİK ÖMRÜ UZATIYOR,
TABİ BAŞINIZA BİR ŞEY GELMEZSE..)
17. BESLENME: Aşağı yukarı en önemli maddelerden biri de bu ki artık neyi yiyip neden uzak durma konusunda da araştırmalar çoğaldığına göre, bol su içip, meyve sebze ve balık ağırlıklı (İrlanda İnsanlar çok uzun yaşar, sebebi fazla tükettikleri balıktır..) beslenmenin vakti gelmiş demektir..
18. SİGARA: Bu saçmalığı buraya koymama gerek bile olmadığını biliyorsunuz. İnatla içmeye devam edeceksiniz 8 yılı elinizdeki pakete teslim ettiniz demektir..
19. KİLO: İdeal kilonuzdan fazlaca uzaktaysanız yaşam süreniz (aranın açıklığına göre üç, beş (veya fazla) yıl azalmakta..
(YA SİGARAN. YA DA -KANSER FALAN OLMAZSAN- 8 YIL?)
20. ZEKA?Uzun yaşayıp dalya yapacağım diye 100 lere sulanmış bir beyinle girmek istemiyorsanız, kitap okumak, bulmaca çözmek ve yeni diller öğrenmek konusunu da ihmal etmemeniz gerekiyor..
Bunların dışında ömrü uzatan faktörler arasına; dağlarda yaşamak, doğru nefes almak, hijyene önem vermek, zeytin yağına yönelmek ve aktif bir yaşam sürerek yeni deneyimlerde bulunmak gibi daha pek çok faktörde eklemek mümkün..
164 yıl yaşayan Bitlisli Zaro Ağa'ya göre (internetten araştırınız) uzun yaşamasının sırrı yoğurttur.
(ÖNCE ELİNDEN GELENİ YAP VE SONRA DİLE..
NEDEN OLMASIN..?)
Diğer yandan Anthonny Robbins'in seminerini 114 yaşında izlemeye gelen bir bir bayan konuğuna Robbins uzun yaşamanın sırrını sorduğunda aldığı cevap; HA; HA; HA olmuştur :)
Sevgili arkadaşlar şahsi fikrim uzun yaşamanın önemli ölçüde genetik bir kökene sahip olduğu şeklinde olmakla birlikte yukarıdaki araştırmalar doğrultusunda kontrol altına alacağımız yaşam tarzımızın da ömrümüzü uzatacağı doğrultusundadır.
Buradaki kural şudur; siz elinizden geleni yapınız, uzun yaşarsanız ne ala ama bu olmazsa bile bahsedilen yöntemler sizin daha rahat bir yaşlılık dönemi yaşamanıza olanak sağlayacaktır. Bence gayet mantıklı. (kendimi beğendim.)
Kısaca sevgili arkadaşlar aslında bugünkü yazının ana fikrini Romalı Seneca'nın şu sözleriyle özetlemekte mümkün; ''İnsanlar ölmezler, kendilerini öldürürler..''
Sevdiklerinizle birlikte upuzun ve mutlu ve sağlıklı bir ömür yaşamanız dileğiyle..
(Çetin TARI)
GÜNÜN VİDEOSU:
ZARO AĞA..
GÜNÜN KARİKATÜRÜ:
24 Ağustos 2013 Cumartesi
BİLİNMEYEN NO: 36
ADEM Mİ, HAVVA MI YOKSA YILAN MI?
(PEKİ CENNET YERİNE BURADA OLMAMIZIN SUÇLUSU ? )
Yaradılışın ilk soluğundan beri genlerimizde bulunan bir sorun, hala hayatı yanlış yorumlamamıza ve sürekli kendi dışımızda nedenler aramamıza sebep olmakta, nasıl mı?
Önce gelin tarihimizin sıfır zamanı diyebileceğim o kırılma anının hikayesine tekrar dönelim..
Kitabı Mukaddes'teki Tekvin'de, Tanrı'nın Adem'i Aden Bahçesine koyup, iyiliği ve kötülüğü bilme ağacından (bilgi ağacı; bilmiyorsan senin için iyidir;) asla yememesini emrettiği zamanlara dayanır bu zayıflığımızın kökleri..
(HALA YİYORSUN..)
Adem çıplak görünmek istemediği için Tanrı'dan saklanınca, Tanrı Adem'in çıplaklığını nereden bildiğini merak edip sorar; ''Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin''(Aynı ağacın başımıza bela meyvesi Newton'un da başına düşmüştü de konumuzla ilgisi yok, pardon devam edelim..)
Adem cevap verir: '' Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, bende yedim..''
Bunun üzerine Tanrı kadına sorar: ''Nedir bu yaptığın?''
''Yılan beni aldattı,,'' diye yanıtlar kadın..
Gördüğünüz gibi herkesin sütten çıkmış ak kaşık olduğu, ilk hikayemizde Adem kendisine meyveyi verdiği için kadını suçlamakla kalmayarak 'Yanıma koyduğun kadın,,' diyerek Tanrıyı da suçlamıştır..
(YILANIN SUÇLU OLDUĞUNU İŞKENCEYLE İTİRAF EDEN KUZENİ..)
Havva'ya gelince o da Adem gibi kendini zerre suçlamamış varoluşunun suçunu en yakınında gördüğü yılana yüklemiştir..
Sonrasını bilemiyoruz ama yılanda delikanlı davranmayarak büyük ihtimalle ağacı ya da elmayı suçlamış olabilir ama bizim asıl ilgilendiğimiz, geçen onca süreye rağmen huyumuzda en ufak bir değişimin olmadığıdır; hala sorumluyu kendi dışımızda aramakta ısrar ediyoruz.
Oysa ki uyan küçük adam, başına gelen, kader dediğin şeyin her zerresini sen yaratıyorsun. Mutlu olamaman tamamen senin seçimin..
Farkına varanlar güneşe doğru yola çıktılar bile, oysa sen çamurlar içinde dünyanın sana yaptıkları için güya, kendine acımaya devam ediyorsun..
jean Paul sartre'ın sorumluluk sahibi olmanın, 'bir olay ya da şeyin tartışmasız yaratıcısı' olduğunu yazdığı zamanlardaki anlamıyla sorumluluk; 'Yaratmak' anlamına gelir..
(ÖYLE BİLE OLSA ARTIK BERABERİZ, BARIŞMA SORUMLUĞU DA BİR SEÇİMDİR)
Sorumluluğun farkında olmak, kişinin kendi özünü, kaderini, hayat durumunu, duygularını ve hatta acı çekişini yarattığının farkında olması demektir..
Böyle bir sorumluluğu kabul etmeyen, çektiği sıkıntı için başkalarını (başka insanları ya da başka güçleri) suçlamaya devam biri için hiç bir terapi ya da olmayan mucizevi ilaçlar huzur kaynağı olamayacaktır..
İşte tamamen parmak basmak istediğim durumu Sartre böyle özetler; 'Bireyin hayatı kendi seçimleriyle oluşur. İnsan iradesiyle kendini olduğu şey haline getirir..
Eğer insan kendini oluşturmaktan korkuyorsa, kendisini istemeye ve hissetmeye karşı duyarsızlaştırarak, seçmekten vazgeçerek, seçimlerini başka kişilere, kurumlara ya da dış olaylara bırakarak arzu etmekten kaçınıyorsa bu hayatının sorumluğunu eline alamadığı ve dolayısıyla yaşam denilen şeyde söz sahibi olamadığı anlamına gelir..
Olması gereken hayatın ve hatalarımızın sorumluğunu bir an önce ele alıp ve onlarla barışıp bilinmeyenlerle dolu hayat okyanusunda yelkenlerimizi derhal gitmek istediğimiz yöne doğru çevirmektir..
(AŞK..)
Bunun için ilk kutsal bilgi; kendi sıkıntılarımızı yaratanın kendimiz olduğudur.. Eğer sorunlarımızı başkaları, kötü şans ya da tatmin edici olmayan işimiz tarafından örneğin, yaratıldığına inanmakta ısrar edersek okyanusta fırtınalar içine çekilmemiz olasıdır..
Varoluşsal sorumluluk; dünyada ve kararlarınızda her şeye rağmen yalnız olduğunuzu ve bunun da (kabul edelim ki bir miktar) anksiyete kaynağı olduğunu tanımlar..
Ama olması gereken varoluşsal sıkıntıya bir an önce sahip çıkarak alacağımız kararların tüm sorumluğunu üzerimize almanın ne kadar özgür bir tutum olduğunun farkına varabilmektir..
Yaşadığın hayat ve sıkıntıların için asla bir başkasını ya da kaderi suçlama, kararlarının hepsi alınması gereken ve o anda öyle gerektiren seçeneklerdi.. Tüm kararlarına o en son noktayı sen koydun..
(VE İNSAN DÜNYADA YAŞAMAKLA CEZALANDIRILDI,, BU BİR CEZA MI?)
Sorumluğu sen aldın, bunun farkına var ve düşünürün dediği gibi artık şikayet etme; bu senin şu ana kadar yaşayabileceğin en iyi hayattı..
Artık pişmanlığın gereği yok zira tüm seçimlerin, seni sen yapan şeylerdi..
O halde Tao'nun da hatırlattığı gibi her yeni günü bembeyaz bir sayfa gibi karşılayarak vereceğimiz daha akılcı karar ve sorumluluk duygusuyla günü ve dolayısıyla yeni oluşacak geçmişimizi daha dikkatli dokuyalım..
Bunun için aklında tutman gerekeni unutma; Şu ana kadar aslında kimse senin adına karar vermedi, tümü ve bundan sonrakilerde istemesen de senin seçimin olacak..
(Çetin TARI)
GÜNÜN VİDEOSU;
YARADILIŞ ve GÜNAHA DÜŞÜŞ..
GÜNÜN KARİKATÜRÜ;
BİLİNMEYENE NO; 35
FENG SHUİ'NİN
9 YÖNTEMİYLE EVİNİZİ TEDAVİ EDEREK
NEDENSİZ SIKINTILARDAN KURTULUN..
(EVİNİ DAHA HUZURLU YAPACAKSA DENEMEYE DEĞER..)
Neden evde, dışarıdan daha mutlu olduğunuza dair pek çok açıklama getirilebilir belki ama bu gün size konuya daha farklı açıdan bakmanızı sağlayacak millattan yaklaşık 500 yıl önce (yasak şehir bu felsefeyle dizayn edilmiştir) başladığı sanılan (ve bu gün dahi özellikle Avrupa ve Amerika'da uygulanmaya tutkuyla devam edilen) bir uzak doğu yaşam felsefesi, Feng Shui'den bahsedeceğim..
(HAREKET EDEN PARÇALAR, İYİ FENG SHUİ..)
Doğrusunu söylemek gerekirse indirimli cep kitapları reyonunda gördüğüm '5 dakikada Feng Shui' kitabını almamış olsam sadece kulaktan dolma fikirlerden ibaret bir ön yargıyla yaklaştığım bu felsefeyi öğrenme ihtimalim olmayacak ve bence hayatımda bir renk ve harika bir yaklaşım belki de eksik olacaktı..
Aslında o kadar önemli bir şeyden bahsediyoruz ki Eski Çin'de pusulanın dahi Feng Shuı uygulamaları için keşfedildiğine inanılmaktadır..
(HUZURSUZ OLDUĞUNDA BAZEN, YAKLAŞIMINI
DEĞİŞTİRMEK EN İYİSİDİR..)
Bizim sayfalarımızda ne işi olduğuna gelecek olursak, 2500 yıldır uygulandığına ve batı kültürü de buna sahip çıktığına göre bir keramet vardır mantığı ile bir kaç can alıcı temel bilgiyi öğrenmekte sakınca yoktur diye düşünüyorum, Hem amacımızı biliyorsunuz;
Bizi iyi hissettiren her felsefe olumlu ve denemeye değerdir..
Kaldı ki okudukça uygulanan tekniklerin yaşadığımız ortamın basıklığını, sıkıntılı dizaynını (onlar kötü ya da tıkanmış enerji diyor) nasıl değiştirdiğini, eviniz ya da ofisinizin nasıl daha mutlu bir yer olacağını ve dolayısıyla bizim için asıl önemlisi, nasıl (bu sayede) daha iyi hissedebileceğimize dair ip uçları öğreneceğiz..
(4. TEDAVİ: EV HAYVANI İYİDİR..)
Konuya hızlı bir giriş yaparsak, Feng; 'rüzgar' ve Shı de 'su' anlamına gelmektedir. Bir görüşe göre rüzgar yaşam enerjisini (qi, şi,..) ve su da yaratılan her şeyin temelinde bulunduğundan felsefemiz bu birleşik adı almıştır diye düşünülüyor..
(EĞER DALGALANIYORSA RUHUN,
BELKİ TIKANAN YAŞAM ENERJİNDENDİR..)
Bu gün Avrupa ve Amerika da pek çok bina 'hastalıklı bina sendromundan' muzdarip olmamak için veya pek ünlü yıldız da yaşam enerjilerinin önü tıkanmasın diye evlerini bu basit ve minimal yaklaşıma göre dizayn ettiriyorlar..
Hatta kitabımızın yazdığına göre bir çok ünlü futbol takımlarından kumarhanelere bu yöntem kullanılıyor..
İlginç nüanslardan birinde de şöyle deniyor; ''Eğer Hong Kong'ta hiç bir sepep gösterilmeden boş bırakılmış ve kimse tarafından tutulmayan bir ev görürseniz sebebi Feng Shuı'dir..''
(İYİ FENG SHUİ TAŞAN
BİR EV: TEMSİLİ)
Yani sevgili arkadaşlar aslında öyle bir şeyden bahsediyoruz ki, belki de evinizde sürekli huzursuzluk çıkmasının ya da kendinizi mutsuz ve yorgun hissetmenizin ve hatta yeterince başarılı ve kazanan bir insan olamamanız, evinizde yeterince bereket ve huzur olamamasının sebebi basit bir feng Shui kaidesini ihlal ediyor olmanız olabilir..
Dolayısıyla bilmek iyidir, mantığıyla vereceğim çok kısa giriş bilgileriyle (zira bu uzun ve öğrenilmesi zaman ve tabi sayfalar alan bir felsefedir) evinizde yapacağınız bir iki değişikli hayatınızın tıkanan yaşam enerjisi Qi'yi serbest bırakmanızı ve bu sayede hakkınız olan mutluluk, huzur ve sağlık ve kazancı size geri kanalize edebilir. Bence düşüncesi bile güzel..
Pek çok akımı olan bu felsefi yaklaşımın en pratiğine ait çok temel bir bilgiyi; 'Dokuz İlahi Tedavi' yi vereceğim size bugün..
Bu bile kendinizi daha hafiflemiş hissetmenize ve Feng Shui'yi kişisel olarak araştırmanıza vesile olabilir kim bilir,, o halde başlayalım..
Dokuz ilahi tedavi Qi yaşam enerjinizin, evinizde, bahçeniz ya da iş yerinizde va hatta vücudunuzda dolaşırken, kendi yararınıza ve olumlu kullanmanın yoludur..
(EVİNİZ EN MUTLU OLMANIZ GEREKEN YERDİR,
YAŞAM KALİTESİNİ ARTIRMAK ÖNCE EVDE BAŞLAR.)
Bu ilahi tedavi (adı abartılı siz ona bakmayın, sağduyunuzca da onaylanacak basit bir kaç uygulama anlatacağım sadece) enerjinin akışını rahatlatıp yaşadığınız mekanı başka bir yere dönüştürecek... (süper..)
1. TEDAVİ: Aynalar..
Bütün yansımaları ve ışıkları içine alan aynalar (ve ışığı yansıtan materyaller) en üst basamaktaki Feng Shui malzemeleridir..
Eviniz küçük ise giriş kapınızın tam karşınıza asacağınız ayna evi büyütecek ve akışı (sizi) rahatlatacaktır..
Aynalara Feng Shu'nin asprini denilir, ama bahsedilen genelde büyük duvar aynalarıdır ve görüntüyü kırmadan o haliyle veren duvar aynalarınızı evinizde mutlaka bulundurmak evinizdeki yaşam enerjisini tedavi etmede ilk adımdır.
Kitabımıza göre ışıkla alakası dolayısıyla avizeler de iyi feng shui için evinizde bulundurabileceğiniz aksesuarlardandır..
(ÇİÇEKLER; İYİ FENG SHUİ)
2. TEDAVİ: Kırmızı Balıklar:
Eğer huzur, uyum ve zenginlikse amaç kırmızı balıklar bulunduran bir akvaryum kötü enerjilerin bertaraf edilmesi için kullanılabilecek ferahlatıcı bir kalkan olmakta..
Eğer balık ölürse karşınıza çıkacak olan kötü şansı emdiği anlamına gelir (tabi bakımsızlıktan öldürmeyin de hayvanı)
3. TEDAVİ: Uyumlu Sesler:
Ziller, rüzgar çanlar( bu iyi), kuş veya su sesi, ağaçların sürtünürken çıkardığı sesler iyi feng shui dir.. (zaten bunlar hepimize iyi gelen şeyler değil midir..)
(FENG SHUİ SONRASI YAŞAM ENERJİSİ
ARTAN BİR EHTİYAR)
Özellikle rüzgar çanlarını giriş kapınız ya da balkonunuza asmak, evinize uyum ve ruh getirirken, kozmik nefes'de denilen Qi 'yi harekete geçirmek için ideal olmaktadır..
Diğer yandan balkonunuza su kabı ya da yem koymak kuşları ve güzel seslerini çekmek için yapılaması gerekenlerdendir..
Bazıları CD ler asar ki kuşlar gelmesin, zaten böyle evler de dikkat ederseniz huzursuz ve sorunlu mekanlar haline gelmektedir..
Yani kısaca, bahçenizde arıların ve böceklerin vızıldamaları, su sesleri, rüzgar ve kısaca doğa, yakınımızda bulunması gereken ve bizi iyileştirecek yegane mutluluk kaynaklarındanmış. (Hani aslında biliyor ve unutuyoruz diye tekrar etmek istiyorum..)
4. TEDAVİ:Kürklü Ya Da Tüylü Her Türlü Ev Hayvanı:
(FENG SHUİ MALZEMELERİ ALIP ALIŞVERİŞTEN DÖNEN
MUTLU BİR AİLE; DAHA MUTLU OLACAKLAR..)
Evde ya da iş yerindeki uyumu artırmada daha mutlu yaşamanıza yardımcı olacak tıkanıklığı önlemekte ve bir tedavi kaynağı olmakta yararı olacak bir diğer şey, evcil hayvan beslemekmiş.. (Bana uyar:)
5. TEDAVİ: Renkler:
Tamamen beyaz iç ve dış mekanlardan kaçınmalısınız.
İçine vişne ya da kırmızı katmadıkça bu renk tüm enerjiyi içine alacaktır.. Krem rengi en azından beyaza göre daha iyi feng shui sağlar..
(ASLINDA TEK İHTİYACIN FENG HUİ..)
İç mekanlarda feng shui yi en iyi yayacak renkler pastel olanlarmış..
Soğuk iklim için kayısı, turucu, limon.. Sıcak iklimde iseniz; mavi, turkuaz, lavanta, açık yeşil daha uygun oluyormuş..
Bu konularda kitapta esnek bir yaklaşım sunuyor. Anlattığım tüm tedavi yöntemleri ve örneğin renkler için, sezginizi kullanın diyor en iyi yeri veya objeyi bulacaksınız..
6. TEDAVİ: Bitkiler ve Çiçekler:
Merdiven altına yerleştireceğiniz yeşil bitki, Qi'nin üst katlara taşınmasını sağlar..
Ev ya da ofiste kötü enerji hissettiğiniz her yere çiçek koyabileceğinizden bahseden kitabımız, yuvarlak yapraklı bitkilerin eve zenginlik isteyenler için (hepimiz) ideal olduğunu söylüyor..
Yalnız püf nokta evde ölü (kurumuş) ve ya plastik çiçek bulundurulmaması..
(BU TİPLER ÇOK SEVİMLİ DİYE KOYUYORUM, MORAL İYİDİR..)
7. TEDAVİ: Hareket Eden Parçalar:
Fıskiyeler, rüzgar pervaneleri, yel değirmenleri, ayaklı duvar saatleri ve hareket eden ışıklar vb bu sınıfa giren iyi feng shui yayıcıları olarak tarif ediliyor..
Döner kapılar, tepe pervaneleri ve aklınıza hareket eden ne varsa yaşam enerjisi qi'yi tıkandığı pozisyondan çıkaran tedavi materyalleri olarak iş görmekteymiş..
(UMARIM HEPİMİZ, BİR GÜN...)
8. TEDAVİ: Ağır Nesneler:
Büyük ahşap paravanlar, heykeller, taşlar ve büstler yerine göre evinizi daha huzurlu hale getirecek objeleri oluşturmakta..
9. TEDAVİ: Müzik Aletleri:
Bunlar içinde en önemlileri flütlerdir.. Ahşap ya da bambu olanları duvarınıza asmak ya da evinizde bulundurmak ama özellikle iki tanesini V şeklinde, evinize daha fazla şans akmasını kötü yaşam enerjisinin def edilmesini sağlamak için kullanabilirsiniz..
Diğer yandan yelpazeler de bu guruba katılıyor aynı amaçla eviniz ya da duvarınızda yelpaze bulundurmak evinize ve size iyi geliyormuş..
Çok kısaca anlattığım, evinizi tedavi edip sizi daha huzurlu ve pozitif hissetirecek bu tedavi yöntemlerini daha doğrusu bahsedilen aksesuarları ve objeleri evinizde bulundurmanız evinizi daha tarz bir yer yapmakla kalmayıp içinizdeki nedensiz sıkıntıya da çare olabilecek gibi görünüyor..
Düşünsenize 2500 yıldır unutulmadığına göre en azından bir şans verilmesini hak ediyor gibi ne dersiniz..?
(BAŞIMIZI KUMA GÖMMEKTENSE HAYATI
DENEYİMLİYOR VE HİÇ BİR ŞEYE ÖN YARGILI
YAKLAŞMIYORUZ, HEM YA İYİ GELİYORSA GERÇEKTEN)
O halde sevgili arkadaşlar, bu gün en azında evinize bir kaç çiçek ve sürekli almayı ertelediğiniz aynayı almak üzere dışarı çıkınız..
Yelpazeler, bahçeniz ya da balkonunuz için rüzgar gülü ve belki hüçük bir akvaryum alma işini de zaman içinde düşünebilirsiniz..
Ha, bu yöntemlerin işe yaramayacağını mı düşünüyorsunuz; o halde evinizi daha güzelleştirmeleri için almış olduğunuz aksesuarlar gözüyle bakın onlara..
Biz yeni deneyimlerden asla çekinmeyen Hoca'nın torunlarıyız; Hem,,Ya tutarsa... ;)