7 Eylül 2013 Cumartesi

BİLİNMEYEN NO: 47

MUTLULUĞUN MATEMATİK VERİLERİ..

(FAZLA DÜŞÜNMEN ONU SENDEN
UZAKLAŞTIRIR..)
  Dün, mutluluk kavramına ait temel verilerden; Bilmenin mutluluğa engel olmayıp aksine kalitesinde boyutla arası fark gibi bir uçurum yarattığını, İnsanların başkalarının yanında mutluluk maskesi takma eğiliminde olduklarını (ve neden herkes benden daha mutlu diye sormanın artık saçma olduğunu) ve özellikle mutlu olmaya fazla kafayı takmanın onu ürkütüp kaçırdığına dair araştırma sonuçları okuduk..
  Bugün de mutluluğun matematik verilerini yani mutluluk ile ilgili istatistiki araştırmalar (olabildiğince bulduklarımın tümü) üzerinde biraz kafa yorarak elimizden geliyorsa eğer bu verilere göre hayatımızda bir kaç balans ayarı ile (demokraside ?) mutlu olmamızın önündeki engelleri (belki kaldırabilmeyi) ve yapılması gerekenleri öğreneceğiz..
 Zira bazen nankörce davranıyoruz yaşadığımız hayata ve onun kıymetini bilemiyoruz 'an' denilene odaklanamadığımızdan çoğu zaman.. 
  Yazar Colette'nin de dediği gibi; ''Ne kadar muhteşem bir yaşamım olmuş! Keşke bunun daha önce farkına varmış olsaydım..''
(MUTLU İNSANLAR MUTLU ANLARI
DÜŞÜNME EĞİLİMİNDEDİR..)
  
  Mutluluk istatistiklerini vermenin en iyi yolunun sevgili arkadaşlar, onları maddelemek olduğuna karar verdim (aksi halde yazı istemediğimiz derecede uzayacaktı) ve dolayısıyla o halde hazırsak: başlayım..

1. Bu maddeyi en başa koyuyorum ki arkadaşlarım üzerinde öncelikle iyi düşünün: Mutluluk büyük oranda (bence tamamen) bakış açınıza bağlıdır..
2. Günlük on dakikalık dahi egzersiz yaparak duruşlarını ve dolayısıyla enerjilerini yükselten insanlar daha mutludurlar. (iyi uyku ve günlük basit bir yürüş bile yetebiliyor -en azından- bunun için..)
3. Dışa dönük insanlar içe kapanık insanlardan daha mutludur. ( biraz sosyalleşmek seni mutlu edecek..)
4. Evli insanlar, bekarlardan daha mutlularmış. (evliliğine göre değişir gerçi..)
5. (Bu ilginç) Evli ve çocuklu olanlar, evli ve çocuksuz olanlara göre daha mutsuzlarmış.. (nasıl bir çocuk doğurmuşlarsaartık:)
6. Dini meşgaleleri olan insanlar (belive) olmayanlara göre daha mutlular.. (şu veya bu din denmiyor, inanç sahibi olmak sizi kaygılardan korumakta..)
(ETRAFINA BAKTIĞINDA İYİ ŞEYLERİ GÖRMEYE ÇALIŞ,
MUTSUZ OLMAK KOLAYDIR..)
7. Üniversite diplomalı olan insanlar olmayanlara göre daha mutlu çıkmış.. Yalnız diplomanın derecesi arttıkça mutlulukta azalma olmaktaymış..
8. Erkeklerle kadınların mutluluk derecelerinden bahsediliyor bir araştırmada; bu iki cins aynı derecede mutlu çıkıyor yalnız kadınların duygusal eşikleri daha genişmiş.. 
  Yani bir ayrılık durumunda örneğin, onlar daha çok acı çekiyorlarmış.. (Bence tartışılır bu, ayrılıklarda bazen benim cinsim de fazlasıyla darmadağın olabilmekte diğerine göre,, ama genel bir araştırmadır burada söz konusu olan, istisnalar tabi ki vardır, dolayısıyla takılmadan devam..)
(MEŞGULİYETLER VE ÇALIŞMAK DAHA
MUTLU OLMANI SAĞLIYOR..)
9. İşleri yoğun olan insanlar (ben buna varoluşun problemleriyle daha az meşgul olanlar diyorum) az işle meşgul olanlara göre daha mutlular.. 
  (Emeklilikte de mutlaka bir hobi edinmek gerek o halde..)
10. Zenginler fakirlere göre daha mutludurlar (Princeton ünv. araştırmış..). Ama fark oldukça azdır diyor araştırma.. (Yine de; hani parayla saadet olmazdı? eskiden duyduğum bir laf vardı; parayla mutluluk olmaz (hadi len) evet ama en azından daha rahat şartlarda mutsuz olursunuz:)
11. Doğu Asya kültürlerinde uyuma ve sosyal zorunlulukları yerine getirme kavramlarına bireysel mutluluktan daha fazla önem verildiği için buralarda bireysel mutluluk istatistikleri düşük çıkmaktadır..
12. Bir ilginç nünas da şu araştırmada görülüyor; Dünyanın en mutluluk verici ülkelerinde intihar oranları da zaman zaman fazla çıkabilmektedir.. 
  (Tabi ki rahatlıktan abi)
13. Laik ülkeler diğerlerine göre daha mutlu çıkmakta.. (önemli bir kavram..)
(EŞLERDEN BİRİ MUTLUYSA BU, DİĞERİNE DE SIÇRIYOR..)
14. Tropikal cennetlerde yaşasak mutluluktan tavana vururduk değil mi? Değilmiş.. Fiji, Tahiti ve Bahamalar gibi cennetlerde yaşayanlar mutluluk sıralamasında ortalarda yer almaktaymış.. (Oh olsun:)
15. Hoş görü sahibi olan insanlar (ama lafta değil..) diğerlerine göre daha mutlu olma eğilimindedir..
16. Gün ışığı (salgılattığı fazladan seratonin seviyesi ile)mutlu olmanız katkı sağlıyor.. 
 (Tişört ve şortları çek, bunu bitirdikten sonra doğru dışarı..)
(ARKADAŞLAR MUTLU EDİYOR, ONLARI ARAMAYI
İHMAL ETME..)
17. Daha düzenli bir evi (iş yeri vb) olanlar dağınık tiplere göre daha fazla mutlu çıkıyorlar 

  (Burada tersine nedensellik diye bir kavram da yok değil bence; yani mutlu oldukları için mi düzenliler yoksa düzenli oldukları için mi mutlular? bu konuya girmeyeceğim ama, uzar yoksa;)
18.Eşlerden biri mutluysa diğerinin de mutluluk katsayısı otomatikman artmaktadır.. 
  (ikisi de mutsuzsa, eyvah..)
 19. İş, mutlu bir yaşam için gereken tüm öğeleri barındırmaktadır; gelişim ortamı, sosyal iletişim, eğlence, hedefe kilitlenme, kendine saygı, itibar.. (Yani sevdiğin iş diyor büyük ihtimalle. Ama bundan kaçış yok. Ya sevdiğin işi yapacaksın ya da yaptığın işi seveceksin. ikisi de mümkün bence..)
(DÜNYAYI DAHA YAŞANILASI KILIYORLAR..)
20. Yeni deneyimler, zorlukları ile beynimizde uyarılara sebep olarak yeni bir durumla baş etme mekanizmamızı ateşliyor ve bu da bizi mutlu ediyormuş.. 
 (Evden çık artık.. Farklı şeyler dene.. Kendime de diyorum merak etmeyin :p)
21. Güçlü arkadaşlık ilişkileri mutlu olma katsayınızı (ve ömrünüzü dahi ) arttırıyor..
22. Yardım eden (kurumda çalışan, veya bireysel olarak buna meyilli) insanlar daha mutlu olmakta..
23. Hayvan sever ve hatta besleyen insanlar diğerlerinden daha mutludurlar..
(MUTLU AİLE İLİŞKİLERİ DAHA MUTLU YAPIYOR..)
24.  Mutlu insanlar daha çok mutlu olayları hatırlama eğilimindeyken, mutsuzlar kötü olayları hatırlamaya daha fazla enerji harcamaktaymışlar..
 (ne çektik be..)
25. Demokrasi rejimi altında yaşayanlar diğer rejimlere göre daha mutlu çıkmış..
26. Yüksek prestijli meslek sahipleri (avukat, doktor, bankacı)bizlere göre daha mutsuz çıkmış.. (oh, iyi ki kasmamışız..)
(YENİ DENEYİMLER SENİ MUTLU EDİYOR..)
27. Şehirde yaşayan mı yoksa köylü mü daha mutlu, kesin olarak araştırmaların cevap veremediği bir soruymuş.. 
  (Yırttık, sanki köy, pastoral falan daha iyi gibi ama?)
28. Her sabah mutlu olduğunuz ve şükretmeniz gereken (örneğin beş şey) saymak mutluluk katsayınızı artırmaktaymış..
(MUTLU OLDUĞUNU DÜŞÜNMEN BİLE
BİR SÜRE SONRA MUTLU EDEBİLİYOR..)
29 Ve son madde olarak (yaş itibarı ile) arada olanlara kötü bir haber ile araştırma sonuçlarını bitiriyorum sevgili arkadaşlar: 

 İnsanın en mutlu olduğu zamanlar ilk gençlik ve yaşlılık zamanlarıymış . 
  Yani ömür içinde mutluluk eğrisi bir; U şeklini izlemekte..
  Evet sevgili arkadaşlar mutluluk üzerine pek çok bilgiye ulaşmış olsak da Freud'un dediklerini de düşünmeden geçemeyiz: ''İnsanoğlunun mutlu olma niyeti, Yaradılışın planında yoktur..''
  Hani ola ki, doğal ve yaradılışımıza uygun olmasa bile, bugün bu duygunun farkında olan bizler yukarıdaki araştırma sonuçları gibi önlem almamızı sağlayıcı mekanizmalarla mutluluğumuzu bir derece daha yukarı taşıma ihtimaline sahipmişiz gibi geliyor bana..
  Fakat her şeyin katışıksız mutluluk olmaması gerektiğini de göz ardı edemeyiz. 
  Bertrand  Russell'ın dediği üzere: ''Belirli oranlarda can sıkıntısı mutlu bir yaşam için gereklidir..''
(VE BAZEN SADECE ANLAMLI BİR HAYAT BİLE
YETEBİLİYOR DAHA İYİ HİSSETMENE..)
  


Ve sevgili arkadaşlarım madalyonun öbür tarafını da göz ardı etmemek gerekir bence; 
 Bazı insanlar bir seçim olarak mutlu olmaktan vazgeçerler bazen.. 
Onlar anlamlı bir hayat için mücadeleye adarlar kendilerini ve çoğu zaman da anlamlı bir hayatla mutlu hayat kol kola yürüyen iki arkadaş olmazlar..
  

Eğer mutluluk değilse, anlamlı bir hayat için adadığınız hayatınızın, mücadele ettiğiniz yarınları          görebilmesi dileğiyle..              
                                                                  

                     (Çetin TARI)













GÜNÜN VİDEOSU: 

MUTLU OLMAK İÇİN SEBEP Mİ ARIYORSUNUZ? ONU İZLEYİN..



GÜNÜN KARİKATÜRÜ:


5 Eylül 2013 Perşembe

BİLİNMEYEN NO: 46

YANLIŞLANAN TEORİ;

SADECE APTALLAR MUTLUDUR..

(SENDEN DAHA MUTLU OLDUKLARINI SANDIĞIN
 MASKELER İLE DOLAŞIYORLAR..)
   Yazar Eric Hoffer'ın bir sözünden devşirdiğim bu başlık aslında bir çok insanın üzerinde fazla düşünmediği bir kuralı dile getirmekte; 
  'Mutluluk: bir kelebeğe benzer. Onu yakalamaya çalışırsan ve o sürekli aklında olursa, mutsuz olursun.. Zira mutluluk denilen bir hedef değil, kilo metre taşları olan yolculuğun bizzat kendisidir..'
  Bu gün size hepimizin işine yarayacağı aşikar, mutluluk kavramıyla ilgili bazı araştırma sonuçları derleyeceğim.. Ola ki kendinizi çok mutsuz hissediyorsanız belki bu  sonuçlar işinize yarayabilir. 
(APTAL DEĞİLSEN AYRINTIDAKİ
MUTLULUĞU FARK EDEBİLİYORSUN..)
  Diğer yandan, mutluluğu okumak asla zaman kaybı olacak bir faaliyet değildir bence, o yüzden her türlü devam etmenizi öneririm zira az sonra 'öğrenmenin sizi mutsuz ettiği yanılsamasına' bir son vereceğim (şu an zafer işareti yapmaktayım;)
  Iowa üniversitesi araştırmacıları insanlara hoş resimler gösterdiklerinde (kır manzarası, yunuslar, kediler..) deneklerin beyinlerinin ön lobu devreye girerken hoş olmayan resimler gösterildiğinde (petrole bulanmış kuş, yaralı bir asker..) beyinlerin ilkel bir bölümü devreye girmekteymiş..
  Bu durumdan sevgili arkadaşlar benim seçtiğim (ihtimallerden) çok hoş bir sonuç çıkmakta; Mutluluk hissi, beynimizin daha yakın zamanlarda gelişen bir bölümünde ortaya çıkmaktadır.. Bunun anlamı (maalesef farkı çoğu zaman hissedemesek de)  evrimsel olarak mutluluğa doğru yöneldiğimizdir..
  Yani mutluluk kavramı modern bir kavramdır ve daha gelişmiş bir ön loba sahip olan (daha çok mutlu olur demiyorum ama) mutluluğu daha derinden hissedebilen olacaktır..
(MUTLU OLMAK İÇİN HEP BİR ŞEYLERE VE BELKİ YENİ
TEKNOLOJİLERE İHTİYACIN OLDUĞUNU SANIYORSUN..)
  Yani okuyan, araştıran ve sorgulayan sevgili arkadaşlar, (ön lobu daha faal= gelişmiş) gördüğü bir manzaranın ya da incelediği bir çiçeğin tüm ayrıntılarını daha büyük bir hayranlık ve anlayışla görebilen sizler, mutluluğu da daha derinden yaşama lüksüne sahipsiniz demektir..
  Ama şu konuda kırmızı çizgiyi çekelim ki; aptallar daha mutludur.. Buna kesinlikle katılıyorum ama bizim için başka bir umuttan bahsediyorum, mutluluğun erdeminin farkına varabilmekten ve duyulan mutluluğun kalitesinden yoğunluğundan..
(OYSA BAZEN ARKADAŞLAR YETER SANA..)
  Aristo'da beni onaylar şu sözleriyle:'' Mutluluk, ruhun erdemli etkinliğidir..''
  Kalbinde herhangi bir erdeme sahip olmayan ve rüzgarda saçılan yapraklar misali iradeden yoksun aptallara göre, (okumaktan aciz, araştırmayan, sorgulamayan, ama her şeyi bildiğini zannedenlerden bahsediyorum) yıllarca incelikle işlediğiniz birikiminizin, size daha güçlü bir mutluluk boyutunun kapılarını açacağıdır mevzubahis olan..
(VE HAYAL GÜCÜNÜ KATTIĞIN UĞRAŞLARIN..)
  O halde bugüne kadar öğrendiğiniz şu karamsar dogmayı bir unutunuz; ''Çok bilen mutsuz olur'' (aptallığın savunma mekanizması:p)
  Demek oluyor ki bizler öğrendikçe mutsuz olmuyoruz, sadece mutlu olacak şeyleri süzgecimizden daha fazla geçiriyor ve sonra mutlu olacaksak eğer gerçekten hakkını vererek (ön lob) bu duyguyu yaşayabiliyoruz (buna sevindim yalnız..)
  Biliyor olmanın ya da öğrenmenin bir diğer getirisi durumlarla ilgili önleminizi öncelikli olarak alabilme yeteneğinizi geliştirmesidir.. Yani sevgili arkadaşlar diğer bir (benim tüm kalbimle inandığım) araştırma mutluluğu yakalama çabasıyla ilgili.. (Polyannacılık değil, zira o bir optimistti ve bence bu kötü değil..)
  Söylemek istediğimi, daha iyi bildiğim bir bilimle anlatabilirim sanırım. Fizikte özellikle kuantum fiziğinin temel varsayımlarından biri; Heisenberg Belirsizlik İlkesidir. Bu ilkeyi basitçe açıklamak gerekirse; 
 'Eğer siz bir şeyi gözlemleme davranışına girişiyorsanız, o şeyin doğası değişir..'
(KURAL ŞUDUR Kİ, ONU YAKALADIĞIN ANDA TADINI
ÇIKARMALISIN ZİRA AZ SONRA UÇUP GİDECEKTİR..)
  İşte son zamanların modası olan her şeyi kuantum ile açıklama furyasını örnek alacak olursak eğer, (bu gerçek ama) mutlulukta kuantum yasalarına uygun davranan, uçucu bir kavram olmaktadır.. Yani onu ne kadar görmeye, yakalamaya (mutlu olmaya) çalışırsanız sizden o kadar uzaklaşmaktadır..
  Yani sevgili arkadaşlar ille de mutlu olayım diye kendinizi perişan eden tiplerdenseniz bu araştırma daha çok uğraşacağınızı gösteriyor.. 
  Mutlu olmak için uğraşmak mutlu olmanın doğasına aykırıdır, ha bunu LSD ler ya da (televizcon olan değil -lcd- ;), amfetaminlerle de (buda vitamin değil aman:) geçici olarak sağlayabilirsiniz ama sonrası yıkım olacaktır..
(MUTLUYMUŞ GİBİ DAVRANMAK DA BİR ÇÖZÜMDÜR,
BİR SÜRE SONRA ONU ÇAĞIRIR..)
  O halde sevgili arkadaşlar bu ikinci habere göre, mutluluk kavramıyla ilgili olarak size bu gün bir de kötü haber vermiş oldum demektir; 'Onu çok kafanız takarsanız sizden kaçar..' (çok da kötü haber değil, öğrendiğimize göre önlem alabiliriz artık; akışına bırak..)
  Yazının çok da uzamaması için son bir araştırmadan daha söz ederek kalanları bir başka yazıda okumanız üzere arşivime kaldırıyorum (bu havalı oldu, ne arşivi abi;)
  İnsana ait bir diğer araştırma sonucu; 'Dünyaya karşı mutlu görünme eğiliminde olduğumuzdur..'
(AMA İLLE DE BİRİ GEREKİYOR, DİYORSAN MUTLULUĞUN
İÇİN, HAYAL KIRIKLIKLARINA HAZIR OLMALISIN..)
  bu araştırmaya göre; yüz yüze görüşen denekler, örneğin telefon yoluyla görüşenlere göre daha fazla mutluluk nüansı göstermektelermiş.. 
  Diğer yandan görüştüğümüz kişi (bir de) hoş bir karşı cins ise karşımızdakine çok mutlu insanlarmışız gibi (halbusi yalan) görünme gereği duyuyoruz (bakınız dibi düşmek..)
  Bunun sebebi mutlu görünmenin daha seksi olarak algılandığı olmuş.. (bizde cool olacağız diye kendimizi boşa kasıyomuşuz:/ ) 
(HEM KURAL ŞU DUR; MUTLU OLMAK İSTİYORSAN
ÖNCE MUTLU ETMELİSİN..)
  Yani sevgili arkadaşlar mutlu olamak aslında genlerimizde var olan ama harekete geçmesi için bazı sebeplere ihtiyaç duyan bir kavramdır.. 
  Bu sebepleri, yani insanları daha çok nelerin mutlu ettiğini (bugün yeterince uzun olduğu için) yarın ki yazımda yazacağım. İşte o yazımızda; evli, bekar, çocuklu, laik, üniversiteli, içe dönük, zengin, fakir, Asyalı, Avrupalı... pek çok kategoriye göre kimlerin daha mutlu olduğunu görme ve üzerinde düşünme fırsatınız olacak..
  O halde bugün yaradılışınıza uygun olanı yani mutlu görünme stratejisi için kendinize bir şans tanıyınız.. Davranış psikolojisinin ilkelerine de kesin olarak uyan bu görüşe göre eğer mutluymuş gibi davranırsanız bir süre sonra mutlu hissetme ihtimaliniz artacaktır.. (inanmıyorsanız tam tersini yani mutsuz olduğunuzu düşünmeye ve öyle davranmaya başlayın bakalım bir iki dakika sonra ne oluyor..)
(VE KÜÇÜK ŞEYLERDİR GENELDE MUTLU EDEN ONLARI..)
  Ve artık neden mutsuzum neden mutlu olamıyorum serzenişlerini de bir kenara bırakın artık zira biliyorsunuz ki ille de mutlu olacak mıyım diye yaptığınız faaliyetler sizi hedefinizden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bunun yerine deneyimleyin ve öğrenin araştırmalara göre her yeni ve cesur deneyim (tüm deneyimler cesurdur zaten) mutluluk kat sayınızda sıçramalara sebep olacaktır..
(O HALDE ERTELEDİKLERİNİ DENE ARTIK,
ZİRA HER DENEYİM SENİ MUTLU EDİYOR..)
  Ve diğer yandan bu gün mutlu olmak için birine ihtiyacınız olduğu duygusunu  rafa kaldırın artık.. (Varoluşçu psikolojide nihai kurtarıcı kavramına kapılamak anlamına gelen zayıflık,, bir gün bahsedeceğim..)
 Eğer amacınız mutlu olmaksa en başta kalabalıklardan sıyrılarak hayattaki amacınızı sorgulamaya başlamanız gerekir.. Düşünmek ve öğrenmek ve deneyimlemek. İhtiyacınız olan her şey ön lobunuzda bulunmalıdır
  Ve (son ve idi bu); asla başkalarının  sizden daha mutlu oldukları yanılasamasına kapılmayın sevgili arkadaşlar. Yukarıdaki araştırma sonucunu hatırlarsanız; herkes diğerinin yanında daha mutluymuş gibi davranma eğilimine giriyor
  Yani aslında kimse senden daha mutlu değil, unutma..
  Öğrendiğiniz ve deneyimlediğiniz her bilgiyle yüzünüzde bir maskeye ihtiyaç duymayacak seviyede mutlu olacağınız günler görmeniz dileğiyle.. 
                                     (Çetin TARI)

GÜNÜN VİDEOSU: 

MUTLULUK MEDİTASYONU


  GÜNÜN KARİKATÜRÜ:)

ERCAN PLASTİK A.Ş.



4 Eylül 2013 Çarşamba

BİLİNMEYEN NO: 45

İNSANOĞLU MUTLU OLAMAZ;

 DÖRT VAROLUŞSAL KAYGI


(ONLARLA SAVAŞMAK İÇİN DONANIMLI OLMALISIN,
ÖĞRENECEĞİN HER BİLGİ, YENİ BİR CEPHANEDİR..)

    Psikoloji bilimine uzun yıllar boyu yakınlık duymuş biri olarak hayatımın bu son dönemlerinde keşfettiğim yeni psikoloji okulu, (böyle değerlendirilir) 'Varoluşçu Psikoloji' yaradılışıma en yakın bulduğum bilimsel savlardan birini içerir; 'Dört nihai kaygı...'
  Bundan sonraki yazılarımda sırasıyla yer vereceğim bu dört anksiyete kaynağı, insan oğlunun dünya üzerinde neden asla mutlu olmayacağını ve bilinçli veya bilinç altında bastırmış olarak bu dört kaygı kaynağının onu nasıl hezeyanlara sürükleyip, nasıl; ''İçimde tarif edemediğim bir sıkıntı var?'' şeklinde tarif edilebilecek bir maskeyle ortaya çıktıklarını anlatacağım..
   Yaşayan en büyük psikoloji profesörlerinden Irvın Yalom'un başını çektiği varoluşçu psikoloji okulu, varoluşçu felsefeden temel alan bir düşünce sistemi içerir..
(ANLAMSIZLIK..)
(YALITIM..)
  Varoluşçu psikoterapi, bireyin var olmasından kaynaklanan endişelere odaklanır. Özetle bu dalla ilgilenen terapistlerin çoğunluğu, örneğin insanın fani olmasının verdiği korkunun sık sık (hayata karşı) büyük bakış açısı değişimlerine yol açtığını ve bu durumda hastada iyileşen şeyin (aslında) ilişki olduğunu, hastaların yaşam sürecindeki 'seçimler' dolayısıyla işkence yaşadıklarını ve bu yüzden adım atmaya korkar hale gelindiğini ve hastaların büyük çoğunluğunda var olan 'anlamsızlık' sorunu nedeniyle (bırakın insanın mutlu olmasını) eziyet çektiklerini bilir ve tedaviyi bu dört basamak üzerine inşa etmeye çalışırlar.. (Burada hasta diye bahsettiğimiz aslında bizleriz..)
  Varoluşçu psikoterapi aslında çok yenidir. Biraz önce bahsettiğim gibi resmi bir okulu yoktur, bir çok akademisyen onu göz ardı eder, güçlü (ve süreli) bir dergisi yoktur ama pek çok uzak kuzeni vardır. işte bu imbikten süzülerek son zamanların en güçlü akademisyenlerince artık gözardı edilemeyen Varoluçu yaklaşım geleceğin en önemli iyileştirici bilgilerini sunacaktır bize..
(ÖLÜM..)
  Bunları anlatma sebebime gelince, büyük zeka Shakespeare; ''İyi ya da kötü diye bir şey yoktur..'' der ''..Onu düşünce öyle yapar..''
  Yani demek istediğim o ki ''Olaylar hakkındaki düşünce şeklinizi, ve hatta temel değer ve inaçlarınızı bile değiştirmek bizlerin elindedir.. (Bilişsel yaklaşım) 
  Ve biz bunu yaptığımızda, duygu durumumuzda ve hatta görünüşümüzde ve üretkenliğimizde derin ve sürekli değişiklikler yaşamamız mümkündür..''
  Bu son paragraf 'bilişsel terapinin' kısa açıklaması olmakla birlikte söylenmek istenen şudur ki; bizler, durumlar ve bu dört nihai kaygı karşısında zincire vurulmuş bekleyen köleler durumda olmak zorunda değiliz
(ÖZGÜRLÜK)
  Bu düşmanlarla savaşmak gerektiğine göre yapılması gereken ilk şey onlar hakkında olabildiğince şey öğrenmektir. 
  işte o zaman içimizdeki nedensiz sıkıntıya bir anlam verebilecek onunla barışabilecek veya ölüm kavramıyla ille de uzlaşıp hayatın kıymetini öğrenmek için bir 'Ölümden dönme deneyimi' yaşamak zorunda olmayacağız..
(BİLİNÇ ALTINA YOLLASAN DA, BAŞKA
SIKINTILAR ŞEKLİNDE YÜZEYE ÇIKAR..)
  Hani övünmek gibi olmasın ama naçizane benim yazmaya çalıştığım gibi olabildiğince hayatı sorgulama amacındaki paylaşımlar, veya psikoloji dergileri veya bilimsel makaleler veya örneğin kişilerin, okuduğunuz ölümden dönme deneyimleri gibi zenginleştirici hikayeler dahi (kısaca öğrendiğiniz her bilgi= yeni bir cephane) sizin bilişsel durumunuzu güçlendirerek ardından duygusal dünyanızı yeniden yapılandırmaktadırlar..
  İşte buna kısaca bilişsel terapi denir ki bizim yaptığımız gibi kaygılarımızı okumak ve öğrenmek şeklinde tedavi etmeye çabalıyorsak adı; ''biblio terapi'' halini almaktadır..
  Biraz üniversite hazırlık sınıflarındaki 'Psikolojiye giriş' dersi gibi mi oldu? (böyle bir ders var mı onu da bilmiyorum:) ama aslında bundan sonra anlatacağım dört nihai kaygı kavramına ve neden bunları öğrenmeniz gerektiğine dair iyi bir giriş yaptığım kanaatindeyim. 
(AMA KAÇACAK YER OLMADIĞINI GÖRDÜĞÜNDE,
ÖLMEYECEKMİŞ GİBİ YAŞAMAK EN İYİSİDİR..)
  Diğer yandan küçük yazılı ve bu haliyle 800 sayfaya yakın (akademik) bir kaynağı size elimden geldiğince özetlemiş olacağım, yine iyisiniz ;)
   Bu günkü yazımı daha fazla uzatmadan, bu dört nihai kaygıyı anlatarak bitireceğim ama isterseniz (tabi sessiz bir yerdeyseniz ve zamanınız varsa) bu kaygıların neler olduğuna ulaşmak üzere siz bir alıştırma yapın, nasıl mı?
  Eğer her zamanki dünyanızı silebilir (sessizlik ve meditasyona yakın derin bir düşünme haliyle) ya da parantez içine alabilirseniz, dünyadaki ''durumunuzu, sınırlarınızı, olanaklarınızı derinlemesine düşünürseniz, eğer bütün diğer nedenlerin altında yatan asıl nedeni kavramaya çalışırsanız (neden buradayız, neden yaşıyorum, neden ben seçildim, kader?) işte ulaştığınız bu varoluşsal (ve sorgusal) durumda, nihai kaygılar denilen demir kapılara kendiliğinden ulaşırsınız..
(VE SEVMEK VE UNUTMAK VE SADECE YAŞAMAK..)
  Ve sevgili arkadaşlar üzerinde zaman içinde duracağımız ve insan oğlunun neden tam olarak mutlu olamayacağını yüzümüze vuran ve bir çok insanda (bunları düşünmekten korkarak bilinç dışına itelediklerinden) bilinç altındaki başka belirtiler ve rahatsızlıklar şeklinde kendini gösteren bu dört nihai kaygı şunlardır..

1. ÖLÜM (..ölümün kaçınılmaz, bunu bilerek nasıl devam edeceksin?)
2. ÖZGÜRLÜK (..seçimlerinden sorumlusun)
3. YALITIM (..yalnız geldin öyle gideceksin)
4. ANLAMSIZLIK (..neden?)

(AMA ACI VERSE DE VAROLUŞSAL
YANIMIZLA MUTLAKA YÜZLEŞMEK..)
  Bu kavramları tam olarak anlamaya çalışacağız ilerideki günler içinde, ama onları hemen hafife alma hatasına düşmeyin derim ben..    
  Özgürlük örneğin, burada sizin bildiğiniz manada düşmanın elinden kaçmak şeklinde değildir.. 
 Başka bir amaçla başladığım yazımın daha önemli olduğunu düşündüğüm bir hazırlık aşaması haline gelmesinden aslında gayet memnun oldum, zira benim bunları öğrenmem hayatımda derin anlam değişikliklerine yol açmıştı..
 Aynı şeyin başka bir kaç arkadaşta daha olması ve araştıracakları yolda yeni kapılar açılması, benim için büyük mutluluk olacaktır..
  Nihai kaygılarla başa çıkabilecek kadar donanımlı ve yaşam enerjisiyle dolu olduğunuz günler görmeniz dileğiyle..                                     (Çetin TARI) 




GÜNÜN VİDEOSU:

ÖLÜ OZANLAR DERNEĞİ; HAYATIN ANLAMI..


GÜNÜN KARİKATÜRÜ:


3 Eylül 2013 Salı

BİLİNMEYEN NO: 44

OCKHAM'IN USTURASIYLA BASİT YAŞA..

(AĞAÇTAN TIKIRTILAR GELİYORSA, BU BİR CADIDIR DEMEZSİNİZ)
   Nazım Hikmet'in 'Basit Yaşayacaksın' şiirini geçenlerde alıcı gözle bir kez daha inceledikten sonra aslında bir çoğumuzun istemsiz olarak nasıl bir kaosla çevrili olduğumuzu ve bazılarımızın ise özellikle bu kaostan beslenerek, sürekli mutsuz ve bu yüzden etrafındakileri daraltan tipler olduğunu tekrar fark ettim..
(BASİT YAŞAMAK, KÜÇÜK ŞEYLERDEN MUTLU OLMAKTIR..)
  O halde bu gün şiir günü olsun sevgili arkadaşlar.    Her ne kadar bir şiir adamı olmasam da bazı büyük şairlerin filozofvari yazıtlarını, arada bir hatırlamanın, hayatı ne kadar zenginleştirdiğini ve küçücük satırlarında ne büyük anlamların gizlendiğini de bilmiyor değilim..
  O halde konumuza asıl girişi Nazım Baba ile yapalım derim; Lütfen dikkatli okuyun ve kanat kanat sizi saran felsefeye teslim edin zihninizi..









  BASİT YAŞAYACAKSIN  (NAZIM HİKMET)


Basit yasayacaksin,BASIT

Mesela susayınca su içecek kadar basit...
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazin
tek bir düğme, tek bir cümle gibi...
Sevince lafı dolandırmadan soylediğin
"seni seviyorum" gibi.
Basit bir öpücük yetecek sana...
Basit, sıcak bir öpücük;
ve o opücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin. 
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.
Kabak çekirdeği verecek sana
rakamların veremediği mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak 
en değerli kağıdın -hep yanında taşıdığın, atmaya 
kıyamadığın.
İki harekette giyiniverecek,
iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman,
ve yola çıkman arasında geçen süre; 
Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve
yolculuklara çıkman arasında geçen süre.
Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;
bakışların bile anlatabilecek kendini.
Beklentilerin de basit olacak
Kaf Dağı'nın önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz aşk 
romanını.
Pankreasının sağlığına dua edeceksin 
kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
Bir kaşarlı tost olacak aradığın
nasıl oturacağını
bilemediğin sofrada,
parmakların en kıymetli çatalın.
Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
İskender'in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.
Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
kontrplak bir gitarda doğru basılmış bir
"fa diyez"in mutluluğunu.
Makyajı ilk "a" sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün.
"Bilmiyorum" diyebileceksin bilmediğinde ve
Çok normal olacak "onu da" bilemeyişin
Tek dereden su getirmen yetecek,
bir "istemiyorum" diyebilmeye,
Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.
Saatin, sadece saati gosterecek,
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın, 
Küçük bir not defteri olacak "bilgini" en hızlı "sayan".
Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi
basit... 


(BU DURUMDA KENDİ SESİNİ DUYAMAZSIN..)
  Kırmızıyla işaretlediğim yerlerde özellikle, nasıl bir gelecek öngörüsü var görebiliyorsunuz değil mi... 'Telefonun tek düğmeli olacak; sorunu bundan daha basit hangi derin kavram anlatabilir..(gerçi artık düğme bile yok ama anladınız işte;)
   Yaşamlarımız ya çok karmaşık ya da hayatı yorumlama kısmında kendi  kendimize bir girdap yaratmak peşindeyiz.
  Bununla ilgili olarak bana hak veriyor ve işler karar verme aşamasında özellikle sarpa sarmaya başlıyorsa, basit yaşamanın erdemini hatırlamak için ''Ockham'ın Usturasını'' hatırlamanızı öneririm..
  14. yy filozofu Ockham'lı  William tarafından ortaya atılmış ve bilimin ya da gerçek hayatın her alanında kullanılan ünlü bir teoridir bu..
  Latincesi; "Entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem" olarak ifade edilen ilkeye göre;  ''zorunlu olmadıkça varlıkları çoğaltmamak gerekir...''
(BU KADAR BASİT İŞTE :)
  Bu teoriye göre, bir olayı açıklamak için kullanılacak olan iki açıklamadan daha basit olanı yani daha az varsayımda bulunanı tercih edilmelidir. 
  Söz gelimi dünyanın uzaydaki hareketini açıklamak için daha önce geliştirilmiş olan genel cisim hareket yasalarını kullanmak bu duruma özgü yepyeni varsayımlar geliştirmeye kıyasla daha makbuldür. 
  Zira o yasalar bunu mükemmel şekilde açıklamaktadır zaten siz daha karmaşığıyla da açıklayabilirsiniz (zira doğru tek değildir) ama bu hayatınızda (burada bilim diyelim) kaostan ve bilgi kirliliğinden başka bir işe yaramaz; yani basit yaşamalı diyor Ockham Usta, kısaca..
  Veya hayatınızda karmaşık ve henüz ispatlanmamış fenomenlere inanma eğilimindeyseniz, örneğin; 
(BASİT YAŞAM HAYAL GÜCÜ İSTER..)
   ''...Devletler gizliyor aslında bu deprem makinası ve HAARP'dan dolayı oldu kanka, (bu tarikat yazısındaki aynı komplocu çocuk :) ya da Uzay gemisi düştüğü için Tayga ormanlarında çok büyük bir patlama oldu; şeklindeki kendi açıklamalarınızla hayatınızı karmaşıklaştıracağımıza (tabi 'olabilir' kavramını, yani sağ duyuyu da elden bırakmadan) daha basit açıklamaların gerçekliğine inanmamız hayatın daha az karışık ve daha az korkulur bir yer (deprem makinesı bizi de vuracak, kaçıın!) olmasını sağlayacaktır..
  Ockham'ın usturasıyla siz de gün içinde defalarca karşılaşırsınız. Örneğin evinizde oturup kitap okuyorsunuz ve dışarıdan nal seslerinin geldiğini duydunuz. Bu durumda bu, 'nal çaktırmış bir sirk zebrası..' dememelisiniz (yakınlarda bir sirk yoksa, ve hatta varsa bile demezsiniz zira ilk tercih en basiti olmalıdır) burada verebileceğiniz an mantıklı yaklaşım en basit olanıdır; bu bir at dır...
(SENİN HOR GÖRDÜĞÜN BİR BAŞKASININ EN BÜYÜK HAYALİ..)
  Ayrıldığınız o tip için bile yaşadığınız ilk çelişkileri Ockham'a göre yorumlayabilirsiniz: 
  Beni o şirketteki kız için mi terk etti? Eskisi kadar kendime bakmadığım için mi? Arabam Ferrari olmadığı için mi (bu iyi bir sebep bence..) , Çok kısa olduğum için mi (daha önce uzun muydun ki?)...
   Sebepleri hayatınızı zindana çevirecek kadar çoğaltabilirsiniz. Ama Ockham'ın teorisine göre varsayımlar ne kadar çoğalırsa cevaptan o kadar uzaklaşırsınız:
   Ben söyleyeyim ki; adamın yakasını bir türlü bırakmayıp üzerine kabus gibi çöktüğün için bıraktı seni evet... 
(FAZLA KURCALAMAN, DERT OLUR SONRA..)
   Yani en basit açıklama buysa.. 
 Ama gerçekten de (genelde) sebepler böyle basit şeylerdir; İlgisizlik, karşıdakini elde ettikten sonra artık eskisi gibi kendine bakmama ve aşırı kilo alıp vücutlarını deforme etme (bknz etrafınızdaki evlilerin büyük çoğunluğu) hakkını kendinde görme, sonra da 'niye o kızlara bakıyor?' dersiniz, etraftaki sülünleri göstererek... (yazı başıma dert olacak gibi ama açıldım bi kere:) 
  Diğer yandan hayatın her alanında olduğu gibi denge kavramını burada da gözetmekte yarar vardır zira bu kısımda Einstein'a kulak vermek olayın özünü anlatmadaki en basit yol olacaktır; ''Her şey mümkün olduğu kadar basit olmalıdır ama bundan daha basit de olmamalıdır..''
(ONLAR EN BÜYÜK BEYİNLERDİ VE İHTİŞAMI BIRAKIP
BASİT BİR TEKNEYE ATLADILAR..)
  İş dünyası kariyerinin en üst basamağına tırmandıktan sonra her şeyi geride bırakıp ormandaki basit kulübesinde, bir teknede ya da mütevazi bir balıkçı kasabasında ya da köy benzeri bir yerde aldığı arazisinda ekip biçerek hayatını sürdürmeye karar vermiş sayısız örnekle doludur..
  Basit yaşamak aslında yaşamanın ta kendisidir..  Ne kadar çok kaos ve karmaşayla çevriliysen kendi sesini duyma ihtimalin o kadar azalacaktır.. 
(MERDİVENLERDEN İNMENİN DAHA
BASİT BİR YOLU VAR OYSA..)
  O halde sevgili arkadaşlar Nazım'ın da büyük emek verdiği şiirinde nasihat ettiği gibi basit yaşamı hayatımıza nasıl katacağımızı düşünmeye başlamalıyız..
  Ufak şeylerdir insanı mutlu eden zira talep etmenin asla bir sonu olmadığını fark ederiz.. 

  O halde elimizde olanların nasıl büyük nimetler olduğunu görmek için etrafımıza  bakalım bu gün ve yaşamanın nasıl bir nimet (ama kırılgan, sonlu) olduğunu hatırlamak için mezarlıklara bakmamız gerektiği gibi..
   Ve bu gün kalan yaşamımızın muhteşem ilk gününde, bahar mevsiminin tüm güzelliğini karşılamak için gök yüne bakıp derin bir nefes alalım..
(BASİT BİR ÖPÜCÜK YETECEK SANA..)
  Makinaya bağlı olduğu için maalesef, nefes almanın nasıl ele geçmez bir nimet olduğunu bilen ama bunu yaşayamayan o kadar çok insan var ki dünyada...
   Hayatınızdaki tüm anlaşılmazları Ockham'ın usturasıyla kolayca eleyebildiğiniz ve olabildiğince basit olanın tadını çıkarmayı öğrenebildiğiniz günler görmeniz dileğiyle...                                                           (Çetin TARI)
   

GÜNÜN VİDEOSU:  

BASİT YAŞAMAK


GÜNÜN KARİKATÜRÜ:


2 Eylül 2013 Pazartesi

BİLİNMEYENE NO: 43

FENG-SHUİ'YE AİT PÜF NOKTALARLA HAYATINI DÜZENE SOK  

(DENEYİMLEMEN GEREKENE KENDİN KARAR
VERECEKSİN, BELKİ DE İŞE YARIYORDUR..)
  Daha önceki (Bilinmeyen no:35) bir yazımda Feng Shui'nin dokuz ilahi tedavi yöntemi diye adlandırılan ve eviniz ve dolayısıyla sizdeki (tıkanmış enerji diye tanımlar onlar) olması gereken ferahlamayı sağlayacak dokuz adet basit uygulama yönteminden bahsetmiştim..
  İki bin yıllık olmasına rağmen kulağa (kulağıma) gayet mantıklı gelen ya da en azından insanı iyi hissettiren (amacımız bu zaten) yöntemlerden faydalanarak evde dekorasyona bir iki nüans katmak, gayet zahmetsiz ve bence olumlu adımlar olmuştu. (Zira pek çok arkadaşım yazıyı gayet eğlenceli buldular..)

  Bloğumda, kendi hayatımda mümkün olduğunca denediğim ve bana mantıklı gelen ''İyi hissettirici yöntemlere'' yer verdiğim için bugünkü yazımda da Feng Shuı' yi az çok öğrendikten sonra uyguladığımı fark ettiğim bir kaç pratik püf noktadan bahsedeceğim..
  Okuma kolaylığı açısından maddeler halinde vereceğim özellikleri karışık bir sırayla aktarmayı uygun gördüm,, hazırsanız başlayalım:
(EV HAYVANLAR İYİ FENG-SHUIDİR.. BİR DE BUNLAR GİBİ
YARDIMSEVER İSELER :)
1. Fheng-shuı ye göre ucuz bir semtte büyük bir evde oturmaktansa pahalı bir semtte nispeten küçük bir evde oturmak gelişiminiz ve sonraki hayatınızın bereketi için (parayı çeker) daha olumludur, yani iyi feng shuıdir..
(Qİ, YAŞAM ENERJİSİ ARTMIŞ KIZ,
TEMSİLİ RESİM..)
2. Bir tepenin yada yokuşun tam ortasında, devinim halindeki suya bakan bir ev: mükemmel feng shui.. (hemen bir yalı tutun)
3. Park manzarası iyi feng shuı dir..
4. Evlerin yüksekliklerinin aşağı yukarı aynı olduğu bir mahallede daha mutlu olursunuz, zira hayat enerjisinin rahatça aktığı iyi feng-shuı alanlarıdır..
5. Evinizde feng-shuinin daha önce oturanlar yüzünden iyi olmadığını hissediyorsanız, girişe yakın bir yere iki adet flüt asabilirsiniz.. (bknz, bilinmeyen no:35)
6. Çok büyük ve çok küçük giriş kapıları kötü feng-shuı dir..
7. En sağlıklı uyku için yatak odası, giriş kapısından en uzaktaki oda olmalıdır..
8. Spot ışıklar kötü feng-shuidir..
9. Ocağınızın üzerinde bulunan tek bir gözde yemeğinizi yapmak diğerlerini hiç kullanmamak bereket açısından kötü feng-shuıdir.. Ocağın tüm gözlerini zaman zaman kullanmalısınız.. Diğer yandan ocağınız daima temiz olmalıdır..
10. Bozuk ve kullanılmayan ocak pek çok Feng-shuı problemine davetiyedir..
11. Klozet kapağının kapalı olması para şansınız (ve göz zevkiniz) açısından iyi Feng shuidir..
(İYİ FENG-SHUİ YÜKLÜ BİR EV..)
12. Banyo için en ideal renk inci rengidir..
13. Bekar hanımların aşk hayatı için pembe ya da şeftali rengi nevresimler şans döngünüz açısından olumlu durumlara yol açabilir. (erkekler, sizin renk yazmıyor, mecbur pembeden devam:)
14. Keskin kenarlılardan ziyade kıvrımlı mobilyalar daha iyi feng-shuıdir..
15. İş yerinizde masanızın en güçlü yeri kaıdan girildiğinde karşı çaprazda bulunan (yüzü kapıya doğru) yerlerdir..
(KENDİNİ EVDE HUZURLU HİSSETMİYORSAN,  FENG-SHUI DEMENİN ZAMANI GELMİŞ OLABİLİR..)
16. Çalışma masası çekmecesinde bir adet horoz tüyü bulundurmak kariyer ilerlemesi için iyidir..
17. Çalışma masasında yeşil bitki iyi Feng-shuıdir..
18. Eviniz için şans getiren çiçekler; Şakayık, krizantem, erik çiçeği, manolya ve nergistir..  
  Şansınızın yeterince gülmemesi tıkanan hayat enerjinizle ilgilidir. Bu canlı objeler şans döngünüzde iyileştirici dönüşümlere neden olacaktır..
(FENG-SHUI SONRASI..)
19. Evinizde aynalar bulunması bereket açısından da, iyi feng-shuıdir..
20. Evinizde huzur için uçuk pastel duvarlar en iyisidir..
21. Tüm duvarları aynı renk yapmak Yin ve yang'a aykırıdır.. Tezat renkleri ya da bu tür objelere de evinizde yer verin..
22. Parlak kırmızı, vişne ya da kızıl renk iyi enerji veren renklerdir.. Tek tip (koyu) renkler giymek zorundaysanız bu tür iç çamaşır ya da aksesuar iyidir..
23. Daha fazla çıkma teklifi almak istiyorsanız (deniyor) yatağınızın altına küçük, yuvarlak bir ayna yerleştirin.. (dev gibi bir ayna koymayın,, işler karışabilir..
(İYİ FENG-SHUİ KAYNAĞI.. HAREKETLİ SU..)
24. Bazı rakamlar bu felsefede mistik güçlere sahiptir deniyor.. Eğer hayatınızın monoton ve size göre olmadığını, değişmesi gerektiğini düşünüyorsanız; hayatınızda her gün yaptığınız rutinlerden 27 tanesini değiştirin.. (markete farklı yoldan git, diş fırçanı macununu değiş vb..)
  Bu değişiklik hayatınızda da sıkışıp kaldığınız rutini kırarak farklı kader akışlarına ve dolayısıyla fırsatlara sürükleyecektir sizi..
   Evet sevgili arkadaşlar. Bloğumda spiritüel durumlara çoğunlukla yer vermesem de Feng_shui nin pek çok kuralı bana olağan üstü mantıklı geliyor..  Evinizin dizaynında uygulayacağınız bir kaç değişiklik gerçekten de evin ruhuna en uygun tarzı elde etmenizi sağlamakla kalmıyor, aynalar, rüzgar gülleri, kullanacağınız tenkler vb malzeme de (en azından bende) gerçekten hoş duygular yaratıyor.. 
  Feng shui'ye göre hayatta tesadüf diye bir şey yoktur.. Hayatında iyi Feng -shui yi çoğaltırsan benzer benzeri çekecek ve kadim uzak doğulu bilgelerin evrenin nefesi dedikleri Qi yaşam enerjiniz özgürce hayatlarınıza tekrar dolacaktır..
(EŞYALARIN YERİNİ DEĞİŞTİRMEK..)
   Bundan daha özgürleştirici ne olabilir :)..
  O halde bu gün, feng- shui konusu size de iyi kötü sıcak geldiyse ve hayatınızda tam olarak adlandıramadığınız kısır bir döngü, ferah olmayan bir taraf görüyorsanız eğer, bu konuda araştıracağınız daha fazla bilgiyle ve bu sayede yaşam tarzınızda bir iki küçük ayarlamayla daha huzurlu ve kazançlı günlere adım atabilirsiniz..
  Evinize katacağı harika aksesuarlar ve doğru yerleşim biçimi dışında ne kaybedersiniz?
(ÖNEMLİ OLAN İYİ HİSSETMENDİR,,
MUTLU DEĞİLSENMUTLU EDEMEZSİN..)




  Ola ki işer yolunda giderse harika olur.. Diğer yandan size bir sır vereyim ki, inanmak ve ruhunuzu bu yönde kanalize etmek zaten sizde olumlu bir psikoloji yaratarak hayatınızı zaten iyiye yönlendirecektir. Bir de Feng -shui faydalı olursa,, yeme de yanında yat durumu.. (ama altınızda ayna olacak ;)
  Yaşam enerjinizin coşkuyla akacağı sağlıklı, kazançlı ve en önemlisi huzurlu yarınlar görmeniz dileğiyle..                   (Çetin TARI)




GÜNÜN VİDEOSU: 

 EV VE ODA DEKORASYONUNDA FENG-SHUİ 




GÜNÜN KARİKATÜRÜ:



1 Eylül 2013 Pazar

BİLİNMEYENE NO: TATİL;)

YORULDUM:/

(DİNLENMELİYİM..)
    Ve dolayısıyla bugün erken kalkamayacağıma karar verdim sevgili arkadaşlar ki beni her sabah okumak üzere sayfamı açanlara yine de bu zahmetleri için çook teşekkür ederim..
  
    Bu gün dinlenip ve blogda yazacaklarımı bir toparlayıp yarından sonra yine sadece kendime ait ama mümkün olduğunca spiritüalizmden uzak yazılarımla gerçek dünya hakkında sorgulamalarda bulunmaya devam edeceğim..
  
   Varsın Google + eleştirsin :p
  
   Yarından sonra (day after tomorrow) yine aynı şevkle kendi sayfamda olmak için sabırsızlanmakta ve ve okuyan herkese paylaşımları adına teşekkür etmekteyim..                         (Çetin TARI)


*** YARINDAN İTİBAREN YANDAKİ ENERJİYLE ve BEĞENMEYENLERE İNAT YAZILARIM DEVAM EDECEKTİR,,
  BİR GÜNLÜK BLOG TADİLATI İÇİN BLOG YAPAN DİĞER ARKADAŞLARIN DA EMEKLERİNE BİR GÖZ ATMANIZI TAVSİYE EDERİM,, PAYLAŞIM İYİDİR..