14 Kasım 2016 Pazartesi


ÖLÜ ADAM, BEN VE DİĞER HİÇKİMSE

BÖLÜM 5

ZAMAN (PART II)

Fotoğraf: Miss Manga ♥ Barbi ezen a kèpen gyönyörü :) szeritetek nem?
(DAHA İYİ TANIYORUM SENİ ARTIK)
   Kim olduğunla ilgili yeni şeyler öğreniyorum her an, sonuncu ve belki en önemlilerinden biri Cumartesi oldu.
    Bize benzeyen coğrafyalarda 'Şanba' denilen ve İngilizcesinin de türediği, Latincede 'Satürn Günü' manasına gelen gün...
   Cumartesi gerçekten kanatlara sahip olup olamayacağını yani senin için seçilenin uygun olup olmadığına kesin olarak karar verebildiğim, onayladığım ve üzerine zaten bir parçanmışçasına oturan 'Özne'nin gerçekten de sana ait olduğunun onaylandığı gün oldu, ne mutlu...

(ONU SEVECEKSİN)
   Hem en güzel gezegenin de Satürn olduğunu öğreneceksin yakında; incecik buzdan eteği ile, zarifçe eğik ve henüz ölmüş bir güzellik kraliçesi kadar şiirsel... Fakat dünya ile karşılaştırılamaz güzelliği ve yağmur, sık sık yağarken Dünya'ya; Satürn'e 1000 yılda bir yağar öldürücü metan gazının sıvılaşmış hali ile...
   Bizde günler, isimlerini Arapça rakamlardan alırlarken (pek orijinal değil haklısın), ilk isimlendirildiklerinde (latince); gezegenlerin isimleri seçilmiş her biri için. Fakat 'Pazar' hariç, o Dünya'ya en yakın yıldızdan almış ismini; Sunday...
    Her neyse izleyen varsa eğer paylaştıklarımızı, neden bahsettiğimizi en azından şu an için anlayamayacak demiştim; sanki bir cinayet romanı gibi, ama sonunda ya da kritik sayfalara ulaşıldığında 'en baştan tahmin ediyordum!' dedirten: Fakat sorumuz bu değil  ve şu an yalnız sen ve yalnız ben varız burada...
   Satürn gününden çok önce sana ait bu şeyi tahmin ettiğim gibi başka özelliklerini de tahmin edebilirim belki.
   Örneğin; susuyor olman her zaman söyleneni onayladığın manasına gelmeyecek kanımca, bazen sadece aptallara cevap vermek istemediğin için susacaksın Einstein'ın dediği gibi.

  Ve kedileri de seviyor olmalısın öyleyse eğer şanslısın, dünyanın en sevimli (ama en uyuşuk) kedisine sahibim; o da sevecektir seni eminim...

  Zaman demiştim sana dün ve zaman konusunda da kafan karışacak sık sık ama bilim yol gösterecek sana korkma ve yine Einstein gibiler.
(HERKES, HERŞEY BİR)

   Ve iş, zamanın geçişi konusuna anlamaya gelince kendi psikolojik filtrelerine takılıp kalacaksın.
   Şu sözleri başka hiç bir ortamda ve başka kimseden duyamazsın örneğin; zira bunları en yakın arkadaşı Michele Bessso'nun ölümü üzerine onun kız kardeşi ve oğluna yazdığı mektupta dile getirir Einstein...
   ''Michele bu tuhaf dünyayı terk etmekte benden önce davrandı.
   önemli değil...
   ikna olmuş ve inanmış fizikçiler olarak bizler için geçmiş,
   şimdi ve gelecek arasındaki ayrım,
   ne kadar ısrarcı olursa olsun,
   yalnızca bir yanılsamadır. ..''
   Kader, hüsran, ve krizlerimiz; hepsi içsel bir zaman ve nedensellik modeliyle sabitlenmiş gibi genlerimize.
   Oysa sen Einstein'a güven: zira zaman yok diyor, Sufi'lerin de katılacağı gibi;    her şey, sen- ben biriz...
(ÇETİN TARI/ KASIM)



ÖLÜ ADAM, BEN VE DİĞER HİÇKİMSE...

BÖLÜM 4

ZAMAN

(ZAMANA FAZLA DA KAFANI TAKMA)
   Zamanın ne olduğuna dair bilebiliyorsam eğer küçücük bir kırıntı, sana da anlatacağım rehber olsun diye eğer gerçekten varsa bu şey...
   Uyuyorken sen örneğin, bir dev olmanın ne kudretli şey olduğunu tadabilmen için Jonathan Swift'in  Güliver'ini okuyacağım sana, fısıldar gibi ve bu kitapta geçen ve bence zamanın ne olduğunu da en iyi anlatan paragrafı fısıldayacağım kulağına;
    ...Liliput ülkesindeki cücelerin, kahramanın cep saatine nasıl bir şaşkınlıkla tepki verdiklerini  anlatan...
   ''Liliput'lulara tamamen yabancı olan bu tuhaf makine İmparatorun büyük ilgisini çeker ve kendisine açıklanamaz gelen yelkovanın dönüşünü, saatin içindeki hiç durmayan sesi büyük bir dikkatle gözlemler.
   En güçlü muhafızlardan ikisi, saatin halkasından bir sırık geçirirler ve biracı çıraklarının bira fıçılarını taşımaları gibi omuzlarında taşırlar.''
  Tuhaf alet incelenir ancak bilginlerin fikirleri 'birbirinden çok farklıdır.'
   Sonunda saray adamlarından biri rapor verir:
  
(DEV OLDUĞUN HER YERDE,
EĞİLMEYİ DE BİLECEKSİN, GÖREBİLMEK İÇİN...)
''Tahmin ettiğimiz gibi bu alet ya bilmediğimiz bir hayvan ya da devin taptığı Tanrıdır. ama biz ikinci görüşe daha fazla ihtimal veriyoruz çünkü bize ; bu şeye danışmadan nadiren bir iş yaptığını söyledi...''
   Fakat zamanın ne tehlikeli bir aldatmaca olup içinde bir kere sürüklenmeye başladığında kıyıya yanaşmanın da ne kadar zor olduğunu da hatırlatacağım sonra.
  Japonların 'Sessiz Zamanlar'ını getireceğim gözlerinin önüne; çay evi denilen o basit ve küçük mekanda çay içmeleri ve her ritüeli zamandan ne kadar ırak, soyut ve sonsuz ama acelesiz yaşadıklarını...
Bundaki bilgeliği, farkına varabilmeyi, zamanı uzatabilmeyi...
Zamanın dışına çıkıp tekrar tekrar seninle birbirimizi görebilmeyi...

(Çetin Tarı KASIM/2016)


REKLAMLAR:


     
   

12 Kasım 2016 Cumartesi

PAZARLARI YAZMAYACAĞIM VE FEKAT...



*Yarın devam elbet...
ve yarına kadar bu moddayım.



ZAMANIN KIYMETİ BİLMELİSİN..!



ÖLÜ ADAM, BEN VE DİĞER HİÇKİMSE...

BÖLÜM 3

ANLAM


(AKLIN ERENE DEK)
   Kim olduğunu biliyorum ve sen de kim olduğumun farkındasın belki ama, sohbetimize şahit olan biri (ki bunun için yazılmadı bunlar) en azından şu an için bir anlam veremeyecektir muhtemelen aramızda geçen tüm bunlara, bağımıza, kim olduğumuza.
   Her neyse ve kaldı ki sırrımız tüm bunlar; başka hiçkimse için yazılmadılar, yalnız senin için...
   Varolacağın dünya ile ilgili yine demir kadar çıplak  ve yine iç karartan pas soğuğu şeyler anlatacağım sana bu gün; ama korkma yanındayım...
   Kozandan çıkıp sımsıkı yere bastığında dünyaya ayaklarına da çok güvenmemeni önereceğim sana: güvenmen gereken tek şey sana vereceğim kanatlar olacak zira; ya da her zaman orada; sırtının, kürek kemiklerinin hafifçe kamburlaştığı yerde uç veren kanatlarını göstereceğim sana zaten senin olan..
   Baş döndürücü bir hızla artarken varolacağın evrenle ilgili bilim ya da felsefi görüşler ve ardından evrenin büyüklüğü daha bir açık hale geldikçe; insanın öneminin de o ölçüde yitirildiğini fark edeceksin (senin gibi) küçücük bir zaman ardından ve neredeyse kaybolma noktasına gelene dek...
   Bugün, yani benim zamanımda artık, anlaşıldı ki uygarlıklara atfedilen (sözde hayranlık uyandıran) devasa, dönemsel zaman ölçekleri, gezegendeki çok hücreli yaşamın uzun tarihi içinde  ve elbet yaşamın tarihi de tutunmaya çalışacağın gezegenin tarihi içinde bir göz kırpma süresiyle tarif edilebilecek...
    Ve elbet bu gezegen de evrenin o  muazzam genişliği içinde küçücük bir madde zerresinden ibaret: uzayın o ıssız eğriliği boyunca kendisi gibi küçük zerrelerden uzağa kozmik hızlarla taşınan küçücük bir nokta üzerindeki küçücük bir noktasın anlayacağın...
  Bundan 200 milyon yıl sonra ise (neyse ki göremeyeceğin bir trajedi ile) bu hayat dolu, cıvıl cıvıl gezegen , -(bugün bile bir şekilde fark ettiğinden emin olduğum) Güneş'in- genişlemesiyle yok olup gidecek.

(AMA ŞİMDİ TADINI ÇIKAR)
Sana bırakacağım kitaplar arasında rastlayacağın Leslie Paul'ün 'İnsanlığın Yok Oluşu' kitabında bununla ilgili altını çizdiğim şu notu okuyacaksın bir gün;
   ''Bütün yaşam yok olacak, bütün zihinler duracak ve her şey, sanki hiçbir şey hiçbir zaman oluşmamışçasına geriye dönecek... Dürüst olmak gerekirse, evrimin uğruna yolculuk yaptığı hedef de budur; çılgınca yaşayıp çılgıncasına ölmenin varıp varacağı 'hayırlı son'...''
   Velhasıl aklın ermeye başladığında başına ilk dert olan çözümsüz bela anlamsızlık sorunu üzerine olacaktır; yardım edemeyeceğim için gönül koyma bana.
   Yine de yol göstermek için kitaplar karıştıracağım senin için belki ikimizi de kurtaracak,
   Ama şu an gerçeği kabullenip biraz dinlenme vakti...
   Şu an için yapabileceğimiz ve bildiğimiz bundan ibaret:
   ''Yaşam dediğimiz şey karanlıkta yakılan ve hemen ardından sönen bir kibritten farksız.
   Er veya geç ulaşılan sonuç ise;
   onun anlamdan bütünüyle yoksun kalması...''
  


Çetin Tarı (Kasım/ 2016)



10 Kasım 2016 Perşembe

ÖLÜ ADAM, BEN VE DİĞER HİÇKİMSE

BÖLÜM 2
   
KAPI
  
(SABAH)
   Kendinle ilgili basit bir soru;
   ''Şu an, yani suskun, okuyorken bu yazıyı: Dilin ağzının içinde nasıl konumlanıyor?''
  Sormasaydım eğer yoklamayacak ve varamayacaktın farkına; bunca zamandır bilmiyordun aslında, ne garip?
   Velhasıl tanımıyorsun kendini, bunca basit bir soru için bile...
   Aslında saçma, bu soruyu sormam sana, zira doğmadın henüz ve tanımıyorum seni, tıpkı sesim hariç aşina olmadığın gibi bana...
   Bu yüzden doğumunu anlatmam garip oldu ama bu da bir insanı tanımak için fırsattır aslında; demek ki benimle ilgili ilk gerçek; sabırsız olduğum muş?
   Bu alışveriş ikimiz içinde kazançlı olacak anlaşılan, hani Biyolojideki Mutualizm denilen şey gibi; Seni sana  anlatırken diğer yandan da kendimi tanıyacağım: bence gayet makul...
   Sana hep mutluluktan bahsedeceğimi de sanmayasın ve hatta çoğu zaman iç karartıcı görünecek okuyacakların ama böyle işte dünya ve Freud'un dediği gibi 'İnsanın mutlu olma gereği tabiatın planında olan bir şey değil...''
   Bebekliğinden başlayacağım anlatmaya ve istatistik biliminden bahsedeceğim bugün sana ve bir kapıdan bahsedeceğim büyük bir buluşa imza atmışım gibi;  
   Örneğin; Bebeklerin en büyük olasılıkla sabah 4'e doğru doğduklarını biliyor muydun ve belki senin de öyle olacak, kim bilir...
   Bu değil de asıl; yaşam denilen şeyi tattıktan sonra, ölümün en faal olduğu saatin de bu saate çok yakın olması bir tesadüf müdür sence, zira; sabahın 5'i insanların en çok öldüğü vakitmiş, yine istatistik bilimine göre?
   Benim açıklamam bir tür kapı olduğu ve aynı kapıdan girip çıktığımızdır, çıkanlar girenlerle vedalaşırlar anlaşılan o kısacık bir saat içinde...
   Sana anlatacaklarımı takip etmekte çoğu zaman zorlanacaksın belki ama dikkatle dinle; zamanla bütün olacak tüm harfler ve zihninde yeni bağlantılara, heyecanla ateşlenen nöronlara dönüşecekler Çin yurdunda ilk kez uçuşan havai fişekler misali...
    'Bilmek' bu dünyanın ve yaratılışın en büyük günahı olsa da sürgüne yol açan; 'Elma yeme!' ve (aslında Nar olsa da o günah meyvesi) ''tükür onu tüm hücrelerinden'' demeyeceğim sana asla; aksine inadına öğren ve reddet tüm dayatılanları ta ki sorgulayıp kendi doğrun haline geldikleri ana kadar...
   Her neyse...
  
(SEN YA DA TÜM EVREN...)
Sessizlik denizinde otur şimdi yine huzurla...
  Hiçbir şey yapmıyorken aslında ne çok şey yaptığının ve asıl yapman gerekenin çoğu zaman bu olduğunun farkına var, hazırlan tüm bu kaosa... 
   Zira doğmadın henüz...
  Zamanın sürekli değiştiği (Almanlar buna zamanın ruhu; zeitgeist diyecekler) bir dünyadır bu adım attığın ve ortalamada; erkeklerin  71 ve kadın olanın da 76 yaşına kadar nefes alma olasılığın normal olduğu bir memlekete açacaksın gözlerini...
  İstatistik bilimine göre en büyük ihtimalle (%34) kalp veya damar hastalıklarından olacak ölümü çevrendekilerin...
   İşte bu yüzden kalbine dikkat etmelisin;
   henüz çok genç,
   henüz çok güçlü
   ve henüz hiç kırılmadığı için...
   İzin verme sakın buna...
  Aklımın almadığı asıl şey ise kalbin, (2. ölüm sebebi) kanserin bulaşamadığı tek organ olması; bu yüzden kalbine bulaşamayacak  (Latince Yengeç anlamındaki) bu illet...
   Bilimsel sebebini değil ama, neden kanser olunacağını örneğin benden dinleyeceksin yine: Ama bir doktor edası ile değil elbet...
   ''Yaşaman gereken, ama yaşayamadığın her şeyin başına nasıl musallat olacağına dikkat etmen için anlatacağım tüm bunları ve tanıman...''
   Şimdi uyu ve güçlen ve artık doğacağın, doğduğun ve çok önce ile çok sonrasını da anlatmaya devam edeceğim için sana, bir ninni gibi.
   Bil ve tanı diye bizi...
   Kim olacağını...
   Ya da kim olman gerektiğini de aslında...


DAMDAN DÜŞENLE SOHBETLER...
TÜM KİTAPÇILARDA



ÖLÜ ADAM, BEN VE DİĞER HİÇKİMSE...

   BÖLÜM 1:
   DOĞUM

   Aklındaki ilk anıyı düşün?
   Hatırlıyor musun?
(SARILDIN)
  İlk ses?
  İlk görüntü ve belki annen ya da baş aşağı sarkarken sen, yüzünü görmeyip  daha ne olduğunu dahi anlayamadan ve sıcak kozandan yeni sıyrılmışken henüz canını nedensiz acıtan, seni ilk kez ağlamaya zorlayan o ilk kadın; bir hemşire...
   Ya da bir renk belki, karanlıktan aralarken gözlerini dünyaya; beyazlar içinde ve bu yüzden dokunulması yasak ve bu yüzden gözlerini daha da acıtan...
(ARKANDA HİÇBİR İZ KALMADI)
   Renk değilse koku olmalı ve özellikle ciğerlerin, ağladığın ve bu yüzden mucizevi bir itimle temizlendiği ve ekşi, maya kırmızısı ve biraz da kanla rayihalanmış...
   Tüm o; atardamarların, damlayan, tıksıran, gülen ve seninle konuşan ve henüz içinden koparıp almadıkları için  seni bir olduğunuz ve boğuk duyulan ama sesin sandığın belki ve güvendiğin ve bir daha asla aynı yakınlıkta hissedemeyeceğin annenin sesi belki:
   Bir ''hoş geldin bebek'' sözü,
   bir ninni ya da...
   Sadece gülümseme...
  Her ne ise ve her şeyiyle anlatacağım,
  Neden hatırlayamadığını ya da kim olduğunu...
   Daha da önemlisi belki kim olman gerektiği...


KİŞİSEL GELİŞİM/ PSİKOLOJİ (GOA YAYINLARI)


    

8 Mart 2016 Salı


DAMDAN DÜŞENLE SOHBETLER 

RAFLARA ÇIKTIKTAN SONRA OLANLAR :)


BİLECİK KİTAP FUARI




HAYAL BİLGİSİ DERGİSİ 2016 TAKVİMİNDE
 YAZARLARI (VE BANA) YER VERMİŞ





DAMDAN DÜŞENLE SOHBETLER 

NÜANS SANAT DERGİSİNDE


 SEVİMLİ BİR OKUYUCU DAHA




OKUYUCULARDAN DÖNÜTLER







DAMDAN DÜŞENLE SOHBETLER 

İSMAİL KÜÇÜKKAYA İLE ÇALAR SAAT'TE






DENİZ SEKİ'YE YOLLADIĞIMIZ KİTAP SONRASI




D&R DOST KİTAP EVİ, ARKADAŞ, İNKILAP

 VELHASIL KİTAP SATILAN HER YERDE













KİŞİSEL GELİŞİM/ PSİKOLOJİ