9 Temmuz 2015 Perşembe


PERŞEMBE İÇİN ÜZGÜNÜM YETİŞTİREMEDİM,, YARIN DEVAM...
BU ARADA DÜKKANA BAKIP GEÇEN ARKADAŞLARA TEŞEKKÜRLER ;)


YAZAMADIĞIM İÇİN UTANMAK, TEMSİLİ...

BAKIP GEÇENLER, THANK U


VE YARIN SEE U...

8 Temmuz 2015 Çarşamba

BİLİNMEYEN NO: 159

KEŞKE ÇOCUKKEN FAZLA MUTLU OLMAYIP BİRAZINI DA BU ZAMANLARA SAKLASAYDIM; LAZIM OLUYOR ARADA...
YA DA KAFKA

DİK DURMALI KIZ ÇOCUKLARI;
TAÇLARI DÜŞMESİN DİYE...
Postmodern, ne olduğu belli olmayan karmaşadan ya da (baskı ile sanattan uzaklaşıp) ideolojilerden ve en
sonunda da özgürlüğün fark edilmesiyle şekil değişip yeniden sanat olarak yazımı gerçekleşen (olması gereken) edebiyat, nihayet bu bağlamda hikayelere tekrar dört elle sarılmış durumda...
   Artık kitaplarında hikayeler bulunduran yazarlar olması gerektiği gibi daha öne çıkabilmekte ve istedikleri her duyguyu, anlatıyı rahatça okuyucuya verebilmekteler...
BÜYÜYECEKSİN...
   Adı üstünde hikaye; aşağıdaki de uzun zaman önce duyduğum ama kahramanının karanlık ruhiyeti nedeniyle gerçekliği % 50 ortada olduğu (en azından mümkün görünen ve Kafka'ya yakışacak) bir tanesi...
   Kafka'dan küçük bir kıza.
   İçindekiler bir sanatçıdan beklendiği gibi insan ruhuna dair ve sayfalar dolusu anlam taşıyan bir cümle ile  bitirilmiş..
 O halde okumaya ve en azından fırsat varken bugün, düşünmeye değer...

SEVDİĞİN HER ŞEYİ ER YA DA GEÇ KAYBOLACAK
Günün birinde Franz Kafka, rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış. Kız ağlıyormuş. Oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş.Kafka bebeği onun yerine aramayı önermiş ve ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşmişler. 

FAKAT...


Bebeği bulamaması üzerine Kafka, küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazmış ve buluştuklarında kendisine okumuş:“Lütfen benim için kederlenme, dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım.” 
Bu bundan sonra Kafka'nın kıza yazacağı birçok mektubun ilkiymiş... Kafka küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okumuş. 
SONUNDA SEVGİ...

Küçük kız da uzun zaman bu şekilde avunmuş...
Derken gün gelmiş, görüşmelerin artık sonu gelmiş... Kafka son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. Küçük kız, aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. 
Bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş: “yolculuğum beni çok değiştirdi.”Uzun yıllar sonra, artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızımız, gözü gibi baktığı bebeğinin, 
gözünden kaçırdığı bir çatlağının içine sıkıştırılmış bir mektup bulmuş kısaca şöyle yazan:

BAŞKA BİR SURETTE GERİ DÖNECEK... İYİ BAK...


“Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, 
ama sonunda sevgi 
başka bir surette geri dönecek.”


SÖZÜN ÖZÜ:

6 Temmuz 2015 Pazartesi

BİLİNMEYEN NO: 158

İHTİYAR OLUP GENÇ GÖRÜNMEK, GENÇ OLUP İHTİYAR GÖRÜNMEKTEN HAYIRLIDIR,,
YA DA POSTA KUTUNDAKİ MESAJ


yaşlanacağına inamak?
   Bu gün bir mektup okuyacaksın eğer hayattalarsa annen ya da baban ya da her kimse, seni büyüten...
   Okuduğunda kim olduğunu yalnız sen fark edecek ve belki sesini duyacaksın ya da dün olmuş arnızda geçmiş bir hadiseyi...
hep böyle kalınacağına..
 Ama zamanın ne kadar kısa ve derlerimizin ne kadar b*ktan  ve geçici olduğuna, daha önemli başka , derin ve insani  şeylerin varlığına seni uyandıracak bir mektup olacak bu,,
 Ya da bir temenni;  umarım hepimiz için böyle olur...


CANIM ... (boşluktaki isim senindir. bu gözle oku...)


Yaşlandığımı düşünüyorsun ki haklısın...
Sabırlı ol lütfen ve beni anlamaya çalış…

Yemek yerken üstümü kirletirsem ve üzerimi değiştirecek gücüm yoksa artık.
Lütfen sabırlı ol.

Sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanları hatırla...


Seninle konuşurken,aynı şeyleri bin kez tekrarlıyorsam… 
sözümü yine de kesme ve dinle beni.bin defa tekrar okumak zorunda kalıyordum...
Banyo yapmak istemediğimde;
Beni utandırma yada azarlama…
Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi ve oyunlarımızı hatırla..

ama çıktıkça merdivenlere,,

Yeni teknolojiler karşındaki cahilliğimi görürsen bana zaman tanı ve beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme…
Bazen unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam…

lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı… 
eğer hatırlayamazsam,sinirlenme…
çünkü asıl önemli olan benim konuşmam değil,
senin yanında olabilmem ve senin beni dinliyor olmandır.
fark ediliyor ki kalan basamak sınırlı

Sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim…
İyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi… 

yaşamı göğüslemeyi…
Eğer yemek istemezsem, baskı yapma bana. 

Ne zaman yemem yada yememem gerektiğini ben gayet iyi bilirim.
yine de ayrı tut yaş almak başka,, ihtiyarlamak başka...

Ve yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde bana elini ver…
Tıpkı,benim sana ilk adımlarını atarken verdiğim gibi...
Ve bir gün artık daha fazla yaşamak istemediğimi söylediğimde ve ölmek istediğimi…

kızma…
Bir gün anlayacaksın…
yaşımın;zevk alma değil artık idareten yaşama yaşı olduğunu anlamaya çalış...

Bir gün şunu anlayacaksın:

hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye çabaladım ve senin yolunu hazırlamaya çalıştım.
neyse elinde o güne kadar,, yine fazlasını isteme, devam et...
Mecburen yanında olduğumda üzgün,kızgın yada güçsüz hissetme kendini.
Benim yanımda olmalısın,beni anlamalısın ve bana yardım etmelisin.


Yürümeme yardımcı ol ve yolumu sabır ve sevgi ile bitirmeme....
Benim için yaptıklarını,

bir gülümseme ve senin için her zaman taşıdığım 
çok derin bir sevgi ile geri ödeyebilirim ancak...

beraber olacağımız zaman artık az... kalan süre sonunda hoşçakal...


SÖZÜN ÖZÜ:


BİLİNMEYEN NO: 157

DANS EDEMEYECEKSEN BU BENİM DEVRİMİM DEĞİLDİR...
YA DA KALECİ CHE GUEVERA

GÜZELE BAKMAK SEVAPTIR..
HER NE KADAR DOĞRUSU GÜZEL BAKMAK OLSA DA
Kalmadıysa da futbolda tat tuz yine de çocukluğumuzda yapıp ucuz ayakkabılarımızın anasını ağlattığımız mahalle maçları hala hatırlanır ilerlese de yaş.
Böyle sosyalleşir erkek çocuklar ve böyle fark ederler sınırlarını, konumlarını beceri ya da beceriksizliklerini.
Topu olanlar ayrıdır elbet. onlar kollarının altına sıkıştırıp topu istediklerini oynatırlar ama çoğu zaman onların isteklerinden bağımsız, olmadıklarında üst mahalleyi yenmenizin imkansız olduğu çocuklar da vardır.
Asıl göz bebeği onlardır diğer pek çok konuda  olduğu gibi lider, haylaz ve hayalci;tıpkı aşağıdaki çocuk gibi...
Henüz 14, 15 yaşlarında bir çocuk...
 Çocukluğundan gençlik günlerine geçmekte olan...
 Yaşından büyük laflar eden, konuştuğunda kendini etrafına dinlettirebilen bir çocuk...
Birgün evden ayrılıyor.
 Annesine ''Birkaç günlüğüne arkadaşımla bir gezintiye çıkıyorum, 
merak etme, kısa zamanda dönerim'' diyerek ayrılıyor. 
İZLE, SORUMLUSUN...
Annesi her ne kadar gitmesini istemese de, engel olamayacağının farkında. 
Biliyor oğlunu, tanıyor. ''Macera düşkünüdür, haber vermiş olması şaşırtıcı'' diyor.
Arkadaşlarıyla birlikte gittikleri San Lorenzo'da gönüllerince geziyor, eğleniyorlar.
 ''Rosario'ya benziyor bu şehirde fakat daha farklı bir tadı var buranın'' diyorlar. 
Ayrılmalarına üç gün kala ''genç çocuk'' annesine mektup yazıyor:
 ''Çok eğlendik, en kısa zamanda yola çıkıyorum, üç gün sonra Rosario'dayım.''
Annesi mektubu alıyor.
İRDELE HAYATI
 Oğlunun geleceğine sevindiğinden çok, iyi olduğunu öğrenmesine seviniyor.
 Başını belaya sokmadan duramaz çünkü.
 Kanı damarlarında fokurdayan bir çocuk...
Beklenen günde dönmüyor eve, anne telaşlı. 
Kapı çalıyor, tam oğlunun geldiğini düşünürken, bir mektup daha...
 Bu kez korkuyor ve o korkuyla açıyor mektubu:
''Anne, üç gün sonra yola çıkacağımı söylemiştim, biliyorum. 
Fakat burada bir futbol turnuvası düzenlendiğini duyduk ve katılmaya karar verdik. 
Kazanan takıma iyi bir para ödülü vardı. 
Ben, bir takımın kalecisi oldum, arkadaşımsa başka bir takımın forvet oyuncusu. 
VE YAŞA ELBET...
İkimizin takımı da çok iyi gidiyordu. Nasıl gitmesin ? 
Bilirsin, benim oynadığım takım gol yemez, onun takımıysa gol kaçırmaz.
Final maçına kadar karşılaşmadık onlarla. 
Sonra final maçı geldi çattı. Ben kaledeydim, 
o forvette. Farklı takımlardaydık, farklı formalar vardı üzerimizde ama yine yanyanaydık, yakındık.
 Bizim takım 1-0 öne geçti. 
Maçın son dakikalarıydı, kazanmaya çok yakındık. 
Fakat son dakikada rakip takım bir penaltı kazandı. 
Penaltı için topun başına arkadaşım geçti. 
Böyle durumlarda ne kadar hırslı olduğunu bilirsin. Golü atma isteğini gözlerinden okuyabiliyordum. ..''
diye devam ediyordu mektup. 
O penaltı gol olmadı.
AMACI OLSUN HAYATIN...
 Kaledeki ''genç çocuk'' kurtardı penaltıyı. 
Takımı şampiyon oldu ve ödülü kazandı.
 Herkesin çocukluğunda mahallerinde oynadığı maçlar, 
kurtardıkları penaltılar ve attıkları gol çok önemliydi. 
Fakat bu penaltı, daha da önemliydi.
 Bu penaltı gol olsa, bugün belki, Küba diye bir ülke olmayacaktı.
O ''genç çocuk''...
O genç kaleci...
Ernesto Che Guevera...


SÖZÜN ÖZÜ:

4 Temmuz 2015 Cumartesi

BİLİNMEYEN NO: 156

BEN SİZE AY'I GÖSTERİYORUM,
SİZ İSE PARMAĞIMA BAKIYORSUNUZ?  
YA DA EMEL'DEN ŞABAN'A MEKTUP

DİNLE...
   Ölümünün yıl dönümünde hâlâ en tepedeki ölümsüz bir adamdan bahsedeceğim pek yapmadığım bir biçimde bugün.
   Sayfalarca anlatmak, örneklemek yetmez ama şu yönden su serpilebilir yüreğimize; her aile çocuklarına anlayabileceği yaşa gelince bu kültüre ait değerlerden ilk olarak Şaban'ı hediye eder ; beraber gülecekleri, aile olabilecekleri, paylaşabilecekleri, sıcaklık duyacakları, kendi çocukluklarında kendi büyükleriyle geçirdikleri zamanları hatırlayacakları belki...
   Nasıl bir sanatçı olduğuna, ki tez konusu olarak muhtemelen pek çok üniversitede sayfalarca adına araştırmalar dizilidir, fazla girmeye gerek yok.
   Bugün yapacağım onu yakından tanıyan Emel Sayın'ın daha önce görmediğim bir mektubunu sizinle paylaşmak olacak sadece...
   Böylece onu neden sevdiğini bir kere daha hatırlaya bilesin....
BİR MEKTUP
***
   O zamanlar tığ gibi delikanlı, cepte para çok. 
Oyuncu bir de, Mavi Boncuk filmini çekiyoruz. 
Bir gün setten çıktık eve gidiyoruz. Ben Laleli'de oturuyorum. 
Kemal, benden önce çıktı. 
Herkes yevmiyesini almış, taksiyle giden gitti, kendi arabasıyla giden gitti. 
Ben baktım ki Kemal yürüyerek gidiyor; üç kilometre var gideceği yere. 
Her gün yürüyerek gidip geliyor. 
Merak ettim, nereye gidiyor bu adam böyle diye.

Uzun süre yürüdü,sonra bir bankta bir adam yatıyordu.
tanıdığın ama burada olmayanla ilgili
 Kaldırdı adamı, bir şeyler konuştular, sonra cebinden para çıkarıp verdi. 
Şaşırmıştım. 
Sonra biraz daha ilerde bir lokantaya girdi, bir şey yemeden çıktı, oraya da para verdiğini görmüştüm...
Bıraktım takibi, banktaki adama yaklaştım: 
'tanıyor musunuz o az önce size para veren adamı?' dedim.
'Adını bilmem, sormam da, her gün para verir bana..' dedi.

Teşekkür ettim. 
Az ilerideki lokantaya gittim: 'Az önce gelen beyin borcu mu var size?'dedim. tanımadılar beni:
 'Kemal abi'nin mi, yok hayır bize her gün evsizler uğrar, yemek yediririz, o da sağ olsun, onların yemek masrafını öder...'dedi..

Unutmamaman için...


SÖZÜN ÖZÜ:

'Sen ne güzel bir adamsın ya..'dedim, 

ne olduğunu anlayamadı, sarıldım ağladım..


Ertesi gün Kemal'in yanına gittim.
'Ölme sen benden önce..' dedim, 
ama dinletemedim...

2 Temmuz 2015 Perşembe

BİLİNMEYEN NO: 155

CAM KIRIKLARI GİBİDİR BAZEN KELİMELER, AĞZINA DOLAR İNSANIN. SUSSAN; ACITIR, KONUŞSAN KANATIR...
YA DA KAFAMDA DELİ SORUNSAL



   Hazır olmak ve  zamanın doğru olması...
BAKABİLDİĞİN İÇİN MAVİ
YA DA BAKABİLDİĞİNİ GÖRDÜĞÜN İÇİN?
   Seni etkileyip ve tam bir paradigma kaymasına imkan verebilmesi için bazen o fikrin, bu ikisi ve hem de tam da birlikte bulunmaları gerekir...
   Yaşadıkların ve duydukların işte bu yüzden bir kulağından öbür kulağına buharlaşarak yokluğa karışırken aynı fikir ve anlayışla karşılaşan bir başkası bu şeyin; aradığı cevap olduğunu ve nasıl bu güne kadar gözden kaçırmış olduğunu söyleyip hayıflanabilir kendi kendi kendine...
   Aşağıdaki sorular bu kadar iddialı olmasa da okuyan birden çok kişiden en azından bir ikimizi ve en azından yine bugün için kendine getirecektir sanırım...
   NOT: Bu arada çok kişi ziyaret ediyor sayfayı ve oysa ki ben ''okumayın!'' dememe rağmen? Kafanız karışıp rahat dünyalarınızda rahatsız edici fikir veya resimlere tabi kalabilirsiniz burada. o halde iyisi mi hiç bulaşmayın ya da?..
YEMEYE HAKKIN OLDUĞU İÇİN..
   Uyarılarıma rağmen yine bu sabah kaşınarak uyandıysan eğer, kendine (varoluşsal) gelmen için bir kaç dakika düşünmeni gerektirecek sorulara başlayabiliriz demektir...
   Her soruyu iki kez okumanı ve ne kadar nankör olduğunu görmeni isterim.
   Ve elbet bunları yazan tıpkı benim gibi...

TAM DA KENDİN OLDUĞUN VE
YİNE DE GÜZEL OLDUĞUN OLABİLDİĞİN İÇİN?
* Yüzünü yıkamaya gitmen sadece bir dakikanı alacakken, yatağa bağlı ve tüm manzarası loş odanın tavanı olanları düşündün mü hiç?..

* Kırk çift ayakkabını her defasında beğenmeyip yenileri için bahane ararken ve dışarı çıkıp basit bir spor ayakkabıyla, yürümenin ne büyük nimet olduğunu bilemeden ayağı ya da ayakları olmadığı için eve bağlı kalanları getirdin mi hiç aklına?..

 * Binerken kalabalık olduğu için küfrettiğin otobüse, uzaktan bakan o tekerlekli sandalyedeki adam, yerinde olsa nasıl davranırdı diye?..

* İlaç parası olamadığı için çocuğunun başında nöbet tutan ya da az bir para için daha geceler boyu çalışan o  işçiyi? Sen gece bir iki saat geç uyuduğun için paranı kazandığın iş yerindeki masanda mutsuz esnediğini görse...

* Dün akşamki yemeğe burun kıvırdığında ve her pazara gittiğinde bazen görebildiğin ama görmemezlikten geldiğin o, artık ve yerlerde ya da çöpteki çürük meyve sebzeyi toplayıp evine aş için götüren kadınları...
 
* Peki anne ve baban ya da en azından birinin yanında olduğu için şükrettin mi bugün, onu telefonla bile aramaya üşenirken?..

O SAÇMA SAPAN ŞAPKAYI TAKA BİLDİĞİN ????
* Ve derin nefes almaktan imtina ettiğin için yatağında oksijen tüpüyle yatan insanlara karşı işlediğin günahı ya da bugün de ölmeden uyanabildiğin ya da kaşıyabildiğin  için sırtını, görebildiğin için uçan uğurböceği ve hatta karafatmayı ya da gidebildiğin için yardımsız tuvaletine şükrettin mi...

* Ne kadar şanslı olduğunun farkında mısın?

* Ne çok şikayet ettiğinin,

* Nankörlüğünün,

*Vefasızlığının,

*Kalan zamanının?

* Ölümsüz olmadığının?

farkında mısın...



SÖZÜN ÖZÜ: Becerebildiğimiz tek şey zarar vermek...


1 Temmuz 2015 Çarşamba

BİLİNMEYEN NO: 154

İNSANLARIN DA YAN ETKİLERİ VAR. BAZILARI BAŞINI DÖNDÜRÜRKEN BAZILARI MİDENİ BULANDIRIR...
YA DA HAPPY BİRHTH DAY CEHENNEM

   Mensubu olduğun ırkın özellikle de toplu, sürü psikolojisi içinde yapabileceklerinden korkmanı tavsiye ederim sana. 
önce güzel bir resimle başlamalı, alıştıra alıştıra...
   Vahşet, ilk çağlardan beri olagelmiş bir kavram olsa da hayvanlar aleminde dahi şu ana kadar 'Zevk için öldüren bir hayvan' olduğuna dair herhangi bir delil (resim, rapor) yoktur.
  ne mutlu ki zevk için öldürmek sadece senin ırkına ait bir kültürdür ve 'bilme' marifetinin, elmanın ve onu yememiz için tuzak kuran yılanın, ya da saf gibi onca yiyecek varken ille de elmanın tadına varan erkeğin mi suçudur?
  her neyse, bu dünya da yanına kaldığı çok belli bunları yapanların ve umarım ki bunun için gerçekten bir cehennem olsun...
Aşağıda insanlık tarihinden (fotoğraf icat edildiğinden beri diyelim) bir kaç fotoğraf... Karşı çıkmıyor ve rahatsız olmuyorsan eğer suçun bir parçasısın demektir...  

* küçük çocuk ölü. Onu taşıyan çocuk, onun ağabeyi. Kardeşinin naaşını bir krematoryumda yakılması için çıplak ayak sırtında taşıdı. Kardeşinin yakılmasını izlerken tek bir damla gözyaşı dökmedi, ama dudaklarını ısırmaktan kanatmıştı...

* Stefan Passe tarafından çekildi ve National Geographic'in 1913'teki sayısında basıldı. Fotoğrafın başlığı oldukça net: "Moğol bir kadın açlıktan ölmeye mahkum edildi."

* Kamptaki esirler üzerinde tıbbı deneyler yürüten eski kamp doktoru Dr. Fritz Klein toplu mezarda cesetler arasında duruyor. 15 Nisan 1945 
* Hollanda 1 Kasım 1861köle ticareti
Obezite ile savaşaduralım Sudan, 1994
Napalm saldırısı 1972 Vietnam

* 1 Şubat 1968. Güney Vietnam Polis Şefi Nguyen Ngoc Loan, Viet Kong'lu olduğundan şüphelendiği genci öldürürken...
1930 ABD, ırkçılık

ve 2015 sonrası, İŞİD'in yaptıkları...
 Onlar buraya konamayacak derecede ileri bir hayal gücünün dayanma ve nefret sınırını aşan ürünüdürler ki değil seyri dinlemesi bile insanlığımızdan utanmamız için yeterlidir...

sözün özü: önce hayvan olmayı öğrenmeli...